Batı Nasıl Zengin Oldu? * Yazdır E-posta
Yazar Hernando de Soto **   
Cuma, 08 Mayıs 2009

http://naturalpatriot.org/wp-content/uploads/2007/11/industrial_revolution.jpg Ekonomik ve sosyal görünümü formel bir mülkiyet sistemiyle düzene sokulmayan varlıkların piyasada satılması oldukça zordur. Modern piyasa ekonomisinde el değiştiren muazzam miktardaki varlıklar, formel bir mülkiyet süreci olmadığı takdirde nasıl kontrol edilebilir? Böyle bir sistem olmaksızın bir ticari varlık, örneğin bir taşınmaz, işlemlerin temellerini belirlemek çok büyük bir çaba gerektirir: Satıcı, bu taşınmaza ve onu devretme hakkına sahip midir? Onu ipotek ettirebilir mi? (Taşınmazın) yeni sahibi mülkiyet haklarını onaylayanlarca ( kabul edilecek midir?  Hak iddiasında bulunan diğer kişileri dışarıda tutacak etkin yöntemler nelerdir? Bu, Batı dünyası dışındaki birçok varlığın mübadelesinin, ticari ortakların yerel çemberiyle sınırlandırılmasının sebebidir.

Gelişmekte olan ve eski komünist ülkelerin başlıca sorunu açıkça girişimci eksikliği değildir:  Geçen kırk yıl boyunca fakirler, trilyonlarca dolarlık taşınmaz biriktirmişlerdir. Fakirlerin eksiği, varlıkların ekonomik potansiyelini yasal olarak düzenleyebilecek ve böylece genişleyen piyasada onları (varlıkları) daha fazla değeri üretmek, korumak veya garantiye almak için kullanabilecekleri mülkiyet mekanizmalarına kolayca ulaşma imkânın olmamasıdır.

Sermayenin doğuşu neden böylesine bir sır olmuştur? Dünyanın zengin ulusları (böylesine faal önerileriyle) neden diğer uluslara, formel bir mülkiyet sisteminin sermaye oluşumu için ne kadar elzem olduğunu açıklamamıştır?

Yanıt, varlıkları sermayeye dönüştüren muntazam mülkiyet sistemi içinde sürecin oldukça zor tahayyül edilmesidir. Bu, sistemi yöneten binlerce yasama, kanun, düzenleme ve kurum parçacıklarının içinde saklıdır. Böyle yasal zorluklara yakalanan biri, sistemin asıl işleyişini hesaplamakta zorlanacaktır. Bunu görebilmenin tek yolu, meslektaşlarımın ve benim araştırmalarımızın çoğunu yaptığımız (kanun harici sektörde) sistemin dışındadır.

Batının formel mülkiyet sistemi, vatandaşlarının sermaye yaratmalarına olanak veren altı sonuç üretir:

(1)               Varlıkların ekonomik potansiyelini düzene sokmak. Sermaye, varlıkların görünüşte dikkat çeken özelliklerine karşın, onlara (varlıklara) ilişkin ekonomik ve sosyal olarak faydalı vasıfların yazı yoluyla –bir tapuda, bir iş güvencesinde, bir sözleşmede ve benzeri diğer kayıtlarda- gösterilmesi ile ortaya çıkmıştır. Bu, potansiyel değerin ilk tanımlandığı ve kaydedildiği yerdir. Dikkatinizi bir evin tapusuna odakladığınız an (evin kendisine değil), materyal dünyasından sermayenin yaşadığı kavramsal evrene otomatik olarak adım atarsınız.

Şekli mülkiyetin saf kavram olduğunun kanıtı, bir ev el değiştirdiğinde ortaya çıkar: Fiziksel olarak hiçbir şey değişmez. Mülkiyet, evin kendisi değildir fakat eve ilişkin ekonomik bir kavramdır, onu (mülkiyeti) fiziksel vasıflarını değil fakat daha ziyade biz insanların eve atfettiğimiz ekonomik ve sosyal olarak anlamlı vasıflarını ibraz (representation) yoluyla, yasal ifadelerle şekillendirilmiştir. (Borç verene ihtiyati tedbir, ipotek, irtifak hakkı ve diğer sözleşmeler şeklinde güvence sağlayarak evi çeşitli amaçlarla kullandığımız özellikleri gibi –örneğin, evi satmak zorunda kalmadan bir işe yatırım için fon yaratması-). Gelişmiş uluslarda bu formel mülkiyet ibrazı, diğer tarafların menfaatlerini muhafaza etmenin ve gerekli tüm bilgi, referans, kural ve zorlama mekanizmalarını sağlayarak sorumluluk (accountability) yaratmanın aracı olarak işlev görür.  

Bu yüzden yasal mülkiyet, Batıya fiziksel varlığın üstünde ve ötesinde artı değer üretecek araçları verir. Biri ona niyetlensin ya da niyetlenmesin, yasal mülkiyet sistemi bu ulusları, varlıkların doğal durumundaki evreninden varlıkların tam verimli potansiyellerinde görülebilecekleri sermayenin kavram evrenine çıkaran gizli merdiven olmaktadır.

(2)              Dağınık bilgiyi bir sistem içinde birleştirmek. Kapitalizmin Batıda zafere ulaşmasının ve dünyanın geri kalanında başarısızlığa uğramasının nedeni, Batılı uluslardaki varlıkların çoğunun formel bir ibraz sistemi içinde toplanmasıdır. Bu birleştirme hesapsızca olmamıştır. On dokuzuncu yüzyıl boyunca politikacılar, yasa koyucular ve yargıçlar;  şehirler, köyler, binalar ve çiftlikler boyunca mülkiyeti yöneten dağınık vaka ve kuralları bir araya getirdiler ve onları bir sistem içinde birleştirdiler. Mülkiyet ibrazlarının bu “bir araya getirilişi” (ki gelişmiş ulusların tarihlerinde devrimci bir dönemdir bu) vatandaşların birikmiş servetini yöneten tüm enformasyon ve kuralları bir bilgi tabanına koydu. Bu dönemden önce varlıklara ilişkin bilgi çok daha az ulaşılabilirdi. Her çiftlik ve yerleşim, varlıklarını ve onları yöneten kurallarını temel muhasebe defterlerine, sembollere veya sözlü tanıklıklara kaydetmişti. Fakat bilgi parçalanmış, dağınık ve her hangi bir zamanda her hangi bir birime ulaşılamaz haldeydi.

Gelişmekte olan ve eski komünist ülkeler, birleştirilmiş (entegrated) formel mülkiyet sistemini yaratmadılar. Çalışma yaptığım tüm bu ülkelerde, bir yasal sistem bulamadım fakat bunun yerine, organizasyonların tüm çeşitleriyle yönetilen, düzinelerce ve yüzlerce kimi yasal, diğerleri kanun harici (extralegal), küçük girişimciliğe ait gruplardan ev organizasyonlarına sıralı olan (bir sistemi) buldum. Sonuç olarak, bu ülkelerdeki insanların mülkiyetleri ile yapabilecekleri, sahiplerinin hayal gücü ve ödemeleriyle (acquaintances) sınırlıdır. Mülkiyet bilgilerinin standardize edildiği ve evrensel olarak ulaşılabildiği Batılı ülkelerde, (mülkiyet) sahiplerinin varlıklarıyla yapabildikleri, geniş bir insan ağının kolektif hayal gücünden yararlanır.

Dünya uluslarının kanun harici (extralegal) sözleşmelerini tek bir yasal sistemde birleştirmek zorunda olmaları, Batılı okuyucuları şaşırtabilir. Bugün, Batılılar için güya bir tek hukuk vardır- resmi olan hukuk. Çeşitli resmi olmayan mülkiyet düzenlemeleri, daha önce her ulusun ‘norm’uydu- Batının birleşmiş mülkiyet sistemine dayanması, en fazla son iki yüz yılın fenomenidir. Geniş mülkiyet sistemlerinin birleştirilme tarihinin izlenmesinin böylesine zor olmasının sebebi, sürecin çok uzun bir süre boyunca gerçekleşmesidir.   

(3)              İnsanları hesap verebilir kılmak. Tüm mülkiyet sistemlerinin bir tek formel mülkiyet hukuku altında birleştirilmesi, sahiplerin haklarının meşruiyetini yerel toplulukların siyasal bağlamından hukukun şahsi olmayan bağlamına götürdü. Sahiplerin kısıtlayıcı yerel düzenlemelerden kurtarılması ve daha birleştirilmiş yasal bir sistemin getirilmesi, onların hesap verebilirliğini kolaylaştırdı.

İnsanları gerçek mülkiyet menfaatleri ile hesap verebilir bireylere dönüştürmek yoluyla formel mülkiyet kitlelerden bireyler yarattı. Artık insanlar, varlıkları üzerindeki haklarını korumak için komşuluk ilişkilerine güvenmek ya da yerel düzenlemeler yapmak zorunda değillerdi. Bu yüzden kendi varlıklarından nasıl artı değer üreteceklerini keşfetmekte serbesttiler. Fakat şimdi ödenecek bir bedel vardı: Bir kere bir resmi mülkiyet sistemi içerisinde bireysel sorumluluk pekişirken, mülkiyet sahipleri anonimliklerini kaybettiler. Tükettikleri mal ve hizmetler için ödeme yapmayan insanlar tanınabilir, faiz cezası yiyebilir, ambargoya uğrayabilir ve mali itibarları aşağı seviyeye inebilirdi. Yetkililer, yasa ihlallerini ve dürüst olmayan sözleşmeleri öğrenebilir; hizmetleri askıya alabilir, mülke haciz uygulayabilir ve yasal mülkiyetin bir kısım ya da tüm ayrıcalıklarını geri çekebilirler.   

Batılı ulusların mülkiyet ve işlemlerine saygısı vatandaşlarının DNA’larında iyice kodlanmıştır; bu daha ziyade zorlayıcı formel mülkiyet sistemine sahip olmalarının sonucudur. Formel mülkiyetlerin sadece sahipliği değil aynı zamanda işlemlerin güvenliğini koruma rolü, gelişmiş ülkelerde vatandaşları tapulara güvenmek, sözleşmelere değer vermek ve hukuka uymak konusunda teşvik eder. Yasal mülkiyet bu şekilde sorumluluğa davet eder.

Yasal mülkiyetin olmayışı, bu yolla gelişmekte olan ve eski komünist ülkelerde vatandaşların yabancılarla karlı sözleşmeler yapamadıklarını ve kredi, sigorta ya da altyapı hizmeti alamadıklarını açıklar; kaybedecekleri bir mülkiyetleri yoktur aslında. Çünkü yasal mülkiyetleri yoktur, yalnızca yakın akrabaları ve komşuları tarafından bir sözleşmenin tarafı olarak ciddiye alınırlar. İnsanlar, kaybedecekleri olmaksızın kapitalizm öncesi dünyanın kirli mahzeninde tutsak kalmışlardır.

(4)             Varlıkları mübadele edilebilir kılmak. Resmi bir mülkiyet sisteminin getirdiği önemli şeylerden biri, varlıkları daha az ulaşılır şartlardan daha fazla ulaşılabilir şartlara taşımasıdır, böylece ilave çalışma yapabilirler. Fiziksel varlıklardan farklı olarak, varlıkların ibrazı iş sözleşmelerini teşvik etmek için kolayca toplanabilir, bölünebilir, harekete geçirilebilir ve kullanılabilir. Varlıkların ekonomik özelliklerini katı fiziksel durumundan ayırmak yoluyla bir ibraz, varlığı “mübadele edilebilir” (pratik olarak herhangi bir işleme uydurmak içim şekil verilmeye müsait) kılar.

Standard kategorilerdeki tüm varlıkları tanımlama yoluyla, birleştirilmiş resmi mülkiyet sistemi, aynı amaçlarla inşa edilmiş iki mimari binanın karşılaştırılmasına olanak tanır. Bu, her bir varlıkla tekmişçesine ilgilenmeden, varlıkların benzerlik ve farklılıkları arasında kolayca ve masrafsızca ayrım yapmaya izin verir.

Batıda Standard mülkiyet tanımlamaları aynı zamanda varlıkların bir araya getirilmesini kolaylaştırmak için yazılırlar. Resmi mülkiyet kuralları, onların (varlıkların) yalnızca tekilliklerinin taslağını çizmek değil fakat aynı zamanda diğer varlıklara benzerliklerine işaret etmek yoluyla ve böylece potansiyel birleşimlerini daha açık kılarak, varlıkların tanımlanmasını ve karakterize edilmesini gerektirir. Standardize edilmiş kayıtların kullanılmasıyla, belli bir varlıktan daha karlı olarak nasıl yararlanılacağını belirleyebilirsiniz.

Mülkiyetlerin ibrazı, onlara temas etmeden varlıkları bölmeyi de mümkün kılar. Hâlbuki fabrika gibi bir varlık, gerçek dünyada bölünmez bir birim olabilirken, formel mülkiyet sisteminin kavramsal evreninde birçok parçaya bölünebilir. Gelişmiş ulusların vatandaşları bu sayede varlıklarının çoğunu paylara dağıtabilmekte; her birine farklı biri, farklı haklarla, farklı fonksiyonları üstlenmek için sahip olabilmektedir.

Formel mülkiyet tanımlamaları, varlıklarının diğer karlı kullanımlarını keşfetmek amacıyla sahiplerine ve girişimcilere varsayımsal durumları taklit etme olanağı vererek, fiziksel varlıklar için hareket edebilen (movable) yardımcılar olarak da hizmet edebilirler. Buna ilaveten, tüm standart resmi mülkiyet belgeleri, varlıkların özelliklerinin ölçümünü kolaylaştırmak için böyle bir yolla ustalıkla hazırlanır. Standartlar sağlama yoluyla Batılı formel mülkiyet sistemleri, varlıkların hareket ve kullanımının işlem masraflarını önemli ölçüde azalttı.

(5)              İnsanları bir ağ etrafında toplama. Varlıkları mübadele edilebilir kılmakla, sahiplerini varlıklara, varlıkları adreslere ve sahipleri uygulamaya bağlayarak ve varlıkların tarihteki bilgilerini ve sahiplerini kolayca ulaşılabilir kılma yoluyla resmi mülkiyet sistemleri, Batılı vatandaşları bireysel olarak tanımlanabilir ve hesaplanabilir iş birimlerinin ağına dönüştürür. Resmi mülkiyet süreci, bir demiryolu manevra istasyonu gibi, varlıkların (trenlerin) insanlar (istasyonlar) arasında güvenli bir şekilde hareket etmesine olanak veren bağlama düzenin tüm altyapısını yarattı. Resmi mülkiyetin insanlığa katkısı, sahipliğin korunması değildir: Mülk işgalcileri, ev yapma organizasyonları, mafya ve hatta ilkel kabileler varlıkların korunmasını oldukça etkili şekilde idare ederler. Mülkiyet sisteminin gerçek başarısı şudur ki o, varlıklar ve onlara (varlıklara) ilişkin iletişim akışını radikal bir biçimde geliştirmiştir. Bu (sistem), sahiplerin durumunu da geliştirmiştir.

Batılı yasal mülkiyet aynı zamanda varlıklar ve sahipleri hakkında enformasyon, çeşitli adresler ve tüm bu kayıtlara inanılır kılan mülkiyet değerlerinin objektif kayıtları yoluyla iş fırsatları yaratır. Bu enformasyon ve birleştirilmiş hukukun varlığı, borçları güvence altına almak için mülkiyeti birleştirmenin yanı sıra riskleri sigorta benzeri araçlar yoluyla yayarak, onları (riskleri) daha yönetilir hale getirir.

Bir kaçı fark etmiştir ki gelişmiş bir ulusun yasal mülkiyet sistemi, hem hükümet hem özel sektörle bağ kurabilmesi ve böylece ilave mal ve hizmetleri temin edebilmesi için sıradan insanları eşit kılan karmaşık bir iletişim ağının merkezidir. Formel mülkiyetin araçları olmaksızın, varlıkların Batıda gerçekleştirildikleri her şey için nasıl kullanılabileceklerini görmek zordur.

(6)             İşlemlerin korunması. Batılı resmi mülkiyet sisteminin bir ağ (network) gibi çalışmasının önemli bir sebebi, tüm mülkiyet kayıtlarının (varlıkların ekonomik açıdan değerli özelliklerini tanımlayan tapular, senetler, kıymetli evraklar –securities- ve sözleşmelerin) zaman ve mekânda yolculuk yaparken sürekli takip edilmesi ve korunmasıdır. Kamu temsilcileri, gelişmiş bir ulusun tasavvurunun hizmetlileridir. Onlar (temsilciler), arazi, bina, taşınır mal, gemi, endüstri, maden ya da uçak olsun, varlıkların ekonomik anlamda kullanışlı tanımlamalarını içeren dosyaları yönetirler. Bu dosyalar, bir varlığı kullanacak kişiyi, gayrimenkule yüklenen maliyetler, irtifak hakkı, kira kontratı, gecikmiş ödeme yükümlülüğü, iflas ya da ipotek gibi o varlığın kullanımını kısıtlayacak ya da artıracak şeyler konusunda uyarır. Kamusal kayıt-muhafaza sistemine ilaveten, diğer birçok özel hizmetler (emanet ve işlem sonu organizasyonları-escrow and closing organizations-, diğer biçen uzmanlar-appraisers- vb.) taraflara (mülkiyet) tasavvurlarının belirlenmesi, yer değiştirilmesi ve izlenmesine yardımcı olmak ve böylece daha kolay ve güvenli artı değer üretmesi için geliştirildi.

Hem sahipliğin hem de işlemlerin güvenliğini korumak için kurulmalarına rağmen, açıktır ki Batılı sistemler ikincisine ağırlık verir. Güvenliğe prensipte işlemlerde teminat oluşturmak için odaklanılmaktadır ki böylece insanlar, kolayca varlıklarını sermaye olarak paralel bir hayata öncülük ettirirler. Batının işlemlerin güvenliğine yaptığı vurgu, insanlara birkaç işlemle çok büyük miktardaki varlıkları harekete geçirmek olanağını verir. Birçok gelişmekte olan ülkede, Batının aksine, hukuk ve resmi birimler sahipliği korumaya karşı mızrağını doğrultan eski kolonyal ve Roma hukuku ile hapsedilmiştir. Bunlar, ölülerin arzularının muhafızları olmuşlardır.

Sonuç  

Gelişmekte olan ve eski komünist ülkelerde fakirlerin marjinalleşmesinin/dışarıda kalmasının büyük bir kısmı, bu formel mülkiyet sisteminin sağladığı altı etkiden faydalanmamalarından gelir. Bu ülkelerin karşılaştıkları zorluk, daha fazla para üretmek ya da almak zorunda olup olmadıkları değil, fakat yasal kurumları anlayıp anlamadıkları ve fakirlerin kolayca ulaşabildikleri bir mülkiyet sistemini inşa etmek için gerekli politik arzuyu teşvik edip edemeyecekleridir.

Fransız tarihçi Fernand Braudel, bunu büyük bir gizem olarak görmüştü ki Batı kapitalizminin başlangıcında bu, şimdi dünyanın başka yerlerinde olduğu gibi yalnızca ayrıcalıklı bir azınlığa hizmet etti: 

Anahtar problem, kapitalist demekten çekindiğim geçmişteki toplum kesiminin neden bir fanus içindeymiş gibi yaşaması gerektiğini bulmaktır, neden toplumun tamamına genişleyemedi ve onu fethedemedi? … (Neden) sermaye oluşumunun önemli bir oranı sadece belirli kesimlerde mümkündü ve dönemin piyasa ekonomisinin tamamında mümkün değildi?

İnanıyorum ki Braudel’in sorusunun yanıtı, hem Batının geçmişinde hem de gelişmekte olan ve eski komünist ülkelerin bugününde yaşanan formel mülkiyete sınırlı ulaşımda yatar. Yerli ve yabancı mucitlerin sermayeleri vardır; onların varlıkları formel mülkiyet sistemi tarafından az ya da çok birleştirilmiş (entegre edilmiş), mübadele edilebilir, ağ etrafında toplanmış (networked) ve korunmuştur. Fakat onlar yalnızca küçücük bir azınlıktır –mülkiyet sistemlerinin bürokrasisini idare etmeyi gerektiren uzman hukukçulara, iç bağlantılara ve azme güç yetirenlerdir. Formel mülkiyet sistemince temsil edilen emeklerinin meyvelerini alamayan insanların büyük çoğunluğu, Braudel’in fanusunun dışında yaşarlar.  

Bu fanus kapitalizmi özel bir kulüp yapar, yalnızca ayrıcalıklı bir azınlığa açar (kapitalizmi) ve dışarıda durup içeri bakan milyarlarca insanı öfkelendirir. Bu kapitalist apartheid, hepimiz bir çok ülkenin çoğunluğun formel mülkiyet sistemine girmesini engelleyen yasal ve politik sistemindeki kritik eksiklikler konusunda anlaşmaya varana dek, kaçınılmaz olarak devam edecektir.

Çoğu ülkenin neden açık formel mülkiyet sistemlerini yaratamadıklarını öğrenmek için doğru zamandayız. Üçüncü Dünya ve eski komünist uluslar, kapitalist sistemleri hayata geçirmek için en hırslı çabalarını yaşarken, bu fanusu kaldırmanın şimdi tam zamanı.

 

* Bu makale, yazarın  The Mystery of Capital: Why Capitalism Triumphs in the West and Fails Everywhere Else (New York: Basic Books and London: Bantam Press/Random House, 2000) kitabının 3. Bölüm’ünden alınmıştır.

 

Referanslar:

Fernand Braudel, The Wheels of Commerce (New York: Harper and Row, 1982).

Adam Smith, The Wealth of Nations (1776; reprint, London: Everyman's Library, 1977).

 

** Hernando de Soto Institute for Liberty and Democracy (Özgürlük ve Demokrasi Enstitüsü-Lima) Başkanı ve Peru Devlet Başkanı’nın  eski ekonomi ve politika danışmanıdır. Aynı zamanda The Other Path: The Invisible Revolution in the Third World (New York: Harper and Row, 1989) kitabının yazarıdır.

Son Güncelleme ( Perşembe, 07 Mayıs 2009 )
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

< Önceki   Sonraki >
design by macroajans