| Keynesyen Ekonomi Üzerine Bir İnceleme (2) |
|
|
| Yazar Murray N. Rothbard | |
| Pazar, 01 Mart 2009 | |
|
Keynes ne İddia Ediyor? Keynesyen teori (veya model) bir kaç büyük toplamla ilgilenerek, bir ulusun tüm bireylerinin aktivitelerini bir yığında bir araya getirip gerçek dünyayı aşırı derecede basitleştiriyor. Kullanılan temel kavram, belli bir zaman dilimindeki mal ve hizmetlerin ulusal çıktılarının para değerine eşit olarak tanımlanan toplam ulusal gelirdir. Bu, aynı zaman dilimi içerisinde, bireyler tarafından elde edilen toplam gelire de eşittir(dağıtılmamış şirket karları da dâhil). İşte, Keynesyen sistemin temel eşitliği toplam gelir=toplam harcamalardır. Bir bireyin herhangi bir gelir elde edebilmek için tek yolu başka bir bireyin eşit değerde harcama yapmasıdır. Buna mukabil, bir bireyin harcama eylemi, diğer bireyin eşit değerde para geliriyle sonuçlanır. Bu yeterince açıktır, ve her zaman için doğrudur. Mr. Smith, Mr. Jones'un manavında bir dolar harcar-bu eylem Mr. Jones'un gelirinde bir dolarla sonuçlanır. Mr. Smith yıllık gelirini XYZ firmasının harcamalarından elde eder; XYZ firması yıllık gelirini müşterilerinin harcamalarından elde eder vb. Tüm örneklerde harcamalar ve yalnızca harcamalar para geliri yaratır. Toplam harcamalar iki grupta sınıflandırılır: (1) belli bir zaman diliminde üretilen mal ve hizmetlerin nihai harcaması tüketime eşittir ve (2)bu malların üretim araçlarına yapılan harcamalar yatırıma eşittir. Böylece para geliri, harcama yapma kararıyla, tüketim kararlarının oluşturulması ve yatırım kararlarıyla yaratılır. Şimdi, bir birey gelirini almasına bağlı olarak, gelirini tüketim ve tasarruf olarak birbirinden ayırsın. Tasarruf, Keynesyen sistemde, basitçe parayı tüketime harcamamak olarak tanımlanır. Temel bir Keynesyen öğreti şudur ki, toplam gelirin belli bir seviyesi için bir kesinlik vardır: harcanacak tahmini miktar ve tasarruf edilecek kesin miktar. Toplam gelir ve tüketim harcaması arasındaki ilişkinin istikrarlı olduğu, bunların [harcamaların] tüketici alışkanlıkları ile sabit olduğu varsayılır: Matematiksel Keynesyen jargonda, toplam tüketim (ve böylece toplam tasarruf) istikrarlıdır, gelirin pasif fonksiyonu(ünlü tüketim fonksiyonu). Örneğin, tüketim fonksiyonunu kullanalım: tüketim=gelirin yüzde 90'ı. (Bu oldukça basitleştirilmiş bir fonksiyondur, fakat Keynesyen modelin temel ilkelerini örneklemek için uygundur). Bu örnekte, tasarruf fonksiyonu, tasarruf=gelirin yüzde 10'u olacaktır. Bu yüzden, tüketim harcamaları, ulusal gelir seviyesi tarafından pasif olarak belirlenir. Keynesyenlere göre yatırım harcamaları, ulusal gelirden bağımsız olarak etkilenecektir. Bu aşamada, yatırımı neyin belirlediği önemli değildir-buradaki can alıcı nokta yatırımın ulusal gelirden bağımsız olarak belirlenmesidir. Harcamaların seviyesini belirleyen iki faktörü dışarıda bıraktık. Eğer ihracat ithalattan fazla ise bir ülkedeki toplam harcama miktarı artar, dolayısıyla ulusal gelir de artar. Aynı zamanda, bütçe açığı da toplam harcamaları ve geliri artırır (diğer harcama türlerinin sabit olduğu varsayılırsa). Dış ticaret problemi bir tarafa bırakılırsa, açıktır ki yatırım gibi bütçe açığı ya da fazlası da ulusal gelirden bağımsız olarak belirlenir. Bu yüzden, gelir=bağımsız harcamalar(özel yatırımlar+hükümet açığı)+pasif tüketim harcamalarıdır. Örnek tüketim fonksiyonumuzu kullanırsak, gelir=bağımsız harcamalar+gelirin yüzde 90'ı. Şimdi, basit bir hesaplama ile gelir, bağımsız harcamaların on katına eşit olur. Bağımsız harcamalardaki her artış için, gelirde on katlık bir artış olacaktır. Benzer şekilde, bağımsız harcamalardaki bir azalma gelirde on katlık bir azalmaya neden olur. Gelirdeki bu "çarpan" etkisine bağımsız harcamaların herhangi bir türüyle ulaşılacaktır-özel harcama ya da bütçe açığı olması fark etmez. Dolayısıyla, Keynesyen modelde, bütçe açıkları ve özel yatırımlar aynı ekonomik etkiye sahiptirler. Keynesyen modelde belirlenen bir denge geliri vasıtasıyla şimdi süreci daha detaylı olarak inceleyelim. Denge seviyesi, ulusal gelirin oturmaya eğilimli olduğu seviyedir. Varsayalım ki, gelir=100, tasarruflar=10 ve yatırımlar=10 olsun. Aynı zamanda bütçe açığı ya da fazlası olmadığını farz edelim. Keynesyenlere göre, bu durum bir denge durumudur-gelir 100'de kalmaya devem etme eğilimindedir. Denge durumuna ulaşılmıştır çünkü ekonomideki iki temel grup -işletmeler ve tüketiciler- da memnun edilmiştir. İşletmeler, toplamda, 100 öderler. Bu 100'ün 10 sermayeye yatırılmış ve 90'ı tüketici mallarının üretimine ödenmiştir. İşletmeler bu 90'ın tüketici mallarının satışıyla kendilerine dönmesini beklerler. Tüketiciler, gelirlerini 90 tüketim, 10 tasarruf olarak bölerek, işletmelerin bu beklentilerini gerçekleştirirler. Dolayısıyla, işletmeler bu durumdan memnundurlar ve tüketiciler de memnundur çünkü gelirlerinin yüzde 90'ını tüketir ve yüzde 10'unu tasarruf ederler. Şimdi, bağımsız harcamalar 20'ye çıksın, ya özel harcamalardaki artıştan dolayı ya da hükümet açıklarından dolayı. Şimdi, tüketicilere toplam gelir ödemeleri 90+20=110'dur. Tüketiciler, 110'u alarak, yüzde 90'ı harcarlar, yani 99'u ve 10'u tasarruf etmek isteyeceklerdir. Şimdi, 90 harcama bekleyen işletmeler, tüketicilerin 99 harcama yapma çabasıyla fiyatları yukarıya doğru yönlendirdiklerini ve mal stoklarını azalttıklarını görünce memnuniyetle karışık şaşırırlar. Sonuçta, işletmeler, tüketici satışlarında 99 dönüş umarak, tüketici mallarının çıktısını 99'a çıkarırlar ve 99+20=119 öderler. Fakat tekrar memnuniyetle şaşırırlar, çünkü tüketiciler 119'un yüzde 90'ını yani 107 harcamak isteyeceklerdir. Bu genişleme süreci gelir yatırımın on katına ulaşana kadar devam eder-yani tüketim tekrar gelirin yüzde 90'ına eşit olduğunda. Gelir=200, yatırım=20, tüketim=180 ve tasarruf=20 olduğunda bu noktaya ulaşılacaktır. Her iki örnekte de bu noktaya, toplam yatırım=toplam tasarruf olduğunda erişildiğine dikkat etmek çok önemlidir. Üst denge süreci tasarruf ve yatırım açısından tanımlanabilir. Yatırımlar tasarruflardan büyük olduğunda, toplam tasarruflar toplam yatırımlara eşit olana kadar ekonomi büyür ve ulusal gelir artar. Aynı şekilde, eğer yatırım tasarruflardan azsa, tekrar toplam tasarruflar toplam yatırımlara eşit duruma olana kadar ekonomi daralır. Bu dengeye ulaşmak için iki önemli şeyin sabit olması gerektiğine dikkat edin. Tüketim fonksiyonu (ve dolayısıyla tasarruf fonksiyonu), yatırım harcamaları en azından dengeye ulaşana kadar sabit olduğunda, sabit varsayılır. Sorun burada ortaya çıkar: toplam para ile ilgili bu kadar önemli olan nedir ki sürekli dikkat odağı olmalıdır? Bu soru cevaplanmadan önce , kesin varsayımlar yapmak gereklidir. Şunların verilmiş (ya da sabit) olduğunu düşünün: var olan tüm teknikler, mevcut etkinlik, miktar, ve tüm emeğin dağıtımı, tüm araç gerecin mevcut niceliği ve niteliği, ulusal gelirin mevcut dağılımı, göreceli fiyatların mevcut yapısı, mevcut ücret oranları(!), ve tüketici beğenilerinin mevcut yapısı, doğal kaynaklar ve ekonomik ve politik kurumlar. O halde, verilen varsayımlarla, ulusal gelirin her seviyesi için tek, kesin bir istihdam oranı vardır. "Tam istihdam" durumuna ulaşana dek ulusal gelir ne kadar yüksekse, istihdam seviyesi de o kadar yüksek olur, . (Tam istihdamı çok düşük bir işsizlik seviyesi olarak tanımlayabiliriz.) Tam istihdam seviyesine ulaşıldıktan sonra, yüksek bir para geliri, çıktıda(reel gelir) ve istihdamda bir artış olmadan, sadece fiyatlarda bir artışı ifade edecektir. Yukarıdaki modeli özetlersek, yetersiz istihdam dengesinin Keynesyen teorisinde bilindiği gibi: ulusal gelirin her bir seviyesi istihdamın tek bir seviyesine tekabül eder. Dolayısıyla, fiyatlarda yüksek bir artış olmaksızın, tam istihdam durumuna tekabül eden kesin bir gelir seviyesi vardır. "Tam istihdam" durumunun altında bir gelir yüksek oranlı işsizlik anlamına gelir; üstündeki bir gelir ise yüksek fiyat enflasyonu demektir. Bir özel girişim sisteminde gelir seviyesi, bağımsız yatırım harcamalarının seviyesi ve gelir seviyesinin pasif bir fonksiyonu olan tüketim harcamaları tarafından belirlenir. Gelirin son seviyesi toplam yatırımların toplam tasarruflara eşit olduğu noktada durmaya eğimlidir. Şimdi (ve işte büyük Keynesyen zirvesi), serbest piyasada belirlenen gelirin bu dengesinin "tam istihdam" gelir seviyesiyle-az ya da çok olabilir-eş zamanda gerçekleşmesi için hiç bir sebep yoktur. Bu Keynesyenler tarafından kabul edilen serbest piyasa modelidir. Keynesyenler iddia ederler ki, Devlet'in ekonomik sistemi "tam istihdam seviyesi”nde tutma sorumluluğu vardır, çünkü "bizler" serbest piyasaya o kadar da bağlanamayız. Keynesyen model Devlet’in bu görevi hangi araçlarla gerçekleştireceğini de açıklar. Bütçe açıkları özel girişimle aynı etkiyi yaptığından, Devlet'in tüm yapması gereken özel ekonominin beklenen gelir dengesi seviyesini hesaplamaktır. Eğer "tam istihdam" seviyesinin altındaysa, devlet istenen seviyeye ulaşmana kadar açık harcamaları ile ilgilenir. Aynı şekilde eğer arzulan seviyenin üstündeyse devlet yüksek vergiler yoluyla bütçe fazlasıyla ilgilenebilir. Devlet, aynı zamanda eğer isterse vergiler ve sübvansiyonlar yoluyla özel girişimi kısıtlar ya da teşvik edebilir, ya da ihracat fazlası vermek istiyorsa tarifeler koyabilir. Keynesyen reçetenin tüketimi teşvik için en popüler reçetesi artan oranlı gelir vergisidir, çünkü tasarrufun çoğunu "zenginler" yapmaktadır. "Özel yatırımları teşvik" etmenin popüler yöntemi ilerici" ve "aydınlanmış" sanayicileri " büyük kapitalist işletmelere" karşı sübvanse etmektir. |
|
| Son Güncelleme ( Cumartesi, 28 Şubat 2009 ) |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|


