AKP Değişmeli.. Yazdır E-posta
Yazar Alper Akalın   
Pazartesi, 30 Mart 2009

http://biriyilik.com/wp-content/uploads/2008/08/degisim.jpg

Giriş: Seçim Sonuçları Liberaller için Ne İfade Ediyor?

Seçim sonuçları, Türkiye için sürprizlerle dolu da olmadı, beklenenlerin istikametinde de gerçekleşmedi. AKP’nin oyunun düşeceği kesindi, ama bu kadar düşeceğini  tahmin eden kişi sayısı azdı. Şimdi, AKP’nin 2007’deki meşruiyetini kaybettiğinden tutun da, belki de erken seçim tartışmalarına kadar 1 ay boyunca seçimi konuşacağımız kesin.

Bu yazı yazılırken, sandıkların yarısı açılmıştı. Ve sonuçların en fazla %1-2 değişeceğini  varsayarak, AKP’deki düşüşü sıcağı sıcağına analiz etmekte fayda var. Kati sonuçların elde edildiği daha serinkanlı ve bir ortamda, diğer partilerin durumunu da gözden geçirecek bir yazı, bu yazının akabininde sizlerle olacak..

AK Parti, il genel meclisinde %38-39 bandına gelerek, psikolojik sınır olarak %40’un altına indi. Bu ne demek? AK Parti, bu seçimde seçmenden ciddi bir sarı kart yemiştir. AK Parti’nin %40’un altında bir oy alması, bundan sonra uygulayacağı politikalar için 2007’de edinmiş olduğu özgüvenin zedelenmesine neden olacak. AKP, belki de artık kendisine oy vermeyen kesimlere daha çok yaklaşma ihtiyacı hissedecek. Bu da ülkede demokrasinin normalleşmesi adına aslında olumlu bir gelişme. AK Parti’nin, %50’lere dayanarak seçilmiş hükümdar olmasındansa, %40’un altında sınırlandırılmış bir güce layık gorulmesi, liberal paradigma açısından daha hayırlı.

 

AKP Oylarını Karşılaştırırken 

Yalnız 2007’deki %47 ile şimdiki %39’u karşılaştırmak da çok anlamlı gelmiyor bana. Şöyle ki, Türkiye genel seçimleri ile yerel seçimlerdeki il genel meclisi seçimleri, seçmen davranışı açısından tıpa tıp benzerlik gösteren olgular değil. Zira, genel seçimlerde %10’luk baraj yüzünden, seçmende "oyum boşa gitmesin" güdüsüyle daha büyük partilere oy vermek temayulu yüksek olurken, barajsız il genel meclisi seçimlerinde seçmenler daha özgürce tercihlerde bulunuyorlar ve küçük partilere de şans veriyorlar. Aynı zamanda 2007’de elde edilen  %47 oranının da bir tepki oyu olduğunu unutmamak lazım. 22 Temmuz öncesi, genelkurmaydan verilen e muhtıra ve 367 skandalı, belki de normalde %40 civarında oy alacak AKP’nin mazlum rolunde daha büyük oy oranlarına ulaşmasına neden oldu. Bu bağlamda, AKP’nin şimdiki durumunun, 2007’deki %47 ile değil de geçen yerel seçimlerde elde etmiş olduğu %42’lik il genel meclisi oyu ile karşılaştırılarak analiz edilmesi gerekir.

Yine de elde edilen bu netice, AKP’nin oylarının ciddi bir şekilde düşmüş olduğu gerçeğini gizleyemez. Bazı yazar ve akademisyenler, seçim sonrası tv yorumlarında Türkiye’de hiç bir partinin oyu düştükten sonra bir daha yükselişe geçemediğini de belirterek, AKP’nin bu düşüş trendine artık bir kere girdiğini ve git gide eriyeceğini tahmin (belki de temenni) ediyorlar. Ben bu yoruma da katılamayacağım. Zira, AKP, bu ülkede bir çok ilkleri başarmış bir parti. Ve bu partiyi tarihsici bir anlayışla tahlil etmektense, konjonkturel olgu ve gelişmelerle gözlemlenmesinin gerekli olduğunu düşünmekteyim.

 

AKP 'nin Oyları Neden Düştü?

Bu bağlamda, AK Parti’nin oylarının neden düştüğünü kısaca maddelemekte yarar var:

1) Küresel Kriz: Hiç süphe yok, küresel kriz sonrası durumu kötüleşen hane halklarının çoğunluğu AKP’ye duydukları öfkeyi , alternatif partilere yönelerek göstermiştir

2) AKP’nin Süpermen Havası: AKP’nin gerek “kürt meselesini sadece ben çözerim”, gerekse “diğer partilerin kalelerini yıkacağız” mealindeki açıklamaları, mevcut seçmeni daha da muhafazakar bir yapıya sokmuştur. Bir başka deyişle, AKP’nin bu itici kibri, kürt meselesi hassasiyeti veya laiklik kaygısı yüksek kesimlerin, sandıklara belki de normalden daha çok sahip çıkarak, mevcut pozisyonlarını koruma ve “kalelerimi düşürmemem” psikolojilerine girmesine neden olmuştur.

3) Yanlış aday seçimi: AK Parti milletvekilleri, %47’den aldıkları gaz ile birlikte kendi işlerine gelmeyen mevcut AKP’li belediye başkanları yerine “ceketi assak kazanırız” mantığı ile daha “koyun” belediye başkan tercihlerine gitti. Aklıma gelen Urfa, Adana, gibi illerde yaşanan oy kaybının yanı sıra, geçen seçimlerde AKP’nin kazanamadığı yerlerde çıkarılan niteliksiz alternatifler ile geçmişte çok başarısız olan AKP'li (özellikle İstanbul metropol) belediye başkanları da AKP’ye en az %2-3 oy kaybettirdi.

4) İktidarın yıpranma payı: Her iktidar, yıllar geçtikçe hataları ile daha çok göze batar. Doğru politikaların seçmen için marjinal getirisi yıllar içerisinde git gide düşerken, ortaya çıkan yolsuzluk, pasiflik veya yanlış politikalar, kamuoyunun hükümete verdiği kredilerin artarak tükenmesine neden olur.

 

AKP Bundan Sonra Ne Yapmalı?

AK Parti, 2011’e kadar oylarını tekrar yükseltebilir mi? Bence bu sonucun cevabı kesinlikle hayır değil.. Aşağıdaki öneriler  ile AK Parti, oylarını en azından daha fazla azaltmamanın yollarını bulabilir.

1)  Geniş bir Kabine revizyonu: 8. yılına yaklaşan AKP hükümetinde, kredisi çoktan tükenen bir çok bakan var. 8 yıldır değişmeyen Kemal Unakıtan, Cemil Çiçek, Mehmet Ali Şahin, Hüseyin Çelik, Beşir Atalay; Vecdi Gönül gibi miladını doldurmuş  isimlerin yanı sıra, Hayati Yazıcı, Faruk Çelik, Faruk Özak, Mehdi Eker gibi kendi alanlarında yetersiz bakanların mutlaka değişmesi gerekmektedir. Ve bu değişim ,sadece milli görüş geleneğinde değil de merkez sağ- liberal cenah kökenli genç-dinamik kişilerin ağırlığında gerçekleşmelidir.

2) Daha demokratik söylemler: AKP’nin kürtlerin güvenini kaybettiği bir gerçek. Bunun en büyük nedenlerinin başında, Başbakan’ın gittikçe millileşen üslubu,  DTP ile ortak bir müzakere ortamına girme ihtiyacı hissetmemesi ve kürt meselesini sadece kendisinin çözeceğine kendisini inandırması oldu. AK Parti, şayet ki kürt meselesinde kabaran milliyetçi damarını daha demokrat bir söylemle ikame edebilirse, doğuda kaybettiği güveni 2011’de yeniden tazeleyebilir.

Bunun yanında, AK Parti, gittikçe statukoya egemen bir yapıya evrilmeden, daha geniş kesimlerin güvenini nasıl kazanabilirim sorusunun cevaplarını aramalı. Bu bağlamda, sadece türban sorunu ile değil de tüm anti-demokratik meselelerle ilgilenenen bir sivil anayasa reformundan tutun da, parti içi demokrasiye kadar bir takım düzenlemelere mutlaka gidilmeli. Özellikle tabandaki milli görüş hakimiyeti mutlaka tanzim edilerek, AK Parti’nin her kesimden oy alabilecek bir parti hüviyetine bürünebilmesi için daha liberal bir teşkilatlanmaya gitmesi bir elzem olarak gözüküyor

3)  Daha Etkili Kriz Politikaları: Seçimlerde ekonominin payı çok büyük önem taşımakta. Bir çok iktidarı deviren, yaşanan ekonomik krizlerdir. Bu kriz ise, iktidarı devirmese de sendelemesine yol açtı.

Şimdi tüketici üretici ve yatırımcıların ekonomiye güven duyması lazım. Ekonomik güvenin yeniden kazanılması için IMF ile acil bir anlaşma imzalanmalı. Seçim öncesi muslukları açılan kamu harcamaları kısılmalı, ekonomide çalkantılara sebep olabilecek enflasyonist politikalardan kaçınmalı. Ekonomiyi canlandırdığı son 2 haftada belli olan vergi indirimlerinin devamı gelmeli ve bu vergi indirimleri sadece 3 aylık değil belki de bir ömür boyu sürmeli. Bunun bütçede yarattığı infali engellemek için de, kamunun daha az harcaması gerekmekte. Ekonomik krizi, kamuya değil de halka harcatarak  daha sağlıklı  atlatacağımız kesin.

 

Sonuç:

AK Parti, seçmenden bir tokat yememişdir ama yanağı hafif okşanmıştır. AK Parti’nin gücünün sınırlandırılması, daha liberal bir demokrasi için sevindirici de olsa, Ergenekon ve benzeri statuko ile mücadele için AKP’nin şevkinin ve özgüveninin kırılıyor olmasının, demokratik beklentiler besleyenler için de bir dezavantaj olacağı da kesin. Yalnız unutulmasın ki, biraz konjonkturel, biraz da kişiye bağlı olarak sonucu değişen yerel seçimler, AKP’nin başarısızlığı için tamamen bir ölçü olamaz.

Umarız ki AK Parti, oylarında yaşamış olduğu bu düşüş ile, kendisine gelen uyarıyı ciddiye alır ve daha demokratik bir Türkiye için muhalefet ile bir rekabet içerisine girer. Gerekli adımları atmayan bir AKP , mevcut milliyetçi/ulusal muhalefetin bu yetersiz/niteliksiz hali ile daha yüksek oylara layık görülmesine neden olacaktır. Bu yetersiz haline rağmen oylarının yükseldiğini gören muhalefet, statukonun ve milliyetçi populizm ekseninde politikaların şekillendirme konusunda bir olumsuzluk göremeyebilir . Bu durum ise,  daha iyi bir Türkiye hayali içinde olan liberal demokratların hayallerini yakın zamanda suya düşürebilir. Umutsuz liberallerin umudunu ya “tazelenmiş” AKP yeşertecek, ya da artık yeni bir “hakiki” demokrat alternatifin yolları aranacak.  Tüm bu soruların cevabını da yakın zamanda “gardı düşmüş” AKP, atacağı adımlarla verecek..

Son Güncelleme ( Pazartesi, 30 Mart 2009 )
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

< Önceki   Sonraki >
design by macroajans