| Bir Kollektivist Sapma: Bireyin İnkarı |
|
|
| Yazar Bilal Sambur | |
| Cumartesi, 21 Mart 2009 | |
|
İnsan sürekli olarak kendisini tanımlama ve anlamlandırma ihtiyacı içindedir. İnsanın kendisini Birey kavramı, insanın kendi kendisini tanımlama hakkının kendisinde olduğunun deklare edilmesi demektir. Kolektivizm, insanın birey olarak kendisini tanıma ve tanımlama hakkına sahip olduğunu inkar etmektedir, çünkü bireyin kendisini özgürce tanımlaması gibi bir anlayış kolektivizme tamamen zıttır ve yabancıdır. Bireyin kendini tanımlama hakkını ve özgürlüğünü inkar eden kolektivist ideolojiler ve teolojiler, insanın yerine kendilerini koyarak ona ne olduğunu ve ne olması gerektiğini söyleme gibi bir hakkı kendilerinde gören tepeden inmeci, buyurgan, kibirli ve Tanrımsı bir duruş sergilemektedirler.Totaliter ve otoriter bu kolektivist duruş, insanı şeref, özgürlük ve hak sahibi birey olarak değerlendirmemektedir. Birey yerine kolektivist ideolojiler kendi merkezi kavramlarını kullanmaktadırlar. Birey yerine Sosyalizm sınıfı, Faşizm devleti, relijyonizm ise Tanrı ve kulluk kavramlarını ikame etmektedir. Birey kavramının anlamsızlığına bizi ikna etmek için kolektivizm, sahte bir insanilik, dayanışmacılık, ahlakilik ve dindarlık görüntüsünün arkasına sığınarak kişiye özgün duygu ve düşüncelerinin olmadığını, kendi biricikliğimizin gereği olarak kendimize özgü bir şekilde özgürce yaşamımızı planlamaya hakkımızın olmadığını söylemektedir. Kolektivist zihniyet sahipleri, diğer insanların kendileri için seçtikleri iyiden farklı olarak bireyin kendisi için başka bir iyiyi seçmesini hak olarak değil bir sapkınlık olarak değerlendirmektedirler. Bireysel iyi ve doğru yerine kolektivizm, herkes için bağlayıcı olan kolektivist iyiler ve doğrular icat etmekte ve dayatmaktadır. Kısacası kolektivizm, gayri ahlaki ve insani olarak bize birey diye bir şey olmadığını söyleyebilmektedir.
İnsanın kendisinden ben ve birey olarak bahsetmesi, her şeyden önce benliğinin ve bireyliğinin onur, özgürlük ve hak değerlerinden kaynaklandığı ve onlarla beraber var olduğu anlamına gelmektedir. Onur, özgürlük ve hak sahibi bir varlık olarak insan, temel hak ve özgürlükler alanına herhangi bir ideoloji, din ya da otorite adına zor kullanılarak müdahale edilmesini reddetmektedir. İnsanın onur ve özgürlük sahibi birey olduğunu inkar eden kolektivizm, insanın doğasına, hayatına, kişiliğine, temel hak ve özgürlükler alanına her zaman müdahale etmeyi kendisine meşru hak görmektedir. Sosyalizm ve Relijyonizm, insan hak ve özgürlükleri alanına istedikleri anda müdahale etmeyi kendi hakları olarak gören ve insan onurunu hiçe sayan kolektivist düşünce biçimlerinden başka bir şey değildirler.Onur, özgürlük ve hak sahibi bir birey olarak insanın kendisi için neyin doğru olduğuna karar vermesini, daha önce benimsediği inanç ve değerleri değiştirmesini, hiçbir müdahale ve baskıyla karşılaşmadan yeni tercihlerde bulunmasını esas alan özgür birey düşüncesini kolektivizm, yalnız başına olan, hiçbir şeyi takmayan, azgın ve saldırgan bir serseri olarak sunmaya çok özen göstermektedirler. Dini totaliter bir ideolojiye ve ilkel bir sosyalizme indirgeyen İslamistler, bireyi, Tanrı’ya karşı isyan eden bir Tanrı Tanımaz olarak sunmaktadırlar. Özgürlük ve onur sahibi birey olmak, İslamistlerin iddialarının aksine radikal bir Tanrı Tanımazlık değildir. Özgürlük, hukuk ve onurla donanmış bir birey olmak, teolojik açıdan Tanrı’nın insana bahşettiği bir nimettir. İnsan, onurlu, özgür ve hak sahibi bir varlık olmayı diğer insanların içinde yaşayarak ve onlarla etkileşimde bulunarak gerçekleştirecektir.Burada önemli olan birey olma sürecine dışarıdan bir müdahale ve baskının olmamasıdır. Kişi nasıl birey olacağını, kendi bireyselliğinin muhtevasının nasıl doldurulacağına kendisi karar vermelidir. İnsan kişiliğinin muhtevasının ne ile doldurulacağını belirlemeye çalışmak, ona müdahale etmek, belirli bir ideolojik ya da dini anlayış çerçevesinde yeni bir insan yaratmaya çalışmak, insan onuruna, özgürlüğüne ve hakkına karşı girişilen kolektivist bir tecavüzdür. Birey, kendisinin nasıl bir birey olacağına kendisi karar vermelidir. Kişi, dindar, Sosyalist, liberal, agnostik ya da hümanist olmak gibi tercihleri kendisi için uygun görebilir ve seçebilir.Ancak burada asıl önemli husus, bireyin önünde bir çok seçeneğin bulunlması ve kişinin var olan seçeneklerden herhangi birini hiçbir dış müdahale ile karşılaşmadan seçme ve yaşama özgürlüğünün olması önemlidir. Birey düşüncesinin Batıya ait İslam dışı bir düşünce olduğunu herhangi bir İslamistin iddia etmesi normaldir. Ancak herhangi bir İslamistin, kulluk adı altında müslümanın benimseyeceği tek bir kişilik yapısı olduğunu söyleyerek insanın birey olma hakkını ortadan kaldırmaya çalışmasını, relijyonist kolektivizmin bir tezahürü olarak değerlendirebiliriz. Liberal ve kolektivist bakış açısı arasındaki temel fark da buradadır: Özgürlükçü düşünce, kişiye hiçbir müdahaleyle karşılaşmadan hem birey hem kul olma seçeneklerinden birini tercih etme hakkını tanımaktadır. Birey olma seçeneğini kişinin önünden kaldıran İslamist kolektivizm ise, kulluk adına sadece kendi dinimsi ideolojisini Müslüman kişilere dayatmayı meşrulaştırmakta ve onların farklı bireyler olmasının önünü daha başlangıçta kapatmaktadır.
Kolektivizmin dini ve seküler biçimleri için, insan onurunun, özgürlüğünün ve haklarının devlet başta olmak üzere gücü elinde bulunduran otoritelere karşı nasıl korunacağı sorusunun merkezi değeri yoktur, çünkü kolektivizm için onur, özgürlük ve hak sahibi birey fikrinin kendisi önemli değildir. Kolektivizmin aksine liberal düşüncenin her şeyi, insan olarak bireyin onuru, özgürlüğü ve hakkı etrafında dönmektedir. Birey olarak insanın onur, özgürlük ve hukukunun devlet gibi en büyük iktidar organizasyonuna karşı nasıl korunacağı, devlet gücünün bireysel hak ve özgürlüklerin lehine olacak şekilde nasıl sınırlanacağı konusunda liberal düşünce önümüze muazzam bir birikim koymaktadır. Bireysel hak ve özgürlüklerin korunması için devlet gücünün hukukla sınırlanması gerektiğini merkezi fikir olarak savunan liberal düşüncenin aksine kolektivizmin dini ve din dışı versiyonları -İslamizm ve Sosyalizm dahil- bu konuda suskundurlar. Kolektivist ideolojiler, insan onurunu, özgürlüğünü ve hakkını korumak için devlet gücünün hukukla sınırlanacağı düşüncesiyle uğraşmak yerine birey düşüncesinin bizzat kendisini ortadan kaldırmak için olağanüstü bir çabanın içinde gözükmektedirler. Küresel mali krizi kendisi için altın fırsat bilen relijyonist ve Sosyalist kolketivizmin sesi, özellikle bugünlerde çok yüksek çıkmaktadır. |
|
| Son Güncelleme ( Cuma, 20 Mart 2009 ) |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|


tanıma,