| Devletçiliğin Krizi Devletle Çözülür mü? * |
|
|
| Yazar Atilla Yayla | |
| Çarşamba, 25 Şubat 2009 | |
|
Son global krizin sağcı-solcu bütün devletçileri nasıl coşturduğuna daha evvel kaleme aldığım birkaç yazıda işaret etmiştim. Allah eksik etmesin(!), ekonomide devlet fetişistlerinin bu taşkın coşkusu sürüyor. Devletçiler, iktisat ilminin ve somut bilgilerin tezlerini çürütmesine rağmen, kesin inançlılıklarından bir türlü vazgeçmiyor. Devletçilerin tezlerini bir hatırlayalım. Diyorlar ki; bu kriz piyasa ekonomisinin yarattığı bir krizdir. Piyasa ekonomisi kendi haline bırakılırsa (çok sevdiğim(!) başka bir ifadeyle, "başı boş bırakılırsa"), krizler kaçınılmazdır. Krizin sebeplerinden biri dev finans şirketlerinin sahiplerinin açgözlülüğüdür. Ana sebep ise, finans sektörünün yeterince regüle edilmemesi ve bunun muhteris CEO'lara riskli yatırımlara girişme cesareti vermesidir. Devlet finans sektörünü çok daha ağır şekilde regüle etmelidir. Finans hareketlerini kısıtlamalıdır. Hatta, bazılarına göre, finans sektörü tamamen devletleştirilmelidir... ABD'de kriz öncesinde finans piyasaları gerçekten yeterince veya hiç regüle edilmemiş miydi? Eldeki veriler bu iddiayı doğrulamakta mıdır? Devlet tapıcılarına, bürokrat ve politikacıların tek otorite sahibi olmasını sağlam ekonominin anahtarı zanneden kolektivistlere piyasanın bir kendi kendini düzenleyici (self regulating) mekanizma olduğunu, piyasanın kurallar olmadan işleyemeyeceğini ve bu kuralları genellikle kendisinin yarattığını anlatmak deveye hendek atlatmaktan zor olacağı için şu regülasyon meselesi üzerinde durmak daha doğru olacak. Önce devletçi yaklaşımların Türkiyeli faşist, neo sosyalist, Kemalist ve İslamcı kalemlere mahsus olmadığını, her tarafta bulunduğunu hatırlatayım. Bizimkilere haksızlık olmasın, mesela krizin anavatanı ABD'de de devletçiler doludizgin piyasa ekonomisine ve onun temel değer ve dinamiklerine saldırmakta. Krizin sorumluluğunu piyasa ekonomisine yıkmakta. Bu telden yazılar ülkenin Washington Post, New York Times gibi önemli "liberal" (yani devletçi sol) gazetelerinde arzı endam etmekte. Bekleneceği üzere bizimkilerle aynı argümanları kullanan fakat daha sofistike yazılar bunlar. Şüphesiz, devletçilere piyasacı liberaller tarafından gerekli cevaplar verilmekte. En hoş cevaplardan biri önemli bir iktisatçı olan David Henderson tarafından Cato Policy Report'un Kasım/Aralık 2008 sayısında "Are We Ailing From Too Much Deregulation?" adlı yazısında verildi. Burada aktaracağım bazı bilgileri de oradan alıyorum. ABD'li sol-sağ devletçiler geride kalan 25 yılda genel olarak piyasaların yeterince regüle edilmediğini iddia ediyor. Oysa, yeni regülasyonları listeleyen Federal Register'ın kayıtlarına göre 1977'den 1980'e, yani Carter yönetimi döneminde, yeni regülasyonlar yılda ortalama 72.844 sayfa tutuyor. Bu rakam Reagan yıllarında 54.335'e düşüyor. Baba Bush yıllarında 59.527'ye çıkıyor. Clinton yıllarında 71.590 ve nihayet sözümona piyasacı Bush döneminde 75.526 sayfaya tırmanıyor. Register aynı zamanda deregülasyonları da kaydettiği için bu rakamlara dahil bazı sayfalar deregülasyonla ilgili. Fakat, ağırlık yeni regülasyonlara ait. Dolayısıyla, somut rakamlara göre, Amerikan ekonomisi son 25 yıl boyunca deregüle edilmekten çok yeni regülasyona tabi tutulmuş vaziyette. Arkadaşım Veronique de Rugby'nin de dahil olduğu bir grup tarafından hazırlanan ve Ağustos 2008'de açıklanan bir rapora göre, Regülasyon İdaresi'nin harcadığı para miktarındaki artış da regülasyonların arttığını doğruluyor. Tam zamanlı çalışanların sayısı 1980-2007 arasında, yani deregülasyon veya yetersiz regülasyon dönemi olduğu iddia edilen bir dönemde, 146.139'dan 238.351'e çıkıyor. Aynı zaman diliminde nüfus 226,5 milyondan 301 milyona yükselirken, yani % 33 artarken, Regülasyon İdaresi çalışanlarının sayısı %63 artıyor. Sadece bu kadar değil, harcamalarda da rekor artış var. Regülasyon İdaresi harcamaları beşe katlanarak 13,5 milyar dolardan 40,8 milyar dolara fırlıyor. GDP yüzdesi olarak, regülasyon üzerine harcama, %0,26'dan %0,35'e yükseliyor, yani %35 artıyor. Şüphesiz, bu genel rakamlar, genelde regülasyonların arttığını göstermesine rağmen, her bir sektörün regüle edilme derecesini görmemize yetmiyor. Toplam regülasyon miktarı artarken bazı sektörlerde deregülasyonun artması mümkün olabilir. Bu yüzden regülasyonlara sektör sektör bakmak gerekiyor. Böyle yapıldığında, ABD'de bir taraftan devamlı yeni regülasyonlar gelirken diğer taraftan bazı sektörlere de ciddi deregülasyonların yapıldığı görülüyor. Deregülasyonlar daha ziyade beş sektörde -hava taşımacılığı, kara nakliyatı, demiryolları, petrol endüstrisi ve doğalgaz- gerçekleştiriliyor. Söylemeye gerek yok belki, bu deregülasyonların hepsi mal ve hizmetlerin fiyatlarının düşmesini, kalitelerinin iyileşmesini sağlıyor. Yeni regülasyonlar ise özellikle iki sektörde ortaya çıkıyor. İlki "Vatan Güvenliği" (Home Security). Burada regülasyon harcamaları 1980'de 2,9 milyar dolar iken 2007'de 16,6 milyar dolara (2000 dolarıyla) çıkıyor. İkinci regülasyon büyümesi finans ve bankacılık sektöründe vuku buluyor. Burada harcamalar üçe katlanarak 725 milyon dolardan 2,07 milyara çıkıyor. Bu iki sektör birlikte bugün toplam regülasyon harcamalarının yarısını teşkil ediyor. Henderson'un verdiği bilgiler ABD'de finans krizinin finans piyasalarının hiç veya yeterince regüle edilmemesi yüzünden doğduğu tezini kesin olarak çürütüyor. Regülasyonlarla ilgili bu bilgiye ABD'de devletin para ve kredi piyasalarında oynadığı somut rol de eklenince manzara iyice netleşiyor. Krizin kaynağı olan ipotekli gayrimenkul kredisi piyasasına devlet öylesine müdahil oluyor ki, kriz bir ihtimal meselesi olmaktan çıkıyor, sadece bir zaman meselesi haline geliyor. Nitekim, piyasacı iktisatçılar yıllarca piyasanın bu müdahaleleri ve sonuçlarını taşıyamayacağı ve eninde sonunda tepki vereceği ikazını yapıyor. ABD devleti piyasalara iki yolla müdahalede bulunuyor. En başta kendi idare birimleri yoluyla veya sponsor ettiği kuruluşlar aracılığıyla piyasaya müdahil oluyor. İkinci olarak kredi kurumlarını normal ödeme gücü olmayan vatandaşlara kredi vermeye, yani normalde üstlenmeyecekleri kredi risklerini üstlenmeye zorluyor. Federal Devlet'in sponsorluğunda çalışan ve kredileri alan ve satan Fannie Mae, Freddie Mac ve Ginnie Mae, gayrimenkul kredisi piyasasını önemli ölçüde kontrol ediyor. ABD devletinin müdahaleleri kredi vereni de kredi alanı da yanıltıyor. Böylece, kriz yıllarca birikiyor ve bir gün artık ertelenemeyecek hale gelip patlıyor. Henderson'un makalesinde daha birçok ilginç bilgi var. Yer olmadığı için meraklı okuyucuya www.cato.org'dan yazıyı bulup okumasını tavsiye etmek en iyisi. Peki bütün bu gerçekler ortadayken hâlâ krizin devlet odaklı değil piyasa kaynaklı bir kriz olduğu söylenebilir mi? Fanatik devletçiyseniz evet. Ne var ki, sağlam iktisat teorisinin ve zengin ampirik bilginin bize söylediği, krizin ekonomik devletçiliğin sonucu olduğudur. Evet, kriz devletçiliğin krizidir ve politikacı ve bürokratlar tarafından yine devletçi hamlelerle çözülmek istenmektedir. * Zaman, 20 Şubat Cuma |
|
| Son Güncelleme ( Çarşamba, 25 Şubat 2009 ) |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|


