CHP Neden Solcu Sayılmasın Ki? Yazdır E-posta
Yazar Buğra Kalkan   
Pazartesi, 01 Haziran 2009

 Orjinal Link: www.hurfikirler.com


http://fotogaleri.haber7.com/inner//858920080719030454473.jpg

Türkiye’de kendini demokrat gören solcular, ortodoks solcular ve hatta liberaller arasında CHP’nin sol bir parti olmadığına ilişkin yaygın bir kanaat var. -Öyle ya, tarihte hiç otoriter bir sol parti görülmüş müdür?!- Bu kanaat CHP’nin devlet gücü kullanarak geniş halk kitlelerinin hayat tarzlarını tehdit etmesinden ve halkı demokratik siyasetten uzak tutmaya çalışmasından kaynaklandığını söyleyebiliriz. Halkın geneline cephe almış bir sol parti olamayacağından CHP de “sol”a yakıştırılamıyor. Tabii bir de güzel olan her şey soldan geldiğine ve CHP “güzel” sıfatını hak etmediğine göre, CHP’nin solcu olmayışı iyice ispatlanmış oluyor!

CHP’nin solcu olmayışından sol hakkında iki şey öğreniyoruz: Solun çokkültürlü hayatı desteklediğini ve demokratik kurum ve süreçlerden yana olduğunu. Sol hakkında sırf bu iki çıkarım bile ortada büyük bir garipliğin olduğunu bize söylüyor. Acaba tarihte hangi sosyalist devlette vatandaşların farklı hayat tarzları hukuken kabul edilerek farklılıklarla bir arada yaşama sağlanabilmiş ya da demokratik siyasi kurumlar ve demokratik kültür geliştirilebilmiştir? 100 milyondan fazla insanın katledildiği ve Gulag kamplarında insanlığa eşsiz işkence yöntemlerinin öğretildiği Sovyetler Birliği’nde mi yaşanmıştır bu deneyimler? Belki “kültür devrimi” denilen büyük insanlık suçunun işlendiği ve her türlü toplumsal ve bireysel farklılığın suç ilan edildiği Çin Halk Cumhuriyeti’nde yaşanmıştır! Yoksa bize solcu feminist, öğrenci ya da çevreci hareketlerin siyasi iktidarları zorlayarak demokratik ve çokkültürlü hayata yaptıkları katkılardan mı bahsedeceksiniz? Tüm bu demokratik açılımların kapitalist Batılı ülkelerde gelişmesi de bir rastlantıdır herhalde?

Hafızam bana oyun oynamıyor ise çokkültürlü hayatın ve demokrasinin ilk kez kurumsallaştığı yerler İngiltere, İsviçre, Hollanda ve Amerika Birleşik Devletleri gibi devletlerdir. Mantığım hepten beni terk etmediyse bu ülkelerin hepsinde ortak olan unsurlar gelişmiş bir piyasa ekonomisi, siyasal iktidarı sınırlayan güçlü bir anayasal hareket ve mülkiyet hakları başta olmak üzere insanların temel hak ve hürriyetlerinin korunmasıdır. Modern hoşgörü kavramını, siyasal erkin vatandaşların doğal haklarını gasp edemeyeceğini, devletin üstün evrensel hukuki normlara tabi olduğunu teorileştiren yazarlar John Locke, Herbert Spencer, David Hume, Voltaire, Benjamin Constant gibi yazarlar değil midir? Sizin aklınıza herhangi bir sosyalist yazar geliyor mu?

Modern demokratik kurumlara ya da çokkültürlü hayata sosyalist hareketlerin ya da sol düşünürlerin hiçbir katkısının olmadığını iddia etmiyorum. Söylemek istediğim bugün demokratik diyerek yücelttiğimiz ne kadar kurum ve süreç varsa hepsine asıl rengini veren öğelerin radikal liberal hareketin felsefi ve tarihi başarısından kaynaklandığı. Yoksa en nihayetinde çoğunluk yönetimi demek olan demokrasiden liberalizmi ayıkladığımızda karşımıza despotik bir yönetimin çıkacağı bellidir.

Peki, o zaman sol hareketi ve dolayısıyla sol partileri nasıl tespit edeceğiz? Karl Marx’ın bizden unutmamızı istediği ama Frederic Bastiat’nın Hukuk adlı eserinde veciz bir şekilde hatırlattığı ilk sosyalistler bize anlamlı bilgiler verebilir. Bu sosyalistler arasında Robert Owen, Charles Fouirer, Etienne Cabet gibi utopistleri sayabiliriz ama bu isimlerin yanına Bastiat’nın dikkatimizi özel mülkiyet düşmanlıklarına ve abartılmış yasama gücüne olan hayranlıklarına çektiği Jean-Jacques Rousseau ve Montesquieu’yu da ekleyebiliriz. Bu isimlerin ortak noktası neydi? Ütopist sosyalistler kendi komünist ütopyalarını yazıp hayata geçirmeyi denediler. Yeni bir insan yaratma peşindeydiler. Toplumsal düzeni yıkmak ve yenisi kurmak, insanları birer hammadde gibi görmek ve başarısız olurlarsa da yeniden denemeyi teklif etmek sıradan bir uğraştı onlar için. Rousseau gibi yazarlar ise kanun koyucuya Tanrı rolü biçmekte hiçbir sakınca görmediler. Özellikle 19. yüzyıl Fransız sosyalist geleneğinin kanunlar yaparak bütün sosyal problemleri çözebileceğini düşünmesi tartışılmaz bir gerçekti. Fakirlik, işsizlik ya da her türlü sosyal dengesizliğin çözümü kanun yapıcının iki dudağı arasındaydı. Böyle bir anlayışın sahipleri, niyetleri ne kadar iyi olursa olsun, yöntem olarak kolektivist ve merkeziyetçi olmak zorundaydı. Sosyalistler de baştan beri öyle oldular. Plan belliydi, siyasi yönetimi ele geçir ve kafandaki idealleri devlet gücüyle topluma empoze et. Sosyalizmin özü diyebileceğimiz bu tutum 20. yüzyılda kurulmuş bütün sosyalist devletlerde güçlenerek devam etmiştir. İnsanlığın bu “kalpsiz aşıkları” mükemmel yarınlar için “birkaç yumurtayı” kırmaktan çekinmeyeceklerini başından beri belli etmişlerdi. Blanc’dan Blanqui’ye, Lenin’den Stalin’den, Mao’ya ya da Castro’ya kadar bu anlayış hiç değişmedi. Liberal demokratik kurumlar içinde hayat bulan sosyalist hareketler ve partiler ise içinde yaşadıkları medeniyet sebebiyle daha insancıl görüntüler sergilemeyi başardılar. Ama onların da sosyal problemlerin üstesinden gelme yöntemleri hiçbir zaman Batı dışındaki çağdaşlarından farklılaşmadı. Farklılık aslen bir derece meselesiydi.

Şimdi dönüp Türkiye’ye baktığımızda CHP tepeden inmeci radikal bir anlayışla tüm halka adeta bir oyun hamuru gibi şekil vermeye kalktığında ve bu projenin hayata geçirilebilmesi için elzem olan müthiş bir devlet aygıtı yarattığında ona dönüp solcu olmadıklarını söylüyorsunuz. Pardon, ama CHP solcu olmak için entelektüel öncüllerinin ve çağdaş örneklerinin tavsiye ettiği neyi yanlış yapıyor anlayamıyorum. Her şeyi halkı için yaptığını söylemiyor mu; yasalarla toplumsal düzeni değiştirebileceğine inanmıyor mu; anayasal siyasi yönetimden hoşlanmadığı açık değil mi; ekonomik planlamacılığa olan güveniyle piyasa ekonomisine karşı çıkmıyor mu? Merak ediyorum o sürekli hasreti çekilen, tek engeli CHP olarak görülen ama bir türlü kavuşamadığımız ideal sol parti CHP’nin yaptığı neyi yapmayacak ya da neyi daha iyi yapacak? Liberal demokrasilerin dışında, iktidara gelerek despotik, merkeziyetçi bir anlayışa savrulmamış bir tane sosyalist lider ya da parti var mıdır? Eğer yoksa, CHP’nin solculuk iddiası neden kabul görmüyor?

CHP hem yöntem hem de ulaşmaya çalıştığı birçok hedef bakımından sol bir partidir. CHP ile sosyalist devletlerdeki tek partiler arasında yapılacak bir karşılaştırma bunun açık bir delili olabilir. CHP’nin açıkça bir sınıfı temsil etmediği ve bu sınıfsal tutumun onun solcu olmasını engelleyeceğini öne sürebilirsiniz. Ama farkına varmalısınız ki, yöneten yönetilen ayrımına dayalı sınıfsal çözümlemeler sosyalist olmaktan ziyade liberal çözümlemelerdir ve bu sınıfsal karşıtlığın üstesinden gelmenin yolu da sınıf savaşımı değil yönetimin sınırlı olduğu demokratik bir hukuk devletidir. Bu nedenle CHP’yi solcu olmadığı gerekçesiyle küçümseyen ve kendilerinin de sosyal adaletçi politikaları destekleyerek solcu olabildiklerini düşünen yazarların düşünsel temellerindeki fikri çelişkilerinin farkına varmaları gerekmektedir.

Sovyet bloğu yıkıldığında birçok sosyalist, modern medeniyetin sosyalizmi reddettiği gerçeğini kabullenemeyerek hep başkalarını suçlamaya devam etti. Bazıları ise yıllarca burjuva hakları diyerek küçümsedikleri ve aşağıladıkları negatif özgürlük anlayışının öneminin farkına vardı. Ancak, bu sosyalistler dahi sosyalizmin ruhuna hakim olan romantizmden kendini kurtaramayarak demokratik, insancıl bir sosyalizmin olabileceği hayalinden vazgeçmedi.

İnsanların hayallerini doğrudan yargılama niyetinde değilim. Herkes hayal kurabilir. Ama liberalizmin tarihi değiştiren radikal özgürlükçü hareketinin kurumlarının, kavramlarının ve kazanımlarının sanki ezelden beri solun taşıdığı bayraklarmış gibi gösterilmesine tahammül edemiyorum. İnsan haklarını savunurken mülkiyet haklarını görmezden gel, piyasayı lanetleyip fakirliği sosyal refah uygulamalarıyla elimine edebileceğini zannet, geçmişinle hesaplaşmadan kapitalizmin şeytanlıklarından bahset; işte “yeni” solcunun rahatlamış, temiz vicdanı!

Bugün kendilerine “sol liberal” ya da sadece “liberal” denilen ama kendilerini genellikle solcu olarak tanımlayan yazarlar CHP’yi değil AKP’yi desteklemektedirler. Bu olguyu, aslında “sol” “sağ”dır, “sağ” da “sol”dur önermesiyle açıklamamız mümkün değil. Mesele sol ve sağ kavramları arasında teşekkül etmiyor çünkü. Soru şu, otoriter misiniz yoksa demokrat mı; totaliter misiniz yoksa liberal mi? Şüphesiz birçok kişi belirtilen uçlar arasında bir yerde bulunuyor. Ama liberal demokratlığa yakın olan “solcu”lar AKP’yi genel anlamda destekliyorlar. AKP’nin kolektivist eğilimlere savrulmadığını iddia etmiyorum, yalnızca AKP’nin, başarılarını devletçi reflekslerinden ziyade liberal demokrat tutumuna borçlu olduğunu savunuyorum. Kendilerine solcu demekte ısrar eden yazarlar da AKP’nin bu liberal demokrat yönünü desteklemektedirler.

Peki o zaman, nasıl oluyor da bu demokrat solcular hâlâ solcu kalabiliyor? Çünkü kimse kendilerine bu çelişkilerinden dolayı meydan okumuyor da ondan. Sol gelenek geçmişte olduğu gibi bugün de kavramları tahrif etmek ve “iyi” olan ne varsa kendisiyle özdeşleştirip “kötü”yü dışlamak konusunda mahir. Sanırsınız ki, insan hakları, şeffaf, hesap veren yönetim, hoşgörü hep soldan yükselmiş kavramlar ve gelişmeler. Durum bu olunca da, demokrat solcularımız derin felsefi meydan okumalarla karşılaşmadan istedikleri kavramı istedikleri gibi yorumlayabiliyorlar ve otoriter, anti-demokratik hareketlere solcu kimlikleriyle karşı durabiliyorlar.

Öyle sanıyorum ki, CHP’nin gerçek bir sol parti olduğunu demokrat solcuların kabullenişi, sivil-siyasi haklarla ekonomik haklar arasında varsayılan yapay ayrımın genel kabulünü ortadan kaldıracaktır. Bu kabul ise, piyasa ekonomisinin demokratik bir sivil toplum için vazgeçilmezliğini tescilleyerek sol ile liberalizm arasındaki ayrışmayı belirginleştirecektir. Bu kopuş Türkiye’nin özgür bir toplum olabilme şansı ile onun askeri vesayet ile demokrasi arasında gidip gelen sıradan bir Ortadoğu ülkesi olarak kalma ihtimali arasındaki farkı temsil edecektir.

Son Güncelleme ( Pazartesi, 01 Haziran 2009 )
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

< Önceki   Sonraki >
design by macroajans