| "Kemalist" Ruhlu Muhafazakarlar |
|
|
| Yazar Alper Akalın | |
| Perşembe, 18 Haziran 2009 | |
|
Şimdilerde dahi, Taraf Gazetesi’nin ortaya çıkarmış olduğu “İrtica ile Mücadele Planı” gibi vahim bir çalışmanın baş hedefinde olan bir cemaat hareketinin yayın organı, nasıl olur da bilgi kirliliği ve korku cumhuriyeti yaratmaktan başka hiçbir halta yaramayan bu tür raporlardan saldırılarına bir dayanak noktası oluşturur? Fethullah Gülen’in önderliğindeki “Gülen Hareketi”, Türkiye’nin ve hatta dünyanın en organize misyoner hareketlerinden biri. Bu hareketin amacı, kültürler arası dialog ve hoşgörü gibi takdim edilse de, en nihayetinde yürütülen faaliyeetler, müslümanlığı gayri-müslümlere daha iyi anlatabilme amacını taşıyor. Dünyanın dört bir yerinde açılan okullar, yurtiçinde güçlü iletişim kanalları ve cemaat networkunun yaratmış oldugu ticari işbirliği ve bu networkun sonucunda sahip olunan zenginlik, her misyoner hareketin hayal edip de ulaşamadığı imkan ve kudreti bizlere gösteriyor.. Misyonerlik kimseyi zorla dinini değiştirmeye kalkışmadığı sürece geniş bir özgürlük alanına sahip meşru bir haktır. Yalnız ülkemizde misyonerlik faaliyetlerine nedense hiç sıcak bakılmaz. Bu açıkçası, hem milliyetçisinde, hem solcusunda, hem laikinde hem muhafazakârında gözlenen ilginç bir durumdur. Benim ilk yazıda eleştirmek istediğim durum şuydu: Velev ki, Türkan Saylan Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği altında, kızları okutmak bahanesiyle hristiyan misyonerlik faaliyeti yapıyor.. Bundan Zaman Gazetesi neden rahatsız oluyor? Aynı iddialar defalarca, Gülen Hareketi’nin eğitim kurumları için “kültürler arası hoşgörü kisvesi altında irticai faaliyetlerde bulunuyor” diye bizlere sunulmadı mı? Çiğdem, “Gazete rahatsız olmuyor, sadece haberi bir kaynaga dayandırtarak okuyucusuna sunuyor” gibi bir cevap verse de, Türkan Saylan’ın hristiyan olduğu ve misyonerlik faaliyetleri yürüttüğü konusunun ısıtıp ısıtıp Zaman Gazetesinde “objektifmiş” gibi sunulmasındaki amacı idrak edemeyecek kadar saf değiliz hiçbirimiz.. Zaman Gazetesi, üstelik bu misyonerlik iddiasını da MİT’in raporuna dayandırıyor. Hani, 1996 yılında Fetullah Gülen hakkında rapor çıkartarak, 28 Şubat’a zemin hazırlayan figürlerin başında gelen kurumdan bahsediyoruz.. Kaldı ki, MİT benzeri diğer istihbarat örgütlerine ait türlü türlü istihbarat raporları ve bu raporların Gülen Hakkında çıkardığı “provakatif” yorumlardan da Gülen Hareketi’nin neler çektiğini 28 şubattan beri gözlemliyoruz. Şimdilerde dahi, Taraf Gazetesi’nin ortaya çıkarmış olduğu “İrtica ile Mücadele Planı” gibi vahim bir çalışmanın baş hedefinde olan bir cemaat hareketinin yayın organı, nasıl olur da bilgi kirliliği ve korku cumhuriyeti yaratmaktan başka hiçbir halta yaramayan bu tür raporlara itibar eder ve bu raporlardan saldırılarına bir dayanak noktası oluşturur? Yani soru şu: Bir misyonerlik hareketi Türkiye’de defalarca benzer kaynaklardan aynı şekilde saldırılara maruz kalmışken, bir başka misyonerlik hareketini, misyoner olmakla suçlama paradoksuna nasıl düşer? Benim aklıma gelen tek cevap, son yazımda ve Çiğdem’in geçen seneki videosunda da tespit ettiği üzere şu: Türkiye’deki hakim muhafazakar kesim, kendi ahlaki değerlerini; ister bir dine ait olsun ister bir ideolojiye, diğer ahlaki değerlerden üstte görüyorlar.. Mesela, bir Müslüman, bir gayri-müslümi müslüman yaparsa hayırlı bir iş yapar ama tam tersi için bir felaket söz konusudur. Ve bu yüzden, bu ülkeye "güzel ahlak" gelecekse, onu da ancak “cemaat” getirebilir. Diğerlerine bu konuda söz düşmez.. Bu paragrafı, bir de tam tersten şekilde okuyalım.. “ Bir türbanlıyı çağdaşlaştırmak her Atatürkçünün en önemli görevidir. Bir türbanlı eğer özgürlüğüne kavuşmak istiyorsa, öncelikle o bez parçasından kurtulmalıdır. Ama tam tersi bir özgürlük felakettir. Türkiye’de özgürlükler gelecekse, onu sadece biz getiririz.. “ * Kemalistler ile bu yazıda sözü geçen muhafazakarlar, “değerlerinin üstünlüğü” konusuna gelince, bakın nasıl aslında aynı dili farklı kelimelerle konuşuyorlar.. Zaman ve benzeri gazeteler, “hakiki” demokrat olduklarını ispatlayacak samimiyet testinden, ancak diğerlerinin özgürlüğüne de saygı göstererek geçebilir. ** Ama ne yazık ki, kendileri ile aynı misyonu edinen ve nitekim kendilerinden çok daha az imkan ve güce sahip olan kurumlara (ÇYDD), yıllardır kendilerinin müzdarip olduğu saldırı yöntemlerini kullanarak (MİT raporları vb.) bu kadar hoyratça tavır takınmaları anlaşılır gibi değil. Bu tür saldırı ve dezenformasyonlar, Zaman Gazetesinin “Muhafazakarların Hürriyet’i” iddiasında bulunanların eline koz vermekten başka hiçbir işe yaramıyor. Ve bu yüzden, Zaman ve benzeri gazeteler, ne kadar gerçekleri yazıyor olsalar da; ne kadar demokrasi havariliği yapsalar da, ne kadar özgürlükçü tavır takınsalar da, “ötekileri” kucaklamaktan ve onlar tarafından ciddiye alınmaktan aciz kalıyor.. Dipnotlar: * Soner bir yazısında bahsetmişti; devletin koymuş olduğu türban yasağından şikayetçi bir muhafazakar, konu uyuşturucu ve zinaya gelince bir anda devlet yasaklarını savunacak konuma geliyor diye. Kemalistler ile “kemalist ruhlu” muhafazakarlar, konu kendilerini rahatsız eden toplumsal yaşayış biçimleri oldu mu; aynı yasakçı zihniyete sahip oluyorlar ve bu durum, tabi ki de Zaman ve benzeri gazeteleri “Muhafazakarların Hürriyeti” yakıştırmalarına maruz bırakıyor. ** Ha tabi, gazetenin veya cemaatin demokrat olma gibi bir kaygı taşımadığını iddia edecek olanlar varsa, bu yazıyı boşa yazdık demektir, o ayrı..
Öncelikle ilk yazıda kendimi iyi ifade edemediğimi düşünmeme yol açan Çiğdem’in cevap yazısı için Çiğdem’e teşekkürler. Bu yazı vasıtasıyla meramımı daha iyi anlatabilmişimdir umarım.. |
|
| Son Güncelleme ( Perşembe, 18 Haziran 2009 ) |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|


