| Türkiye'de Müslüman Sol Neden Olmaz? |
|
|
| Yazar Öner Bulut | |
| Pazar, 21 Haziran 2009 | |
|
Birkaç sene evvel, malum statükocu medya organlarında, yaygaralı alkışlarla karşılanan(*) bir oluşum doğmak üzereydi: Müslüman sol. Bu oluşum ile birlikte Türkiye Müslümanlarının, sağ partilerden kopması hedefleniyordu. Mehmet Bekaroğlu ve Ertuğrul Günay önderliğinde politik arenada nabız yoklayan bu ‘zorlama siyasi oluşum’, beklenenin aksine muhafazakâr çevrelerde beklenen teveccühü görmedi. Görmesi de mümkün değildi. Sebeplerini, katıldığım bir panelde edindiğim izlenimler üzerinden, makalemin ilerleyen bölümlerinde irdeleyeceğim.
Panelin konusu her ne kadar ‘Kanlı Pazar ve Yeşil Kuşak Projesi’ olsa da, panelde bu elim olaylara, sosyo-politik ve tarihi bir gözlükle bakmak, taraflarca karşılıklı empati kurarak barışçıl bir gelecek için çözüm aramak yerine, kolaycılığa kaçılarak, dünyadaki gelmiş geçmiş bütün kötülüklerin vebali, bu tip sosyalist platformlarda daima yapıldığı üzere, yine liberal-kapitalist sisteme yıkılıp, vahşi kapitalizm! yegâne günah keçisi ilan edildi ve akabinde de özellikle panelin konuşmacılarından Sayın Hayri Kırbaşoğlu tarafından, yüksek dozajda sosyalist-Marksist propaganda yapılarak, çözüm üretmekten çok, ‘cadı avı’ tadında suçlu avına çıkıldı. Aslında çoğunluk Türkiye sosyalist ve Marksistlerin içine düştüğü, liberal siyaset ve kapitalist ekonomik düzen hakkındaki derin bilgisizliği; harici ve dâhilî sosyo-politik ve iktisadi hayatı doğru okuyamama problemini; tüm siyasal ve sosyal sorunlara, içler-dışlar çarpımı gibi basit matematiksel kurallarla çözüm bulunabileceğini sanma saflığını göz önünde bulundurduğumuzda, kendilerini Müslüman solcu olarak adlandıran bir oluşum tarafından yapılan bu panelde, analiz ve çözüm üretmekten ziyade, tumturaklı sözlerle süslü sosyalist-Marksist propaganda yapma kolaycılığının tercih edilmesi fazlasıyla şaşkınlık yaratmamalıydı. Fakat panelistlerden akademisyen Sayın Hayri Kırbaşoğlu’nun ileri sürdüğü iddia ve argümanlar o kadar romantik ve o kadar ezberiydi ki, panel esnasında verdiğim cevaplarla yetinemeyip, bu makaleyi yazmaktan kendimi alıkoyamadım. Sayın Kırbaşoğlu’nun söylevine birazdan döneceğim. Öncelikle bu panelin, benim açımdan, dünyadaki tüm aksaklıkların çözümünü, ‘Müslüman halkların kardeşliği’ ve ‘tek yol sosyalist devrim’ ve benzeri köhnemiş basit klişelerde bulan sosyalistlerin hâlâ vârolduğunu ve bu sosyalistlerin, Türkiye’de Müslüman sol bir düşünce akımının kurulabileceğini hûlya ettiklerini görmek açısından da güzel bir rasathane olduğunu söylemek isterim. Rüyalarda yaşamak güzeldir, uyanana kadar geçici mutluluk ve dinginlik verir. *** Panelde Sayın Hayri Kırbaşoğlu tarafından ileri sürülen propagandist görüşlerden birisi, Türkiye’de Müslümanlar veya siyasal İslamcıların, ezelden beridir kendilerini sağ görüşe ve partilere yakın hissetmelerinin yanlışlığıydı. Bu yanlışlığın sorumlusu olarak da, sol görüşe yeterince teveccüh göstermeyen Müslümanlar ilan edildi. Hiçbir sosyolojik kanıta dayandırılamayan ve basit bir mantık önermesi ile ulaşılan bu görüş, aynı zamanda tarihi temelden de yoksundur. Türkiye Müslümanlarının veya geniş manada ele alırsak Türkiye muhafazakârlarının, kendilerini siyasal sağ görüşle özdeşleştirmesinde ve iktisadi hayatta, daha ziyade kapitalist ekonomik modeli benimsemesinde, bugüne kadar İslamiyet’i ve hatta din olgusunu tamamen reddiye üzerine söylem geliştiren, bunu başaramadığında da İslamiyet’i kendi istekleri doğrultusunda sosyalist forma sokmaya çalışan, Müslüman fertlere özgür, dinamik ve tutarlı bir ekonomik model sunamayan Türkiye sosyalistlerinin hiç mi kabahati yok? Öyle ya, klasik materyalizmin savunuculuğunu yapan sosyalistler, bugün bile hâlâ, din kavramını, bireyi hükümsüzleştiren ve hatta bireyin zihinsel vasıflarını öldüren, kendi tanımlarıyla bireyin beynini uyuşturan bir afyon olarak tanımlamaktadırlar, esasında bireyin beynini uyuşturanın ve bireyi, toplum içerisinde hiçliğe mahkûm edenin, bol keseden savrulan sosyalist yalanlar olduğunu unutarak. Türkiye solu, varlığını ilan ettiği günden bugüne değin, hiçbir zaman Müslümanların gerçek dertleri ile ilgilenmemiştir. Mesela şu an için Müslüman kesimin sosyal alandaki en büyük problemi olan ‘kamusal alanda başörtüsü yasağı’ hakkında, birkaç ferdi çıkış haricinde, bugüne kadar hangi sosyalist cemaat elle tutulur, gözle görülür ve etki yaratır bir şekilde, müspet bir tepki koydu veya yasaklara karşı, önkoşulsuzca din ve vicdan hürriyetini savundu? Aksine sesleri gür çıkan bütün sosyalist platformlar, başörtüsünü, kadının beynini kurutan, zihnini karartan paçavra olarak gördüler. Türkiye sosyalizmi, devletin sırtına basmadan üreten ve zenginleşmeye çalışan Anadolulu Müslümanlar için bugüne kadar bireysel zenginleşmenin ve hür teşebbüsün önünü açan özgür bir ekonomik sistem sunabildi mi? Oysaki büyük çoğunluğu muhafazakâr ve hatta siyasal İslam’ı tercih etmiş olan Anadolu sermayedarları, kapitalist ekonomik modelin sunmuş olduğu, hür teşebbüs, özel mülkiyet, bireysel zenginleşme, ekonomik büyüme, tasarruf gibi kavramları iktisadi hayatlarında şiar edinmişlerdir. Sosyalizm ise bu saydığım kavramların tamamını, hatta çoğu yerde özel mülkiyet kavramını dahi yok addeden bir ekonomik model sunmaktadır. Hatta daha ileri giderek, alışveriş yapmaya yarayan ve klasik manada bir meta olmaktan başka bir anlam yüklenemeyecek parayı ve parasal birikimi fetiş haline getirip, “ha -emeksiz kazanç haksızlıktır, sömürüdür- demişsiniz, ha -faiz haram- demişsiniz”e kadar vardırıyorlar olayı(**). Türkiye sosyalistleri buna rağmen Müslümanların sosyalizmi tercih etmelerini istemektedir. Sosyalistlerin romantik olduğunu her zaman söylemişimdir. Kapitalizmi keşfederek, üreten, zenginleşen ve kalkınan Anadolu’nun Müslüman müteşebbislerinin, kapitalizmin sunmuş olduğu nimetleri tatmışken, bu raddeden sonra geriye evirilerek eski yoksulluk ve tembellik günlerine dönmeye niyetleri olduğunu hiç sanmıyorum. *** Özelde Türkiye Müslümanlarının, genelde de tüm dünya Müslümanlarının, Kafkasya ve Balkan Müslümanlarına sosyalist yönetimlerce yapılan mezalimlerden sonra, savaş karşıtlığı, anti-emperyalizm, mazlum halkların savunusu gibi, kalplere hitabeden sahte sosyalist duyarlılıklarından etkileneceklerini hiç sanmıyorum. Müslümanlar artık öğrenmişlerdir ki, sosyal adalet, mutlak eşitlik, kazancın eşit dağıtımı diyerek ve çoğu zaman popülist propaganda ile bu kavramların içini boşaltarak sosyalizm devrimini gerçekleştiren ülkelerin, mazlum halklara yaşattığı acıları görmezden gelerek, yani tarihin gerçeklerini unutarak, emperyalizme ve mezalimlere karşı çıkılamaz. Ve yine Müslümanlar görmüşlerdir ki sosyalizm, ardından mutlaka ama mutlaka despotizm ve otoriterizmi getiriyor. Sosyalist devletlerin, Müslüman halklara çektirdiği acıları ve uyguladığı soykırımları görmek için, çok fazla gerilere gitmeye hacet yok. Yakın bir tarihe kadar Çeçenistan’da ve Doğu Türkistan’da yaşananlar ve halen yaşanıyor olanlar belleklerden silinmemiştir sanırım. Fakat Sayın Hayri Kırbaşoğlu’nun bu tarihi acılara giydireceği bir kılıf, uyduracağı bir bahane de yok değil: Kafkas Müslümanları, Amerikancıymış, mevut sosyalist düzene karşı başkaldırmış, Amerika’dan silah yardımı almış… Vaay, vaay, vaaaay… Ne büyük suç… Bunları duyduktan sonra dumura uğradım, acaba kulaklarım beni yanıltıyor olabilir mi diye yanımdaki arkadaşlara sordum. Duyduklarım maalesef ve maatteessüf ki doğruymuş. Peki, sormazlar mı o zaman, siz sosyalistler, ne hakla Amerika’nın şuan Orta Doğu’da uyguladığı zulme karşı çıkacaksınız? -Öyle ya soğuk savaş döneminde Sovyet yönetimi tarafından silahlandırılan Afganistan, belki de Sovyet yandaşı olduğu ve Sovyet Rusya’sı tarafından silahlandırıldığı için ABD tarafından işgal edilmiştir-. Ya da mevcut düzeni yıkmak için yola koyulan Türkiye sosyalistlerinin, 80 darbesi ile başı ezildiği için ne hakla siyasal İslamcılara ve hatta liberallere dert yanacaksınız? Sayın Hayri Kırbaşoğlu tarafından dile getirilen ve Kafkasya’da yaşanan sosyalist mezalimini mazur göstermeye çalışan bu cümleleri, bireysel bir hezeyan olarak görmek istiyor ve bu ülkenin sosyalistlerinin genel manada ideolojik olarak, Sayın Hayri Kırbaşoğlu ile aynı duyguları paylaşmadığını umuyorum! *** Liberalizmi ve dahi kapitalizmi, kulaktan dolma bilgilerle eleştiren ve Müslüman halkların özgürlüğü için sosyalizmi işaret eden, reel dünyayı okumaktan yoksun sosyalistlere, mevcut siyasal dünyada, Müslümanların dini vecibelerini özgürce yerine getirebildiği, devletin gücü karşısında insan yerine konarak sosyal hayatlarını hürce yaşayabildiği ve baskıcı devletin müdahalesine maruz kalmadan her manada bireysel gelişimlerini serbestçe sağlayabildiği ülkelerin tamamının, siyasal liberalizmi devlet sistemlerine entegre etmiş olan batılı ülkeler olduğunu söylemek isterim. Bugün için kendilerini İslam Cumhuriyeti ilan eden ve nüfuslarının çoğunluğu Müslümanlardan müteşekkil birçok Orta Doğu ve Kuzey Afrika devletlerinin (Türkiye de dâhil), kendi halklarının dini hayatlarına karşı baskıcı ve otoriter müdahaleler yaparak, İslamiyet’i devlet güdümüne sokmaya çabalayan, siyasi rejimleri kör olmayan bütün gözler görecektir. *** Makalemi bitirmeden evvel bir hakkı teslim etmek isterim: Bu makalemi yazmama neden olan panelin konuşmacılarından Sayın Yusuf Tanrıverdi (Özgür Eğitim-Sen Genel Başkanı) ve Sayın Kemal Bülbül (Pir Sultan Abdal Derneği Genel Sekreteri)’ün realist, kendisine ötekiyle duygudaşlık kuran, çözüm için arayışta olan ve yöntem belirten konuşmaları ayakta alkışlanmaya değerdi. * Bkz. Ahmet Hakan neler yazmış: http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/5589888.asp?yazarid=131 Bkz. Nuray Mert’in bir hafta arayla yazdığı iki adet ibretlik yazı: 1- http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=207759 2- http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=209123 Bkz. Nuray Mert Müslüman solun kuruluşu hakkında yazdığı yukarıdaki iki heyecanlı yazının ardından, başarısızlığa uğrayan Türkiye’deki Müslüman solun akıbeti hakkında altı ay sonra neler yazmış. http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=223475 ** Nuray Mert 04.01.2007 tarihli makalesinde yazmış: “Ha 'Emeksiz kazanç haksızlıktır, sömürüdür' demişsiniz, ha 'Faiz haram' demişsiniz.”Yeri gelmişken; Bu Müslüman solcuların veya Müslümanları kendi ideolojilerine çekmeye çalışmaktan başka İslam’la alakası olmayan solcuların, sosyalizmi dinleştirerek, İslam’ın muadili olarak gösterme çabalarını ve hatta Marksist ideolojinin kurucusu Marks dede efendinin söylemlerini, İslam Peygamberi Hazreti Muhammed (s.a.v.)’in hadisleriyle örtüştürmeye çabalamalarını anlamak mümkün değil. Bakınız müslümansol.net yazarlarından Peren Birsaygılı neler neler yazmış: Karl Marx, bu dünyadan gelip geçmiş en adam gibi adamlardan birisidir… Ve İslam alemi Karl Marx’a borçludur. Çünkü Karl Marx, modern çağda Müslümanların yapması gereken kapitalizm eleştirisini yapmıştır. Çünkü Karl Marx, Müslümanlar’ın Kuran’ın mülk paylaşım ve bölüşümünü önceleyen anlayışını çoktan terk ettiği bir zamanda, ezilen milyonlarca insanın sesi olarak ortaya çıkmıştır. Ve çünkü Karl Marx, Allame Muhammed İkbal ’in de tabiriyle “Cebrail’i olmayan bir Peygamber” dir. Gerçekten de ibretlik kelamlar. Bu yazıyı okuyan bir Müslüman’ın derhal Marksist olması kaçınılmaz gibi gözüküyor! Rabbim sen aklımızı koru, Müslümanları sosyalistlerin deli saçmalarından uzak tut! Âmin!
|
|
| Son Güncelleme ( Pazar, 21 Haziran 2009 ) |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|


