Bir Özgür Toplum Düşünürü: TOCQUEVILLE Yazdır E-posta
Yazar Bilal Sambur   
Pazar, 24 Mayıs 2009
http://swordattheready.files.wordpress.com/2008/01/de-tocqueville.jpg

Bu sene, 16 nisan 1859 tarihinde ölen ünlü siyaset bilimci Tocqueville’nin yüz ellinci ölüm yıl dönümüdür (doğum tarihi 1805). Tocqueville on dokuzuncu yüzyılın en etkili ve verimli düşünürlerinden biridir.Yaşadığı dönemdeki demokratik sosyal durumu anlayabilmek için o, hayatını Amerika ve Fransa başta olmak üzere Batının temel siyasi durumunu incelemeye  adamış ve modern siyaset teorisinin orijinal yapıtlarından  biri olan  Amerika’da Demokrasi isimli eserini yazmıştır. Diktatörlüğü tecrübe etmeden özgür bir toplum  ve demokratik bir düzen kurmanın mümkün olduğunu göstermek için Amerika örneğini derinliğine gözlemlemiştir.

Sivil toplum kavramının politik hayatta bugün anahtar konuma gelmesinde Tocqueville’nin büyük katkısı olmuştur. Devletten sürekli olarak bir şeyler istemek yerine  toplumun ve bireylerin  kendileri için   harekete geçmesi onun için çok önemlidir. Bu bağlamda toplumun ve bireyin devletten bağımsız olarak kendi başına harekete geçtiği en derin sivil toplum tecrübesinin Amerika örneği olduğunu düşünmektedir.

Bir demokraside özgür ve sivil toplumun nasıl oluşacağı sorusu, hayatı boyunca onu hep meşgul etmiştir. 

İnsanların özgürce belirledikleri amaçları gerçekleştirmek için   örgütlenmeleri, toplumu  kendi farkında olan aktif bir politik  toplum yaptığı gibi, onun devletten bağımsız  işleyen bir yapı olmasını da sağlamaktadır. Devletten bağımsız bir toplumsal yapının oluşmasında dinin öneminin farkında olan Tocqueville, dini  Amerikalıların birinci politik kurumu olarak kabul etmektedir. Din, Amerika’da politik hayata müdahale etmekten çok  bireylerin ahlaki ve kültürel   özelliklerine katkı yapmak suretiyle onların özgürlüklerini kullanmalarını mümkün kılmakta ve teşvik etmektedir. Dini  inançların teşvikiyle kurulan gönüllü sivil toplum kuruluşları, bireyleri, kişisel çıkar arzusunun  ötesinde diğer insanlarla bağlantılı hale getirmekte ve  bencilliğin yalnızlaştırıcı etkilerinden korumaktadır.

Özgürlük, Tockivelyan düşüncenin özünü oluşturmaktadır. Hatta Tocqueville, özgürlüğe tapacak bir yaradılışa sahip olduğunu söylemektedir. Ona göre, özgür kalabilmek için özgürlüğün tadına varmak yeterlidir. Birey,  özgür seçim  ve yaptıklarından dolayı  sorumluluk almalıdır. Bireysel ve toplumsal hayatın maksimum düzeyde devletin zorbalığından ve müdahalelerinden masun olması,  özgürlüğün olmazsa olmaz şartıdır.Onun özgürlük anlayışını negatif özgürlük anlayışı olarak değerlendirebiliriz.

Düzenin nasıl sağlanacağı sorusu yerine Tocqueville,   bireylerin özgür ve serbest aktiviteleri sayesinde özgür bir toplumun  nasıl oluşacağı problemiyle  daha çok ilgileniyordu. Ona göre, bir toplumun liberal ya da illiberal olması, o toplumun ahlaki ve kültürel  şartlarıyla çok yakından ilgilidir. Ahlaki ve kültürel  alışkanlıkların, özgür ve çoğulcu bir topluma imkan vermesi gerekmektedir.Amerika’nın ahlaki ve sosyal şartlarını inceleyen  Tocqueville, Amerika’da özgür toplumun  özgür siyasi kurumlar yarattığını söylemektedir. Ancak Fransa ve diğer Avrupa ülkelerinde kültürel ve sosyal şartlar farklı olduğundan  Amerika’daki durumun buraları için geçerli olamayacağını düşünmektedir. Ona göre, Fransa’da  serbest  siyasi kurumlar  özgür bir toplum yaratmak zorundadır.

Eşitlik mitini  özgürlük ve demokrasinin  önünde engel olarak gören Tocqueville, eşitlik yerine  özgürlüğe vurgu yapmıştır. Bireyin ve toplumun, baskıya ve dayatmaya karşı çıkmasını sağlayan insan onurunu koruma ve özgürlüğü tutkuyla sevme gibi hasletlerini eşitlik miti  sinsi bir şekilde zayıflatmakta ve yok etmektedir. İnsanların, özgürlükten çok  eşitlik mitinin  büyüsüne kapıldıkları  görülmektedir. Ancak insanlar, eşitliğin cazibesine kapılmanın kendilerini özgürlükte değil kölelikte daha çok eşit yaptığını çoğu zaman unutmaktadırlar. Sosyalizm ve merkeziyetçiliği aynı toprağın ürünleri olarak değerlendiren Tocqueville,  kolektivist eşitlikçiliğin her çeşidine karşı çıkmaktadır.

Eşitlik miti, devletin merkezi gücünü aşırı şekilde arttırmaya çok yaramaktadır.  Eşitlik düşüncesi, bireysel ve sosyal şartları ve düzeyleri dikkate almadığı için  devleti toplumun üstünde mutlak bir güce düşündürmektedir. Devletin  mutlak bir güce dönüştüren eşitlik mitinin tehlikelerine dikkat çeken Tocqueville, sosyal şartları ve farklılıkları yansıtan,  bireyi devlete karşı koruyan, devlet gücünün sınırlanmasını sağlayan ara  örgütlenmelerin gerekliliği üzerinde durmaktadır. Devlet ve birey arasındaki aracı sivil toplum kurumlarının gelişmesine olanak tanınması, özgür bir toplumun olmazsa olmazıdır. Aracı sivil toplum kurumları, demokrasinin soft despotizme kaymasına engel olduğu gibi, bireyin ve toplumun kendi ayakları üzerinde durarak  ihtiyaçlarını karşılama yeteneklerini ve kapasitelerini geliştirmelerine imkan tanımaktadır.

Amerika’daki demokratik sistemin işleyişi üzerine dikkatli gözlemlerde bulunan Tocqueville, herkesin eşitliği  ilkesine dayanan demokrasinin eşitlikçi doğasından dolayı kendi içinde barındırdığı çok önemli  tehlikeye dikkat çekmektedir. Demokrasinin   kendisine özgü bir despotizm üretme potansiyeline sahip olduğunu düşünen Tocqueville, buna “yumuşak despotizm (soft despotizm)” demektedir. Demokratik çoğunluğu elde eden yönetimin,    elinde iktidarı  bulundurduğu sürece  herkesi mutlu etme sorumluluğunu üzerine  alan  büyük bir koruyucu olarak davranması yumuşak bir despotizm yaratmaktadır. Böyle bir demokraside insanlar, gücün kendi ellerinde olduğunu sanmakta, ancak gücün aslında bir azınlık grubunun elinde olduğunun farkında değildirler.Demokrasinin neden olduğu  yumuşak despotizm,   devleti  baba konumuna çıkarmakta ve devletin baba olarak çocukları adına düşünmesini,  onların geçimlerini sağlama dahil her türlü ihtiyaçlarını yerine getirme gibi  kendisini ilgilendirmeyen işleri  yapmasına neden olmaktadır.  

Eşitlik ilkesine göre işleyen demokrasi,  despotizme yatkın bir baskıcı rejimi yaratma tehlikesini her zaman kendi içinde barındırmaktadır. İnsanlar, maddi ihtiyaçları karşılandığı sürece,  çoğunluk yönetiminin kararlarına uymayı kendi özgürlüklerine tercih edebilirler. Böyle bir durumda insanlar, genel  kabul gördüğü varsayılan fikirleri  kolaylıkla destekleyebilir  ve halkın  yönetimde olduğu yanılsamasını gerçek olarak içselleştirebilirler. Bir baba şefkatine ve gücüne sahip olan demokratik despotizm, özgürlüğe karşı ortaya çıkan  modern bir tehdittir.Tocqueville, demokrasinin neden olduğu yumuşak despotizmi özgürlüğün yok olmasından hareketle eleştirmektedir.Yüksek amaçlar uğruna şiddet kullanmayı  çok tehlikeli gören Tocqueville, demokratik eşitlik adına yumuşak bir despotizmin yaratılmasını ve özgürlüklerden vazgeçilmesini de çok tehlikeli olarak değerlendirmektedir.

Soft demokratik despotizm, toplumun ve yönetimin yozlaşmasına ve çürümesine neden olmaktadır.  Soft despotizm düzeninde insanlar, her istediklerini yerine getireceğini  vaat eden politikacılara oy verirken,   siyasetçiler de  kendilerini destekledikleri  sürece herkesin arzularını yerine getirmeyi kendilerine görev bilmektedirler. Demokratik yumuşak despotizmde toplum gönüllü bir şekilde özgürlüklerinden vazgeçebilmekte ve her türlü ihtiyacının karşılanmasını  sadece devletten istemektedir. Tocqueville’ye göre, soft despotizmin panzehiri,  iktidarın desentralizasyonu ve   demokratik kurumların çeşitliliğinin sağlanmasıdir.

Sonuç olarak  Tocqueville,  sadece yaşadığı zamanla sınırlı  bir düşünür değildir. O, gelecekte demokrasi ve özgürlüğün karşılaşacağı tehlikelere dikkat çekmesi açısından  bugün içinde aktüel önemini  korumaktadır. Soft despotizm kavramı etrafında yaptığı demokrasi eleştirisi ve   özgür bir toplumda gönüllü sivil kurumların    yeri ve  önemine dair yaptığı analiz ve  vardığı sonuçlar,    günümüz dünyasında yaşanan sorunlara ışık tutacak  derinliktedir.

Son Güncelleme ( Cumartesi, 23 Mayıs 2009 )
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

< Önceki   Sonraki >
design by macroajans