Keynesyen Ekonomi Üzerine Bir İnceleme (1) Yazdır E-posta
Yazar Murray N. Rothbard   
Salı, 17 Şubat 2009

Krizden çıkmak için tek çarenin, Keynesyen kriz paketleri olduğunu iddia eden televole iktisatçılarına Murray N. Rothbard, sanki şimdi sesleniyor gibi 1947 yılında cevap vermiş..

Ercan Erensayın’ın muhteşem çevirisiyle..

Orjinal Link: Mises.Org


Keynesyen Ekonominin Anlamıhttp://www.mises.org/images4/KeynesMagician.jpg

Elli yıl önce, hayat dolu Amerikalılar ekonomi hakkında çok az şey biliyorlardı ve ekonomiye ilgisizdiler. Yine de ekonomik özgürlüğün erdeminin farkındaydılar ve bu anlayış, onu zeki analiz araçlarıyla tamamlayan ekonomistlerce de paylaşılıyordu.

Bugün ekonomi, Amerikalıların ve dünyanın bir numaralı sorunu olarak görünüyor. Gazeteler bütçe, ücret ve fiyatlar, dış borçlar ve üretim ile ilgili karmaşık tartışmalarla dolu. Günümüz ekonomistleri halkın kafa karışıklığını daha da fazla arttırıyorlar. Ünlü Profesör X, planının ekonomik sorunların tek çaresi olduğunu söylüyor; bir o kadar ünlü Profesör Y bunun bir zırvalık olduğunu söylüyor..

Bununla beraber, bir düşünce okulu- Keynesyen ekol- ekonomistlerin çoğunu ele geçirmeyi başardı. Keynesyen ekonomi - ortaçağ ve merkantalist düşünce kökenine rağmen  "modern" olduğunu gururla ilan ederek- ekonomik sorunlarımıza karşı dünyaya kendisini her derde deva bir ilaç olarak sunmaktadır. Keynesyenler, aşırı özgüvenleriyle, muayyen bir zamanda neyin istihdam hacmini belirlediğini "keşfettiklerini" iddia ediyorlar. İşsizliğin devlet harcamalarının artışıyla kolaylıkla çözülebileceğini ve enflasyonun artan vergiler aracılığıyla kontrol edilebileceğini savunuyorlar.

Muazzam bir entelektüel kibirle, Keynesyenler tüm muhaliflerini "gerici", "modası geçmiş" vb. olmakla suçluyorlar. Tüm genç ekonomistlerin bağlılığını kazanmış olmakla aşırı derecede övünüyorlar- maalesef, bu büyük oranda doğru bir iddiadır. (Ama bu, Keynes'in söylediklerinin doğru olduğu manasına gelmez)

Keynesyen düşünce, "New Deal" (Yeni Düzenleme) ile Başkan Truman'ın, onun Ekonomik Danışmanlar Konseyinin, Henry Wallace'ın, sendikaların, basının büyük bir bölümünün, tüm yabancı hükümetlerin ve Birleşmiş Milletler komitelerinin demeçleriyle ve sürpriz bir şekilde Ekonomik Gelişme Komitesi gibilerinin "aydın işadamları" arasında büyüdü. 

Bu şiddetli hücum karşısında, birçok samimi liberal fikirli vatandaş, özellikle de savundukları geniş hükümet müdahalelerinin "işsizlik problemini çözeceği" argümanından dolayı, Keynesyenlerce yönlendiriliyor. Bu durumun en dehşet verici yönü ise bu akıntı dalgası karşısında genelde çaresiz kalan liberal ekonomistlerin Keynesyen argümanlara, etkili bir şekilde karşı çıkmamasıdır. Liberal ekonomistler saldırılarını Keynesyenlerin politik programlarıyla sınırlandırıyorlar- bu programın dayandığı ekonomik teoriyle yeterince ilgilenmiyorlar. Sonuç olarak, Keynesyenler tam istihdamı garanti edecek programlarının geniş ölçüde tartışılmaz olduğu iddiasındalar.

Liberal ekonomistler yönünden bu zayıflığın nedenleri anlaşılabilir. Onlar, ekonomik gerçeklerin dikkatli bir analizini temel alan ve ekonomik sistemde bireylerin eylemlerine dayanan "neo-klasik ekonomi" ile yetişmişlerdir. Keynesyen teori ekonomik sistemin bir modeline dayanmaktadır-bu model zorlama bir şekilde gerçekleri fazlasıyla basitleştirmektedir ve soyut ve matematiksel tabiatından dolayı oldukça karmaşıktır. Bu sebepten, liberal ekonomistler kendilerini bu "yeni" ekonomi karşısında kafası karışık ve sersemlemiş buldu. Keynesyenler kendi sistemlerini tartışacak donanıma sahip tek ekonomistler olduklarından, genç ekonomistleri ve öğrencileri üstünlüğüne kolayca ikna edebildiler.

Keynesyen işgal karşısında başarılı bir karşı saldırı başlatmak, Keynesyen programın devlet müdahalesi önerilerine karşı haklı bir kızgınlıktan fazlasını gerektiriyor. İhtiyacımız olan Keynesyen teoriyi çok sayıda yanlışları, gerçek dışı varsayımları ve hatalı kavramlarıyla beraber tam olarak kavramış, doğru bilgilendirilmiş vatandaşlardır. Bu sebepten, Keynesyen modeli detaylarıyla irdelemek için, labirent karmaşıklığında teknik bir jargon içinden zor bir yolu yürümek gerekecektir.

Keynesyen ekonomiyi açıklama işinin diğer bir zorluğu, modelin çeşitli dalları arasındaki keskin düşünce farklılığıdır. Yine de Keynesyenlerin tüm nüansları, devletin fonksiyonları hakkında ortak bir tutumu paylaşmakta hem fikirlerdir ve hepsi ekonomik durumu analiz etmede Keynesyen modeli temel alır.

Tüm Keynesyenler, Devlet'i gerçekleştirilmeye hazır muazzam faydalar deposu olarak tasavvur ederler. Bir Keynesyen için öncelikli konu ekonomik politikaya karar vermektir-devletin ekonomik amaçları ne olmalıdır ve bu amaçlara ulaşmak için devlet hangi araçlara başvurulmalıdır? Muhakkak ki Devlet,  daima "biz"le eş anlamlıdır: "Tam istihdamı sağlamak için 'biz' ne yapmalıyız?" sorusu çok popülerdir. ("Biz", "halk"a mı yoksa Keynesyenlere mi ifade ettiği hiç aydınlatılmaz.)

İlk ve orta çağlarda Keynesyenlerin benzer politikaları savunan ataları da aynı şekilde devletin yanlış yapamayacağı iddiasındaydılar. O zamanlar, kral ve kralın asilzadeleri devletin yöneticileriydi. Bugün ise bizler, yöneticilerimizi güce susamışlar arasından periyodik olarak yapılan  iki turdan sonra seçmenin kuşkulu önceliğine sahibiz. Bu, sistemi "demokrasi" yapıyor.[1] Yani, devletin yöneticileri "demokratik yolla seçiliyorlar" ve bu yüzden "halk"ı temsil ediyorlar, ekonomik sistemi kontrol etme iddiasındalar ve gönülsüz tebaalarının refahını dayatıyor, onları tatlı sözlerle kandırıyor, "etkiliyor" ve refahı yeniden dağıtıyor.

Keynesyen politik düşüncenin yakın zamandaki önemli örneklerinden biri, Truman'ın gelir vergisini azaltan yasayı veto mesajıydı. Vetonun asıl amacı şuydu ki yüksek vergiler "enflasyonu kontrol etmek" için gereklidir, çünkü bir "büyüme" dönemi "artan satın alma gücünü kesmek" için bir bütçe fazlasını haber vermektedir.

Üstünkörü bakıldığında, bu argüman ikna edici görünüyor, ve Keynesyen olmayan birçok muhafazakar dahil neredeyse bütün ekonomistler tarafından destekleniyor. Hepsi bilimsel gerçeklerin, ulusal refahın ve "enflasyona karşı mücadele"nin adına, vergileri düşürmenin "politik anlamda kolay" yoluna karşı çıkmış olma gerçeğiyle gurur duyuyorlar.

Yine de sorunu daha yakından analiz etmek gerekli. Enflasyonun temelinde ne var? Enflasyon artan fiyatlardan oluşur-bazı fiyatlar diğerlerinden daha hızlı artar.[2] Fiyat nedir? Fiyat, bir hizmet karşılığında bir takasla, bir bireyden diğerine gönüllü olarak ödenen paranın (genel satın alma gücünün) bir özetidir. Bu hizmet, somut bir ürün ya da soyut bir fayda şeklinde olabilir.

Diğer taraftan, vergi nedir? Vergi, bir bireyin mülkiyetinin Devlet yöneticileri tarafından zorla kamulaştırılmasıdır. Yöneticiler bu mülkiyeti istedikleri amaçlar için kullanırlar-genellikle yöneticiler vergiyi, yeğledikleri grupları sübvanse ederek, iktidarda devamlılıklarını sağlamak v.b. için bir usul içerisinde dağıtırlar. Üstelik hangi bireylerin vergi ödeyeceklerine karar verirler-yöneticiler tarafından sevilmeyen grupların mülkiyetini kamulaştırmaktan oluşan kararlardır bunlar.

Fiyat, sonuçta, iki birey arasında gönüllü olarak yapılan takasın özgür bir eylemidir, her ikisi de bu takastan fayda sağlarlar (aksi halde takas yapılmaz). Vergi (devlet tarafından başkasından kamulaştırılan bir mülkiyeti alacak kişi olmadığı müddetçe) kamulaştırmanın bireye hiç bir fayda getirmeyen zorunlu bir eylemidir.

Bu ayrımın ışığında, yüksek fiyatları engellemek için yüksek vergileri savunmak bir otoyol soyguncusunun kurbana soygunu enflasyonu kontrol etmek için yaptığını temin etmesine benziyor, çünkü soyguncu parayı bir süre için harcamak niyetinde değildir ya da soyguncu parayı kendi borçlarını ödemek için kullanıyor olabilir. Amerikan halkı soygunun sadece soyguncunun faydasına olduğu gerçeğini ve "thou shalt not steal"(böyle bir şey yok olabilir de) kuralının herhangi birinin yanı sıra yöneticilere (ve Keynesyenlere) yakıştığını ne zaman fark edecek?

Son Güncelleme ( Salı, 17 Şubat 2009 )
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

< Önceki   Sonraki >
design by macroajans