|
3H Hareketi üyesi ve Kritize.Net yazarı Ahmet İhsan Kaya, işsizlerin derdine dermanın "Devlet" olamayacağını bakın ne güzel anlatmış.. Küresel krizin istihdam üzerindeki negatif etkisinin yoğun olarak yaşandığı şu günlerde işsizliği azaltıcı, istihdam yaratıcı tedbirler üzerindeki tartışmalar da ağırlık kazanmaya başladı. Türkiye, Mart 2009 itibariyle yüzde 15.5 işsiz oranıyla rekor kırdı, kriz nedeniyle kapanması muhtemel fabrikalarda çalışan işçilerin de katılımıyla bu oranın önümüzdeki aylarda daha da artmasından endişe ediliyor. Başta işçi sendikaları olmak üzere, ticaret odaları, sermayenin sivil toplum temsilcileri ve çeşitli dernekler işsizlik oranının bu doğrultuda sürmesi halinde gelir dağılımındaki uçurumun derinleşeceğini, yoksulluğun hızla artacağını, pek çok ailenin temel ihtiyaçlarını karşılamasının bile mümkün olamayacağını ve bu durumun da son kertede bir sosyal patlamaya sebep olacağını dile getirerek hükümetten somut çareler bekliyor. İşsizliğin azaltılması için ileri sürülen argümanlardan en sık dillendirileni hükümetin personel alımı yapmak suretiyle harcamalarını artırması.
Personel istihdamıyla işsizliği azaltma düşüncesi salt Türkiye’de değil, Keynesyen ekolden etkilenmiş hemen hemen bütün ekonomilerde işsizliğe reçete olarak sunulan birincil çözüm olarak görülmesine rağmen doğu toplumlarının, özelde Türkiye toplumunun devlet algısından kaynaklanan kendine has bir konumu bulunmaktadır. Türk toplumlarındaki paternalist devlet algısı, Mete Han’dan bu güne devleti “işsize iş, aşsıza aş” vermesi gereken kutsal bir aygıt olarak görmüş; bu durum da siyasi, sosyal ve iktisadi hemen her meselede hükümeti göreve çağırmak başat çözüm olarak raflarda yerini almıştır. Nitekim AKP hükümeti de devletin “babalık” görevini layıkıyla yerine getirmiş, kamu kesimi son dönemde 90 bin yeni memur alarak evlatlarının içler acısı durumuna kayıtsız kalamadığını göstermiştir. Sorun şurada ki, hükümetin gerekli-gereksiz personel istihdamı; emeğin verimliliğini ciddi surette düşürüyor ve kaynakları olabildiğine yanlış-etkinsiz kullandırıyor. Bugün kamuda istihdam edilen personel sayısı ile üretimine katkı sağladıkları mal ve hizmetleri kıyasladığımızda karşımıza çıkan tablo bunun net bir göstergesi. *** Sermaye sözcüleri ise daralan talep nedeniyle hasılatlarının maliyetleri dahi karşılamadığını, muhtemel bir vergi indirimi veya sübvansiyon olmazsa maliyetleri azaltmak için işçi çıkarmak zorunda kalacaklarını belirtiyor. Şükür ki AKP sübvansiyon oyununa henüz gelmemiş, yatırımlarını yanlış yönlendirerek batan şirketlerin faturasını vergi mükelleflerine ödetme gafletinde bulunmamıştır. Krizin etkilerini göstermesinden itibaren ABD Kongresi, üst üste çıkardığı kurtarma paketleriyle batan ve batması muhtemel olan finans kuruluşlarını, bankaları ve dev şirketleri kurtarmaya çalışmış; fakat bu paketlerin AİO mensubu iktisatçıların ısrarla söylediği gibi (bkz. Liberal Düşünce, Chris Brown, ‘Neanderthal’ İktisat, Sayı: 51-52) esasında ‘problemi azdırmak, resesyonu derinleştirmek ve uzatamak’tan başka bir sonuç getirmediğini söylemek şu an itibariyle zor olmasa gerektir. Üstelik çıkarılan bu paketler doğal olarak vergi mükelleflerinin üzerine yüklenmiş, nitekim bu durum ABD’de Texas başta olmak üzere birçok eyaletin federal hükümetin kafasına göre yaptığı harcamalara yoğun protesto ve tepkilerini getirmiştir. ABD’nin dört bir yanında Amerikan Bağımsızlık Savaşı’nın fitilini ateşleyerek bağımsızlığın bir nevi sembolü haline gelen “çay hadisesi”ne nazire yapılarak “tea-party” eylemleri düzenleniyor, federal hükümet protesto ediliyor, birlikten ayrılma sloganları atılıyor. Eylemlere aktif olarak katılan Texas Valisi Rick Perry, federal hükümetin Amerikalıları vergiler, kamusal harcamalar ve borçlarla boğduğunu söyleyerek ABD hükümetine “eyalet hakları”nı hatırlatıyor. (haber7.com) ABD’de üst üste çıkarılan kurtarma paketlerine karşın Türkiye’de AKP, hükümetin “hiçbir şey yapmadığını, bir an önce paketler çıkarıp fonlar oluşturması ve krize hazırlıklı olunması gerektiğini” söyleyenlerin oyununa gelmemiş, müdahalelerle piyasayı hallaç pamuğuna çevirmemiş ve apaçık bir adaletsizliğe neden olmamıştır, en azından şu an itibariyle. AKP’nin bu “hiçbir şey yapmayarak piyasayı kendi haline bırakma” politikasının olumlu etkileri orta ve uzun dönemde, özellikle de kriz goygoyculuğunun ortadan kalkmaya başladığı yakın gelecekte daha net ortaya çıkacaktır. İstihdamı artırıcı tedbir önerilerinden bir diğeri de iktisadi korumacılık suretiyle yurt içindeki üreticilerin kollanması önerisi. Resesyonları derinleştirmesi ve uzatması, yoksulluğu ve sefaleti kalıtsal hale getirmesi, iktisadi tekamülü durduran bir niteliğe haiz olması bakımından insanoğlunun refahını etkileyen belki de en büyük tehdit olarak da nitelendirilebilecek korumacılığı incelemeyi de önümüzdeki yazıya bırakalım... |