| Birlikte yaşamak mı, Ne yani o kadar kolay mı? |
|
|
| Yazar Tennur Araf | |
| Pazar, 15 Şubat 2009 | |
|
‘’Toplumlardaki genel düşüncenin(etnik kimliğin, dini kimliğin, çoğunluk nüfusun) farklıya karşı tutumunu oluştururken seçebileceği 3 yol vardır: Asimilasyon, entegrasyon ve birlikte yaşamak. ‘’ Bir konferansta tam da bu cümlenin arkasından yanı başımdaki arkadaşım saniye geciktirmeden birçoğunuzun önceden düşünmüş olduğu ve diğer çoğumuza ilettiği cümleyi sarf ediverdi: Birlikte yaşamak mı, ne yani o kadar kolay mı? Güz Sancısı filmindeyse bu diyalog tam 53 yıl öncesinde yaşatılıyordu. Kıbrıs Türktür Cemiyeti üyesi ve muhtemelen müstakbel kayınpederi bu derneğin başkanı olan Behçet’e, sonradan gerçeklerin peşinde koştuğu için öldürülen komünist Suat, daha 6-7 Eylül Olayları yaşanmadan önce, ‘‘Kıbrıs’ta Rumlarla Türklerin birlikte yaşaması mümkün. Sen hiç oraya gidip beraber yaşayan insanları gördün mü? ’’ diyor. Behçet ise ‘‘Ne yani o kadar kolay mı’’ diye saniye geciktirmeden soruyor. Ne zamandır acaba beynimizin bir tarafında birlikte yaşamanın ‘‘ne yani o kadar kolay mı’’ olduğu kodlandı? Yunanlılar, Bulgarlar ve hepsi bizi terk ettikten, velhasıl Osmanlı toprakları 17’ de 1’ine düştükten sonra mı? Rumlar evlerinden olduktan ve onların Varlık Vergisi ile el konulmuş evlerinde Türkler oturmaya başladığından beri mi? Suat dövülerek öldürüldükten sonra mı? Bir sağdan iki soldan insanlar vurulurken mi? ’ ‘Bir sağdan bir soldan’’ (aşırmacılık yapmayalım, söyleyen: Kenan Evren) insanlar asıldıktan sonra mı? Ya da daha yakını, ‘‘asmayıp besledikten’’(Söyleyen: Kenan Evren) sonra mı? Yoksa, Musevi diş hekimi muayenehanesinde hunharca öldürüldükten sonra mı? Biz birlikte yaşayamadığımızdan mı bunlar oldu yoksa bunlar olduğu için mi birlikte yaşayamıyoruz? Bir varmış bir yokmuşken, yukarda saydıklarımın hepsi yokmuşken, aslında bu kadar kolaydı. Sokaklarda Rum, Ermeni, Musevi, Türk çocukları bir arada oynardı. Dahası herkes birkaç dil bilirdi, doğal olarak öğreniverirdi. Çoğu gitti, bize yadigar olan bir lisan bir insan sözü oldu. Biz de dil öğrenmek için sınıfları doldurduk, Türk hocalardan Türkiye’de Türk öğrenciler yabancı dil eğitimi alır oldu. ’’ Milli’’ eğitim politikamızın temel amaçlarından biri de bu oldu. Dahası, bir insanın kim olduğunu, ne olduğunu, kimin nesi olduğunu, lisanının ne olduğunu, neden öyle olduğunu, dininin ne olduğunu o insanın en önemlisi yapıp daha çok önemser olduk. (Soyadı azıcık milliliğimizden farklı olan birini görünce fısıldamaya başladık: Yabancı mı ki, ne ki? Yok yahu Müslüman’mış, iyi insan.) Olayları her zaman birtakım şeylerin sonucu olarak görüp, o bir şeyleri bir türlü bilemediğimizden gidenlerle bir de aramızı bozduk. O bilemediğimiz şey hep her şeydi aslında, hep birbirinin öncülü ve ardılıydı bu ikili. Keza cumhuriyet gökten indirilmemişti, yani cumhuriyet kavramı 29 Ekim günü icat edilmedi. Latin alfabesine geçmek de akademik çevrelerce konuşulmuştu. (‘‘İşte cumhuriyet bir anda kuruluvermişti, sadece Mustafa Kemal ‘in not defterinde yazıyordu. ’’(Mustafa filmi) ‘‘Biz hala Arap alfabesiyle yazıyor olacaktık, düşünebiliyor musunuz?’’ )Ancak biz o belli çevreleri bilmemeye, bilmeden abartmaya ya da küçümsemeye alışmıştık bir kere. Ne yani o kadar kolay mıydı bu gelişmeyle birlikte yaşamak? Bunlar olduktan sonra önemsemeyenlerle, abartanların birlikte yaşaması kolay mıydı? Kimisi suçu olanlara buldu, kimisi de suçu olanlardan sonra taraf tutanlara… Ama iki taraf da bir şeyleri unuttu, unutmak hep daha kolay olmuştu demek ki. Doğru ya, Rumlar gitmeden önce nasıl yaşandığından öte onların gitmesi önemliydi. Ya da şu anda Türkiye’de yaşayan Musevilere olan bakış açısından öte onların Musevi olması, bunu hak etmesi, çünkü onların Musevi olmuş olması çok daha önemli oldu, hem 2. Bayezit değil miydi onları kurtaran? Birlikte yaşamak mı? İnternete girmekten ya da araba kullanmaktan daha basitti mesela. Keza daha bunların hiç biri yokken birlikte yaşayabiliyordu insanlar… Dahası o zaman 3 yol da yoktu, asimilasyon, entegrasyon, birlikte yaşamak diye… Modernliği bilgisayar kullanmak özdeşleştirdik ve bir de onu bilgisayarın mevcut programları günceller gibi güncelledik. Ancak sistemi bir türlü yüzlerce yıl öncesine geri yükleyemedik, öyle ‘‘basit’’ bir şekilde birlikte yaşayamadık. Eskilerin at üstünde git git bitiremediği yolları küçücük saatlerde alır olduk ancak gittiğimizde gördüklerimizi de farklılıklarımızı vurgulamakta kullandık. Hayatlarımız karmaşıklaştı, insan ilişkileri karmaşıklaştı, basitlik algımız değişti. Sokaklarda görülmez oldu Rum, Ermeni, Müslüman ve Türk çocukları. Onlar bilmez değil, ‘‘fark’’ edemezlerdi ki birbirlerinin kimin çocukları, neyin çocukları olduklarını, neden böyle olduklarını, neden ’’farklı’’ olduklarını… Çözüm bilmemekte değil, fark edememekteydi zaten. Komşumuzun farkını öne çıkarmazsak, farklı olmasının ne önemi olabilirdi ki? Ama üzgünüm, neydi modernliğimizin parolası: Birlikte yaşamak, ne yani bu kadar kolay mı? |
|
| Son Güncelleme ( Cumartesi, 14 Şubat 2009 ) |
| Sonraki > |
|---|


