Sosyalizm : Neden İmkansız? (3) Yazdır E-posta
Yazar Soner Hoca   
Cuma, 27 Mart 2009

Müşevvikler (Girişimci Ruh)http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/f/f2/Anti-Socialist-Symbol.svg/600px-Anti-Socialist-Symbol.svg.png

Ortak mülkiyet esasına dayalı sosyalizm, sizi daha iyi bir 'şey' üretmeniz için teşvik etmez. Bu sosyalizmin dördüncü hayati hatasıydı. İcat ettiğiniz şeyden ötürü ödüllendirilmeyecekseniz-ki biz buna kapitalizmde 'kar' diyoruz, o şeyi icat etmeniz için çok fazla bir nedeniniz yoktur. Fakat sosyalistler bunun illa böyle olması gerekmediğini, kapitalizmde insanların kar güdüsüyle hareket ettiğini ama sosyalizmde de insanların aynı şevkle sadece 'toplumun iyiliği' için çalışacağına inanırlar.

Makalemizin ilk bölümünde geniş anlamda incelediğimiz gibi sosyalizmde 'herkes melek olsa dahi' üretim araçlarında piyasa fiyatlarının olmaması sosyalizmin bolluk hedefine ulaşmasındaki en büyük engeldir ancak bunu şimdilik 'müşevvikler' konusunu daha iyi tartışabilmek için es geçiyoruz.

Aslına bakarsanız tüm iktisadı iki ana konuya dahi indirgeyebiliriz.  Birincisi, kaynaklar kıttır. İkincisi, insanlar ancak bir çıkarları varsa harekete geçerler.

'Girişimci ruh' ancak ve ancak serbest piyasanın işlediği, mülkiyet hakları tanınan ve kar-zarar olgusunun kabul edildiği bir sistem altında varolabilir. Ürettiğim ürüne el konacak ve tüm topluma dağıtılacak ise neden daha çok çalışayım? Yaşanan tarihi tecrübeler, müşevvikleri yok eden dağıtımcı politikaların ne beter sistemler yarattığını gözler önüne sermiştir.

Tarım için dünyanın en verimli topraklarına sahip Rusya, devrimin yapıldığı 1917 yılında dünyanın en büyük tahıl ihracatçısı konumundaydı. Devrimin ardından, tarım alanındaki özel mülkiyet haklarının lağvedilmesi ve beraberinde yerleştirilmeye çalışılan kolektivist anlayış Sovyetler Birliği'nde 1920 ve 1930'lar arasında müthiş bir kıtlık ve tarımsal üretimde rekor derecede düşüş yarattı. Sadece bu yıllarda, sayıları 5-10 milyon civarında değişen Sovyet vatandaşı 'açlık'tan yaşamını yitirdi. 30 milyon civarı insan ise Batı ülkelerinden gelen yardımlarla beslenebilmişti.

Sadece Sovyetler Birliği değil, dağıtımcı sosyalist politikaları benimseyen hemen her ülkede üretimde müthiş düşüşler ve yiyecek kıtlıkları, nice yığınlara açlık çığlıkları attırıyordu.

Peki ya 25 yılı aşkın bir süre Çin'de sosyalist deneylerini gerçekleştiren Mao Tse-tung? Kendisinin ölümünün ardından bazı itiraflarda bulunan devlet adamları sadece 1959-62 yıllları arasında (literatürde 'Zor 3 Yıl' olarak geçer), yani üç yıl gibi kısa bir sürede bile 20 ile 30 milyon arasındaki Çin'linin 'açlıktan' öldüğünü belirtmişlerdir.

Aynı şekilde, Kamboçya komünist partisi Khmer Rouge'nin 1970'lerin sonunda başlattığı sosyalist devrim, halkın dörtte birinin 'açlıktan' ölmesine neden olmuştur. Açlıktan zaten kırılmakta olan Gana, sosyalist devrim gerçekleştireceği iddiasıyla başa gelen Kwame Nkrumah sayesinde dünyanın en büyük Kakao üreticisiyken, devrimin ardından kakao üretiminde %50 düşüş gerçekleştirme başarısı göstermiştir. Julius Nyerere'nin Tanzanya'sı? 1960'larda gıda ihracatçısı konumundaki Tanzanya, çiftlikleri kolektifleştirme politikasının ardından 1980'lerde gıda ithalatçısı (yaklaşık 18 milyon dolar değerinde gıda ithalatı) konumuna düşmüştür, hemde nüfusunun %70'i tarımda çalışıyor olmasına rağmen! Bu oran benzer yıllardaki Batı ülkelerinde %3-4 idi.

Tüm bunlar, insanları daha çok üretmeye, çalışmaya, düşünmeye, vs..'ye teşvik eden, motivasyonlarını arttıran müşevviklerin ne kadar önemli olduğunu anlatmıyor mu? Dağıtımcı politikalar insanların şevklerini öldürür. 'Kar güdüsü' olarak sürekli aşağılanan olgu ise, milyon yıllık yaşındaki gezegenemizin kıtlıkların üstesinden gelmesini sağlayan yegane faktördür.

Müşevviklerin hayati derecedeki rolünü hala kavrayamadıysanız, 16. yy.'da İngiltere'nin başlıca enerji kaynağı olan odunun kısa zamanda tükeneceği korkusunu aklımıza getirelim. Odun fiyatlarındaki yükselme (şükür ki kısmen serbest piyasa varmış), kömür üretim tekniklerinin gelişmesine, yeni kaynakların keşfedilmesine ve İngiltere'nin odun arzında artışlara sebep olmuştur. Neden? Çünkü odun fiyatlarının yükselmesi, işadamlarına, kaşiflere, bilim adamlarına, mühendislere vs'ye..kar vaadetmişti! Odun arzını arttıran kazanacaktı. İngiltere o zamanlar, piyasa fiyatları olmayan, kar-zarar gibi olgulardan bağımsız, özel mülkiyeti önemsemeyen sosyalist bir idare altında yaşıyor olsaydı muhtemelen onun vatandaşları da büyük acılar yaşayacaktı.

İşte şahsi çıkarın (müşevvik) toplumun çıkarıyla uyuşan mükemmel ahengi, teşekkürler Adam Smith! İşte 'kendiliğinden doğan düzen', teşekkürler Hayek.

Sonuç

Uzun lafın kısası, sosyalist teorisyenler insanoğlunun temel değerlerini yok saydılar. Onlar için fiyatlar önemsizdi, kar kötüydü, mülkiyet hırsızlıktı ve 'girişimciler' diye bir sınıfa ihtiyaç yoktu! Evet Marx, sıradan bir taş kırıcısı ile heykeltraş arasında nitelikli emek ve niteliksiz emek ayrımını yapmıştı ve ona göre heykeltraşın 1 saatlik emeği ile taş kırcısının 1 saatlik emeği arasında fark vardı ancak 'girişimci'ye heykeltraş kadar bile değer vermedi. Emek-değer teorisi ve açmazlarına önümüzdeki günlerde başka bir yazıda ayrıca değineceğim.

Bugün belki sosyalizme kökten bağlı ve iman eden çok fazla sayıda insan kalmamış olabilir ancak etki alanı halen aynı şiddette devam etmektedir. Bugün hükümetler haksız kamulaştırmalar, anlamsız vergi artışları yapabiliyorsa, toplum zenginlerden yapılan servet transferini meşru görüyorsa, insan ihtiyaçlarını karşılayacak yegane organ olarak kamu otoritesi hala birinci sırada yer alıyorsa ve tüm bunlar normal karşılanıyorsa sosyalist teorisyenlerin fikirleri hala kuvvetli ve etkili demektir. Bu demektir ki, günümüzde mücadele edilmesi gereken sosyal-devlet anlayışı değil, o anlayışın zihniyetini oluşturan, ona yön veren fikri arka plandaki değerler zincirini oluşturan sosyalizm düşüncesidir. Zira sosyal-devlet gücünü onun temelinden almaktadır.
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

< Önceki   Sonraki >
design by macroajans