Annem Neden Hala Süper Olmayan Marketten Alışveriş Yapıyor? Yazdır E-posta
Yazar Soner Hoca   
Cumartesi, 30 Mayıs 2009

http://canlidizi.com/images/programlar/152.jpg Yıllardır ülkemizde yaşanan bir tartışma ve sorunsaldır : “Süpermarketleri şehir dışına taşıyalım, bakkaları öldürüyor!”

Gayet insani görünen bu cümle içerisinde kullanılan “öldürme” fiili, insanda bakkallara karşı ‘refleksif’ bir sevgi ve sempati yaratılmasına sebep olur.

Bu mantık silsilesinde bakkallar maktül, süpermarketler katil olarak toplumsal belleğimize kazınır.

Konuyu derinlemesine araştırmadan sırf “öldürülmüş” oldukları için severiz bakkalları.

Öncelikle süpermarketler, halka çok daha fazla ürünü çok daha ucuza ‘düzenli’ bir şekilde sunuyorlarsa onları şehir dışına atmanın bakkallardan başka kimseye bir yararı olmayacaktır.

Ama değinmek istediğim konu bu değil…

Yaşadığım semtte pek çok küçük bakkal (süper olmayan market) var. Aynı zamanda M’si bol bir MİGROS, onunla rekabet halindeki diğer süpermarket zincirleri (Kiler, İEM, UYUM, GREENS vs..) de var.

Yıllardır yaşadığım bu semtte sözkonusu bu rekabeti dikkatle izlemekteyim. Çünkü en azından bizim semtimizde bu büyük devasa süpermarketler şehir dışına atılmadılar. Ve süper olmayan marketler ile bu devasa markalar ciddi bir rekabet içerisine girdiler.

Açıkçası zamanla bu savaşı küçük marketlerin kaybedeceğini ve annemin artık yıllardır alışveriş yaptığımız marketten değil MİGROS’tan, UYUM’dan falan alışverişe devam edeceğini sanıyordum. Bu sebepten ötürü annemin gıda alışverişlerini de dikkatle takip etmekteydim.

Bugün hala annem 7-8 senedir aynı süper olmayan marketten alışveriş yapıyor. İlk başlarda “alışkanlık” diyordum, “zaten yakında dükkanı kapatırlar, büyük marketlerle rekabet edemezler”…

Fakat yıllar geçtikçe eskiden daha küçük olan bu bakkal-market karışımı dükkan eleman sayısını arttırdı, bizim sitenin müşteri potansiyelinin neredeyse hepsine hakim oldu ve daha büyük bir yere geçti, marketin yanında su işine falanda girdi, arabalar aldı…anlayacağınız işleri büyüttü.

Adamın bu muazzam rekabette nasıl ayakta kalabildiğini bugün farkettim. Zira marketin çocuğu, gıda siparişlerinin yanında kuru temizlemeden bizim kıyafetleri de almış anneme teslim ediyordu.

“Nasıl?” dedim..”Kuru temizlemeye de gidiyorlar?”

“Sadece kuru temizlemeye değil, her yere gidiyorlar” dedi annem…”Semtin meşhur ama evlere servis yapmayan seyyar simitçisinden simit, eczaneden ilaç, bankaya verilmesi gereken çeşitli evraklar, iki sokak ileride nefis ev poğaçaları yapan kadından poğaça, lostra salonunda alınması gereken ayakkabılarımız vs…herşeye ama herşeye gidiyorlar…”.

Anladım ki annemin ancak evden çıkarak halledebilmesi mümkün olan işleri bu küçük market müthiş bir dinamizle hallediyor ve müşterilerine muazzam bir zaman tasarrufu yaratıyordu. Bu da herzaman onu MMMMİGROS’a tercih edilebilir kılmaktaydı.

Evet belki büyük-devasa süpermarket zincirleri görece daha ucuza ve çok daha fazla çeşidi müşterilere sunuyordu ama bizim kahraman bakkalın verdiği “yan hizmetler”den muaftı.

İşte yuhalanan kapitalizm ve serbest piyasa böyle bir şey…

Muhakkak ki semtimizde bu küçük market kadar becerili olmayan ve devlerin rekabeti altında ezilen-kapanan marketler de oldu. Ama geldiğimiz nokta semt insanına bir şey kaybettirmedi, aksine bu müthiş rekabetten her insan her yönden faydalandı ve faydalanmaya devam ediyor. Süpermarketlerin yanında işini devam ettiren pek çok küçük market hala ayakta…

Sonuç olarak “Bakkalları Koruma Kanunu” gibi bir kanun semtimizde uygulansaydı hem fiyat hemde kalite yönünden tüm semt kaybedecekti.

Üzgünüm “korumacılık” yine sen kaybettin…tıpkı yüzyıllardır olduğu gibi…

Son sözü Bastiat’a verelim : “Korumacılık ile kazandığımızı sandıklarımız, görünmeyen kayıplarımızın yanında koca bir hiçtir…”

Son Güncelleme ( Cuma, 29 Mayıs 2009 )
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

< Önceki   Sonraki >
design by macroajans