Anti-Kapitalist Zihniyetin Krizdeki Önyargıları Yazdır E-posta
Yazar İskender Özatlı   
Çarşamba, 13 Mayıs 2009

İnsanoğlunun sahip olduğu birikimi (daha iyiyi / kaliteliyi /ucuzu) elde etmesinde kamçı görevi gören; yenilik, rekabet, kalite, daha düşük maliyet ve hürriyet gibi kavramların varoluş nedeni olan kapitalizm (serbest piyasa ekonomisi), sosyalistlerin ve antikapitalistlerin son yüz yıl içerisinde saldırılarına; vahşi, bencil, kavgacı ve gaddar nitelemelerine maruz kalmış, kötü olanla arasında “hayali” ama ne yazık ki antikapitalist zihniyetlerce ikna edici bulunan bağlantılar kurulan bir sistem halini almış, kolektivist ruhu savunan sosyalizm ve türevi fikir akımları tarafından “ahlaksızlıkla” eşdeğer tutulmuş, kitlelere mantıktan yoksun ama duygulara tesir edecek nitelikteki iftiralarla süslenerek sunulmuştur. Bunun neticesinde “kişisel başarısızlıkların” bile kapitalizmin varoluşundan kaynaklandığına “inanan” kitleler peyda olmuş böylece, ekonomik kriz gibi herkesi etkileyen durumlarda kapitalizm, bu kitleler (ve bu kitlelerin içerisinde görece daha bilgiç antikapitalistler tarafından) yegâne “günah keçisi” ilan edilmiştir.

Günümüzde içinde yaşadığımız ciddi iktisadî kriz kapitalizme yönelik mantıkî temelden yoksun iddiaların güç kazanmasına; kitlelerin kendi günahlarından, başarısızlıklarından arınma veya onları başka bir “şeyin” suçuymuş gibi gösterme ihtiyacını karşılayabilecek, “kötülük, adaletsizlik ve ahlaksızlıkla” karakterize edilmiş, gerçek kapitalizmle ilişiği olmayan “hayali bir kapitalizm” olgusunun, antikapitalist zihniyetlerde zuhur etmesine sebebiyet vermiştir.

Liberal düşünce geleneğinin en önemli temsilcilerinden Ludwig von Mises antikapitalist zihniyetin kıskançlıkla çimentolanan bu karakteristiğini, Socialism: An Economic and Sociological Analysis (1922), A Critique of Interventionism (1929), Human Action: A Treatise on Economics (1949)  gibi düşünce literatürüne derinlikli analizler kazandıran eserlerinden sonra kaleme aldığı, kapitalizme yöneltilen gerek iktisadî, gerekse iktisadî olmayan eleştirilere “Kapitalizmin Sosyal Mahiyeti ve Yerilmesinin Psikolojik Saikleri”, “Sıradan İnsanın Sosyal Felsefesi”, “Kapitalizm Başlığı Altındaki Literatür”, “Kapitalizme Yönelik İktisadi Olmayan İtirazlar” ve “Kapitalizme Karşı ‘Komünizm Karşıtlığı’” adlı beş alt başlığa sahip “Anti Kapitalist Zihniyet”  adlı denemesinde kısa ve öz bir biçimde analiz etmiştir. Mises’in bu eseri, kapitalizme, “yani çok fazla suiistimal edilen/edilmiş kâr sistemi”ne yapılan ahlaksızca saldırılara karşı, kapitalizm düşmanlarının “bir ezberden ibaret” eleştirilerinin varlığı söz konusu oldukça bu ezberlere indirilen “darbe” niteliğini koruyacak bir doğaya sahip.

Mises’in denemesinin yayınlanmasından bu yana yarım asır geçmesine karşın kapitalizme yöneltilen eleştirilerin (doğasının) değişmediğine ve Mises’in eleştirilerindeki haklılığına tanıklık etmek için Türkiye’deki antikapitalist ve komünist medya oluşumlarından biri olan www.bianet.org adlı web sitesinde, ekonomik krize dair yayınlanan haber ve yazıların başlıklarına dikkat çekilmelidir. Bu başlıklar, antikapitalist zihniyetin kapitalizme dair nefretlerinin hangi “değişmez önyargılar” üzerine kurulduğunu örnekler niteliktedir. Bahsi geçen başlıklara birkaç örnek verdikten sonra, önce onların on yıllardır neden değişmediğine daha sonra da Mises’in denemesinde nelere tekabül ettiklerine değinmenin, denemenin günümüzdeki öneminin anlaşılmasını kolaylaştıracağı inancındayım. Ancak denemenin beş bölümünü de derinlemesine ele almak yerine, kitabın Türkiye’de kapitalizme yöneltilen eleştirilerin büyük bir kısmına cevap verdiğini düşündüğüm, “Kapitalizmin Sosyal Mahiyeti ve Yerilmesinin Psikolojik Saikleri” başlıklı ilk bölümüne yazıda ayrı bir önem vereceğimi belirtmekte fayda görüyorum. 

 

Antikapitalist Manşetler ve Değişmeyen Önyargılar

 

Türkiye’de kapitalizme karşı bir duruş sergileyip de öne çıkan medya kuruluşlarından www.bianet.org’un kriz ve kapitalizme dair manşet ve başlıklardan bazıları şöyle:

 

Kapitalizmin Krizi veya Otuz Yıllık Yalanın Sonu” , 

 “Kriz Diyene Aldanmayın, Türkiye'de Kapitalizm Zaten İşsizlik Üretiyor”,

“Kapitalizmle Demokrasi Bağdaşmaz",

Kapitalizm İnsanı da Metalaştırır”,

Kapitalizm Emperyalizmdir”,

Krizin Temel Kavramı: Emperyalizm 

Kapitalizm var oldukça devam edecek bu “eleştirilerin”, varlıklarını değişmeden koruyabilme “yetisini” Mises’in “Anti Kapitalist Zihniyet” adlı denemesinde Lenin’e dair sarf ettiği ve sol çevrelere nispeten genellenebilecek şu cümleleriyle açıklamak mümkün: “Lenin ve onun yoldaş suikastçılarının pek çoğu, hiçbir zaman, piyasa ekonomisinin işleyişi hakkında herhangi bir şey öğrenmedi ve hiçbir zamanda öğrenmek istemedi. Onların kapitalizm hakkında bildikleri her şey, Marx’ın onu bütün belâların en kötüsü olarak betimlemesinden ibaretti.” Bu cümleler aslında günümüzde kapitalizmin ahlaksızlıkla eşdeğer tutulmasının nedeninin antikapitalistlerin kapitalizm konusunda sahip olduğu “fikir ve öğrenme yoksunluğu” olduğunu göstermekte. Nitekim www.bianet.org adresinde verilen başlıkların on yıllardır antikapitalist çevrelerce kullanıldığı iddia edilebilir, klasik bir antikapitalist olarak düşünürsek, bu başlıklara kapitalizmin sebebiyet verdiği “kültürel yozlaşma”, “edebiyat ve sinemadaki kalitesizlik”, “zenginin daha zengin, fakirin daha fakir olma durumu” gibi kategoriler de eklenebilir.

 

Antikapitalist medyadaki yazı ve haberlerin başlıklarının, hafızalarda oluşturduğu ilk intiba, “kapitalizmin sömürdüğü, belli bir zümreye hizmet ettiği ve bu zümreyi zengin ederken çoğunluğu yoksullaştırdığı/işsiz bıraktığı, açlığın sefaletin tek nedeni olduğu, adaletsiz olduğu ve kalitesizlik getirdiği” gibi düşünceler olacaktır.

 

Antikapitalistlerin bir resmini çizip de onlara (resme bakma cesareti olanlara) çirkinliklerini gösteren Mises, sözü edilen önyargılarının temelsizliğine mantık temelli ciddi eleştiriler getirmekte. Kapitalizmin bir zümreye hizmet etmekten ziyade, bir “kitle yükselişini” sağladığına kitabında değinen Mises bunu kitabının geneline dağılan farklı sayfalardaki şu sözleriyle açıklamakta: “Kapitalizm ‘sıradan insan’ı proletaryalıktan kurtarıp bir ‘burjuva’ seviyesine yükseltir. Kapitalist bir topluma ait piyasadaki sıradan insan, egemen tüketicidir…”, Tüketiciler hakimdir – yani egemendir. Onlar tatmin edilmeyi isterler”, “Kapitalizmde maddi başarı bir insanın başarılarının tüketiciler arasında takdir edilmesine bağlıdır.”, “Tarihin daha önceki çağlarında köle ve serf sürüleri ile yoksul ve dilenci sürülerini oluşturmuş bu alt tabakadan insanlar kapitalizm sayesinde lûtfuna mazhar olmak için, iş adamlarının oy dilendikleri, satın alan halk haline gelmiştir”

 

Mises, zaten tamamı 96 sayfa olan denemesinde egemen tüketici olarak adlandırdığı sıradan insanın kapitalist sisteminde “egemen” olduğunun altını birçok yerde çizer. Mises, antikapitalistlerin bahsettiği “zümrenin zenginliği”ne de açıklık getirir. Aristokratın zenginliği ile kapitalistin zenginliği arasındaki farkı açıkça dile getiren Mises: “Bir aristokratın zenginliği; bir piyasa olgusu değildir, tüketicilere tedarikçilik yapmaktan elde edilmez ve halk tarafından(gerçekleştirilen) herhangi bir eylemle geri alınamaz ve hatta etkilenemez” derken kapitalistlerin aslında “hizmet ettikleri” halka ne kadar bağımlı olduğunu ve (yine) denemesinin başında değindiği “sıradan insanın egemen tüketici” statüsünü vurgulamaktadır. Bu da kapitalizmin, antikapitalistlerin iddia ettiğinin aksine sömürü üzerine kurulu bir düzenden çok tedarikçilik (hizmet) üzerine kurulu bir sistem olduğunu göstermekte. 

 

Bir Zorunluluk Olarak Antikapitalizm

 

“Sınıf, statü veya kasta dayalı bir toplumda bireylerin konumu sabittir.” diyen Mises, bireyin statüsünü değişmez kılan feodal sistemlerin kapitalist sistemin hukukun üstünlüğü,  üretim araçlarının ve özel girişimin özel sahipliği gibi kavramlarıyla bağdaşamayacağını ifade eder. Fakat krizleri, kapitalizmin “suçu” olarak görmeye çalışan (genel anlamda ise kapitalizmi ahlaksızlıkla özdeşleştiren) antikapitalist zihniyet kapitalizmde var olan sosyal grupların arasındaki değişkenliği ve akışkanlığı fizik deneylerindeki “sürtünmeyi sıfır almak varsayımı”na benzer bir şekilde yok saymakta, fikirlerini realiten ve mantıktan uzak “kendi dünyalarında” bir zemine oturtmaya çalışmakta, kapitalizmi bir tür “aristokrat sistemi”, “kast sistemi” olarak algılamakta ve algılatmakta ısrar etmekteler. Oysa Mises, antikapitalist öfkenin ortaya çıkış sebebinin kapitalizmin bir kast sistemi olmamasından kaynaklandığını iddia eder, üstelik bunu mantık çerçevesine oturtulmuş psikolojik bir analizle destekler: “Kast ve statüye dayalı bir toplumda birey, makûs talihini kendi kontrolünün dışındaki şartlara izafe edebilir. O, bir köledir,  zira olan her şeyi belirleyen insanüstü güçler, onu bu mevkie yerleştirmişti(r).” diyen Mises; “Kapitalist sistemde herkesin hayatta bulunduğu yer, kendi yaptıklarına bağlıdır.” sözleri ile “kast”a dayalı sistemler ile kapitalizmin arasında açıkça anlaşılabilir bir sınır çizmekte. Mises, sistemlerin bu karakteristik özelliklerinden yola çıkarak antikapitalistlerin kapitalizm karşıtlığını: “Kendi başarısızlıklarının tamamıyla kendi hatalarından kaynaklandığını onlara söyleyen içlerindeki gizli sesi dışa vurmak için, nefretlerini –kapitalizm karşıtı – bir felsefe içinde yüceltme” olarak nitelendirir. Mises’e göre kast sisteminde başarısızlıklarını doğaüstü güçlere bağlayanlar, kapitalist sistemde bu “şansa” sahip olmadıklarından, kendilerini antikapitalist bir zihniyet içerisinde hareket etmek “zorunda” hissetmekteler.

 

Mises “bilgiç antikapitalistlerin” kapitalizme karşı “mücadele ederken”, kapitalizme yönelttikleri eleştirilerin mantıksızlığının farkında olduklarını iddia eder. Bu noktada antikapitalistlerin gerçekten yaptıklarının “mantıksızlığının” farkında olup olmadıklarına şüphe ile yaklaşılmalıdır. Psikolojide, psikolojik olarak rahatsız olan bazı zihinler, realiten uzak bir hayat “kurguladıklarının” farkında olmayabilirler (psikotik hastalıkların çoğu bu özelliğe sahiptir). Antikapitalistlerinin mantıktan ve bilimden yoksun bu yaklaşımı psikotik hastalıklara benzer bir realiten uzak kalma, “farkında olmama” olarak da düşünülebilir.

 

Antikapitalist Mit: “Zenginlik / Fakirlik Masalı”

 

Antikapitalistlerin sık sık dile getirdikleri “Kapitalizm zengini daha zengin, fakiri daha fakir yapıyor, sömürüyor.” tezine Mises, denemesinin “Sıradan İnsanın Sosyal Felsefesi” başlıklı ikinci bölümünde yine aklın ve düşüncenin temel oluşturduğu bir eksende bir eleştiri getiriyor. Sosyalistler başta olmak üzere, birçok antikapitalistin kullandığı artık neredeyse çocuklara anlatılan bir masal niteliği kazanan bu “antikapitalist mit” ile kapitalizm arasında aslında herhangi bir nedenselliğin bulunmadığını Mises, şu sözlerle açıklıyor: “Zenginlerin servetleri herhangi bir kimsenin yoksulluğunun sebebi değildir. Bazı insanları zengin yapan süreç, sanılanın aksine, pek çok insanın ihtiyacının tatminini geliştiren sürecin ta kendisidir. Müteşebbisler, kapitalistler ve teknoloji uzmanları, tüketicilere en iyi şekilde mal ve hizmet sunmada başarılı oldukça sürece zenginleşirler.”

 

Mesele Sosyalizm Değil Kapitalizmdir

 

Hayali “neden-sonuç” ilişkileri kurarak (gerçeklerden) izole edilmiş bir düşünce sistemi etrafında kapitalizmle “mücadele” etmeyi görev bilen antikapitalistlere Mises hayalperest diye seslenip, onların “cömert doğanın birer nimeti” olarak algıladığı her şeyi, aslında işbölümü sistemi gereğince işbölümü yapan insanların yarattığını dile getirir. Doğanın “bahşettiğini” bölüşme üzerine oransal hesaplar yapmanın, asıl mesele olmadığına dikkat çeken Mises, denemesinin “Kapitalizme Yönelik İktisadi Olmayan İtirazlar” başlıklı dördüncü bölümünde: “Mesele, daha ziyade, insanların ihtiyaç duydukları bütün her şeyin üretimini devam ettirmelerini ve arttırmalarını mümkün kılan sosyal kurumları geliştirmektir” diyerek sosyalizm gibi var olanın bölüşülmesi üzerine kurulu düzenlerin aslında başarılı sonuçlar veremeyeceğinin altını çizer. Benzer bir düşünceyi “Sosyalizm” adlı eserinde Mises: “İnsan aklına sahip olduklarında melekler dahi sosyalist bir toplum kuramazlar.” sözleriyle ifade eder.

 

Krizdeki Önyargılar ve Kısır Döngü

 

Sonuç olarak Mises’in “Anti Kapitalist Zihniyet” adlı denemesinin, antikapitalistlerin birçok önyargısının ve iftirasının altında yatan dinamikleri, psikolojiden siyasete varan disiplinler arası analizlerle anlaşılır kılan ve içinde yaşadığımız ciddi iktisadî kriz döneminde tekrar güç kazanan antikapitalist mitlerin aslında akıl ve mantık karşısında nasıl bir kriz içerisinde olduğunu gösteren bir doğaya sahip olduğu ileri sürülebilir. Ancak mantık karşısında etkisiz eleştirilere sahip olsalar da, antikapitalistlerin hem bireysel hem kitlesel krizlerinde kapitalizme her seferinde aynı kısırdöngü etrafında saldıracaklarına inanıyorum. Mises’in Lenin’in serbest piyasa ekonomisine karşı kapalı tutumuna dair yorumunun ne yazık ki günümüz antikapitalistleri için de geçerli olduğu, onların fikirsel açıdan “dışa” kapalı olmalarının bu denemeyi  (ve buna benzer analizleri) okuma “ihtiyacı” hissetmeyecekleri ve aynı kelimeleri kullanmaktan garip bir zevk almaya devam edecekleri kanaatindeyim.  

 

 

Kaynaklar-         

Hazlitt, Henry, Ahlâkın Temelleri, Liberte, 2006, s: 364-         

Von Mises, Ludwig, Anti Kapitalist Zihniyet, Liberte, 2004-         

Von Mises, Ludwig, Socialism, s: 451-         

www.bianet.org 

 

Son Güncelleme ( Çarşamba, 13 Mayıs 2009 )
 

Yorumlar  

 
-1 #1 RE: Anti-Kapitalist Zihniyetin Krizdeki Önyargılarıpredator 2009-12-21 13:44
denilenler dogrudur, kapitalizmin sonu gelmistir. kapitalist sistemde isverenler halki somurmekte, sosyal guvenlik haklarini tanimamaktadir. kriz ortami yaratilarak var olan bir mal yada hizmet, haksiz olarak bir kac kat daha pahalliya satilmaktadir. iste dupe duz halki soymak demektir. kapitalist sistemde kontrol diye birsey yoktur. devlet ise el koymali ve gerekli disiplini saglamalidir. ozgurluk ve demokrasi kandirmacan baska birsey degildir. hepside kapitalist sistemin yalanlaridir. boyle yapilarak acikca devletin varligi ve butunlugu inkar edilmekte; paranin kolesi olmus burjuva, resmen hamallik yapmakta olan proletaryayi dahada ezmektedir. kapitalizm acik secik sadece burjuvanin haklarini gozetmektedir. oysa burjuva sadece cebini doldurmakla meskuldur. uluslararasi trostler kurulmus ve ulkeler pazar olarak gorulup, ekonomileri disa bagimli hale getirilmistir. halbuki her ulke kendi kendine yetmeli ve kendi ihtiyaclarini kendi karsilamali. bu ulkeler yardim kandirmacasi altinda teknik destek verilerek sanayi ve endustri dallari ele gecirilmekte, ulkenin gelisimi engellenmektedi r. tum bunlar kapitalizmin manifestosundan baska birsey degildir. biz abd yi geri cevirip kendi ucagimizi uretmekte zorlasaydik simdi abd nin dokuntulerine ihtiyac duymiycaktik. arkadaslar kisisel cikarlari bir kenara birakip, milli cikarlar icin calisalim. bakin yahudilere yillarca mucadele verip birligi saglayip kendi ulkelerine kavustular. biz yuce Turk evlatlariyiz evvel zamanda avrupayi dize getirmis insanlariz. bu gun ekonomimiz kapitalizm altinda ezilmektedir. bunlar gormezden gelinip demokrasi diye ortalikta nutuk atiliyor, kardeslikten bahsediliyor, arkadaslar burasi amerika degil. dikkat edin yakinda karsi komsunuz bir zenci yada ermeni olursa hic sasirmayin, malum hepimiz kardesiz...
Alıntı
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

< Önceki   Sonraki >
design by macroajans