29 Mart'ın Sahici Analizi Mümkün mü? Yazdır E-posta
Yazar Bilal Sambur   
Perşembe, 02 Nisan 2009

Yeni yazarımız, çok sevdiğimiz hocamız, Doç. Dr Bilal Sambur, enfes bir seçim analizi ile, herkesin aynı hataya düştüğü noktaları ortaya çıkararak karşınızda..  


http://www.mises.org/images4/collectivism.jpg 29 Mart yerel seçim sonuçları hakkında yapılan analizlerin önemli bir bölümü, zihinlerimizi ve düşüncelerimizi bulandırmaktan ve yapmış olduğumuz siyasi tercihlere gölge düşürmekten başka bir işe yaramamaktadır. Sığ ve önyargılı şekilde yapılan seçim analizleri, ortaya çıkan siyasi tablonun gerçekçi  bir okuması  olmaktan ziyade,  hayali bir seçim kurgusunu   gerçek seçimin yerine ikameye çalışmaktadır.Seçimlerden önce  nasıl oy atmamız  gerektiğini söyleme  hak ve yetkisini kendilerinde görenler, attığımız oyun ne anlama geldiğini de  bizim adımıza bize söyleme cüretini kendilerinde görmektedirler.   Bireylere  hangi siyasi tercihte  bulunmaları gerektiğini ve seçim sonrası  ortaya çıkan siyasi tablonun  ne anlama gelmesi  gerektiğini söylemenin ötesinde dikte ettirme hakkını kendilerinde gören, bazı gazetelerde köşe sahibi olmanın ya da bazı televizyon kanallarında program yapmanın dışında hiçbir niteliği olmayan sığ bir yığınla hepimiz yüz yüze bulunmaktayız.  

Siyasi ve sosyal hayatın kendi doğal dinamikleri  içerisinde  çoğulcu bir şekilde gelişmesi gerektiği düşüncesine yabancı olan  bu yığın,  yapmış olduğu sözde analizlerle özde bir siyasi ve sosyal mühendislik projesini uygulamaya devam etmektedir. Seçimlerden Ak Parti birinci parti olarak çıkmasına rağmen   onun mağlup  diğer partilerin galip olarak gösterilmesi için yoğun bir psikolojik harekat yürütülmektedir.Seçim sonuçlarının ortaya çıkardığı  tabloya rağmen Ak Parti’nin  mağlup gösterilmeye çalışılmasını, malum kesimlerin   bu partiye  toplum nezdinde psikolojik bir yenilgi  tattırmak şeklindeki tatmin olmayan arzularıyla açıklayabiliriz.  Ak Parti’yle   iktidar mücadelesi içerisinde olan   bürokratik elitlerin,  otoriter Tek Parti ideolojisi yandaşlarının, Ergenekoncuların  ve bazı medya gruplarının  toplumsal güce ve meşruiyete sahip oldukları  şeklindeki  bir mesajı,  sinsice kolektif bilinçaltına   kazımak için Ak Parti, bilinçli, kasıtlı ve sistematik bir şekilde   psikolojik açıdan  mağlup olarak  gösterilmektedir .

Sözde seçim analizi yapan malum yığının  birincil amacı,  toplumu gene toplumla yenmeye çalışmaktadır. Her ne kadar ortaya çıkan seçim sonuçları toplumun Ak Parti’ye  olan sosyal desteğini ortaya çıkarmış olsa da malum çevreler, toplumun  seçim sonuçlarıyla  bu partiye  kendisinin yanında değil  bürokratik statükoyla özdeş ol mesajı verdiği şeklinde bir zihinsel ve psikolojik hava yaratmaktadırlar.

Ak Parti’nin siyasi başarısının  arkasındaki temel  neden, bu partinin  toplumun devlete hakim olan bürokratik  statükodan duymuş olduğu derin memnuniyetsizliği anlamış olmasıdır. Ak Parti,  toplumun bu derin memnuniyetsizliğini   demokrasi, hukuk,  insan hakları ve refah alanında  yapacağı reform ve düzenlemelerle  tatmin ettiği sürece başarılı olacaktır. Toplum, Ak Parti’ye  bu asli memnuniyetsizliğinin sözcüsü ve temsilcisi olma rolünü vermesine rağmen, Ak Parti’de devletleşme eğiliminin  sinyallerini görmüştür. Seçim sonuçlarından Ak Parti için mutlaka bir ders çıkarılacaksa, temel ders, toplumun Ak Parti’nin devletleşmesini  şiddetle reddettiği  şeklindedir. Seçim sonuçlarında tezahür eden  Ak Parti’nin  devletleşmesine karşı çıkma şeklindeki   toplumsal talebi, bürokratik iktidarın bir parçası ol şeklinde  sunmaya çalışan analizler, Ak Parti’nin statükonun  uysal bir parçası ve taşıyıcısı olması gerektiği düşüncesini normal ve rasyonel hale getirmektedir.  Seçim sonuçlarının ‘Beyaz Türklerin  uyarısı’ şeklinde yorumlanmasını, Ak Parti’nin devletleşmesini  samimi bir şekilde isteyen fakat bunu değişik şekillerde ortaya koyan anlayışın tipik bir tezahürü olarak değerlendirebiliriz.

Bu yerel seçim, bireyin tamamen dışlandığı, sadece rakamların konuşulduğu bir seçim oldu. Adayların belirlenmesinden  sonuçların değerlendirilmesine kadar  hep rakamlardan ve  yüzdelerden söz edildi. Birey olarak seçmen, kendisinden gerçek kişi olarak değil de, sadece bir toplama ve yüzde olarak söz edilmesinden büyük rahatsızlık duymaktadır. Rakamların sahteliğine karşı  gerçek, anlamlı ve değerli olan  bireyin talepleri, görüşleri ve tercihleridir. Ak Parti ve diğer siyasi partiler, seçim sonuçlarından sadece arzu ettikleri yüzdeyi elde etmeyi umdular.  Zaten yapılan tartışma, Ak Parti’nin niye  yüzde elli civarında bir yüzde değil de  yüzde kırk civarında bir oy elde etmesinden kaynaklanmaktadır.

Yüzdeler ve rakamlar üzerinden konuşmak, şirketlerin kar-zarar analizi gibi siyasi partilerin  kar-zarar analizini yapmak ilk bakışta çok ilginç, ikna edici ve çekici gelebilir. Ancak rakamların ve yüzdelerin çekici dünyasının, bütün siyasi partilere ve  analistlere unutturduğu çok önemli bir gerçek vardır: Politika, rakamlar hakkında değil, insanlar hakkındadır. Siyasetin insansızlaşarak istatistikleşmesi,  bu yerel seçim sürecinin ortaya çıkardığı temel sonuçtur. Bireyler, kendilerinden toplam bir rakam olarak  bahsedilmesi karşısında duydukları mutsuzluğu ortaya koymuşlardır. İnsanlar, Antalya’da bir siyasi partinin sadece yüzde elli gibi istatistiksel bir beklentinin içine girmesini ve  adayların yüzde elli oy alırım demesinden hiç hoşlanmamışlardır. Anket yüzdelerinin homojenleştiriciliğine karşı toplum, farklılaşmış  bireylerden oluşan çoğulcu bir yapı olduğu gerçeğini siyasilere hatırlatmıştır.

Yerel seçim sonuçları,  rakamların ve yüzdelerin homojenleştirici dilini ve mitlerini reddetmesine rağmen, hala rakamlar ve yüzdeler etrafında   yapılan sahte analizlerle  siyasi ve sosyal hurafeler üretilmeye devam edilmektedir. Yüzdeler ve rakamlar etrafında yapılan siyaset ve seçim analizleri, hiçbir zaman sahici olmayan sahte kurgular olmaktan öteye geçemeyeceklerdir. Siyaset ve seçimin sahici anlamda analiz edilmesi için, tek bir faktör etrafında çoğulcu ve derinlikli yorumların yapılmasına ihtiyaç vardır. Siyasetin ve seçimin merkezine  oturtulması gereken  bu faktörden  sübjektif faktör olarak söz edebiliriz. Sübjektif faktör, rakamları değil, bireyi esas almaktadır. Milyonlarca bireyin birbirlerinden haberli ya da habersiz, etkileşim içinde ya da etkileşimde bulunmadan, herhangi bir merkezi dayatmaya ve planlamaya  ihtiyaç duymadan,  herkesin kendisine özgü   arzu, ihtiyaç ve idealler doğrultusunda   oy şeklinde kendi sübjektif eğilimini tezahür ettirmesini sübjektif faktör olarak değerlendiriyoruz. Bütün siyasi partilerin rakam ve yüzdeleri aşıp, sübjektif faktör olarak bireylerin dünyalarına inmeleri gerekmektedir.

Sonuç olarak  yerel seçim sonuçlarının  sahici anlamda analiz edilmesinin önünde iki temel engel bulunmaktadır. Seçim sonuçlarından  Ak Parti aleyhine  psikoloji  bir yenilgi çıkartmak isteyen ve ortaya çıkan siyasi-sosyal tablonun   doğru bir şekilde okunmasını engelleyen  zihin iğfal edici çabaları birinci engel olarak görebiliriz. Ortaya çıkan  açık seçim sonuçlarına rağmen, yüzdelerle  Ak Parti aleyhine psikolojik bir mağlubiyet ortamı yaratmak için  oynayanların,  sahici anlamda bir yenilgiden değil, yenilgimsi diyebileceğimiz gülünç ve yapay bir duruma neden olduklarının farkında olmamaları çok ibret vericidir. Seçim sonuçlarının sahici anlamda  analiz edilmemesinin önündeki ikinci büyük engel, yüzdelerin aşılamaması, siyaset ve seçimi  belirleyen ve etkileyen temel güç olan sübjektif faktöre yani  bireyin kendisine bir türlü ulaşılamamış olmasıdır. Birey, kendisi yerine rakamlarla  uğraşan siyasete karşı hiç tolerans göstermeyeceğinin uyarısını, 29 Martta kullanmış olduğu oylarla  bütün siyasi partilere vermiş bulunmaktadır. Seçim sonuçları, açık bir şekilde bütün siyasi partilere sübjektif faktöre yani bireye ulaşın mesajını vermektedir.

 

Doç. Dr. Bilal Sambur

Liberal Düşünce Topluluğu Din ve Hürriyet Araştırmaları Merkezi Direktörü

Son Güncelleme ( Çarşamba, 01 Nisan 2009 )
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

< Önceki
design by macroajans