Mutlak İktidar ve Yozlaşma Yazdır E-posta
Yazar Atilla Yayla   
Perşembe, 12 Şubat 2009

Sample Image

Düşünce tarihinde iz bırakmış "büyük" sözler vardır. Bu sözler, çoğu zaman, asırların bilgelik ve tecrübe imbiğinden süzülen evrensel hakikatleri dile getirirler. Bir süre sonra popüler kültüre mal olur ve dilden dile dolaşırlar. Zaman zaman anlam kaymasına ve kaybına uğrasalar da hikmetlerinden hiçbir şey kaybetmezler. 

Müellifine atıf yapılmadan sık sık kullanılan bu tür sözlerden biri "iktidar yozlaşır, mutlak iktidar mutlaka yozlaşır" (power corrupts, ABSOLUTE power corrupts absolutely) sözüdür. Bazen hafif değiştirilmiş şekilde (iktidar yozlaştırır, mutlak iktidar mutlaka yozlaştırır) kullanılsa da her halükarda müellifinin meramını ve şaşmaz bir gerçeği ifade etmeye muktedir kudretli bir ifadedir bu.

Son zamanlarda medyada daha çok kullanılır hale gelmesi memnuniyet verici olan bu sözün anlamını gerçekten kavramak için sahibi hakkında biraz bilgiye ihtiyacımız var. Bu hikmetli söz kısaca Lord Acton olarak anılan büyük bir özgürlükçü filozof tarafından sarf edilmiştir. Lord Acton, 19. yüzyılda yaşamış bir İngiliz filozofudur. Düşünce tarihine adını özgürlükle ilgili mühim çalışmalar yapmış birkaç filozoftan biri olarak geçirmiştir. Özgürlük tarihinin de uzmanlarındandır. Lord Acton, felsefi, akademik, tarihî düzlemde özgürlükle ilgilenen herkesin okumak zorunda olduğu ve bu yüzden adı Mill, Hayek, Berlin gibi büyük özgürlükçülerle birlikte anılan bir filozoftur.

Kendileri gibi olanların başta olması yeterli mi?

Evet, özgürlükçü-liberal filozof Lord Acton, bireysel özgürlüğün en önemli teorisyenlerinden ve tarihçilerinden biridir. Ona göre özgürlük ile siyasi otorite arasında yakın bir ilişki vardır. Özgürlüğe yönelik en büyük tehdit geçmişte devletlerden gelmiştir. Gelecekte de öyle olacaktır. O yüzden, bir yerde özgürlük korunmak isteniyorsa ilk yapılması gereken şey kamu otoritesinin, kamu iktidarının sınırlanmasıdır. Bu hikmetli sözde endişe konusu olan şey iktidarın yozlaşmasıdır. İktidarın yozlaşmasının çeşitli sonuçları vardır elbette. En önemlilerinden biri özgürlüğün çiğnenmesidir. Dolayısıyla, başka ihtiyaçlara ilaveten, özgürlüğün korunabilmesi açısından da iktidarın yozlaşması önlenmelidir. Sosyal bilimler metodolojisi dersleri verilirken, pozitivist olmayan akademisyenler, fen bilimlerinin mahiyeti ve metotları ile sosyal bilimlerin mahiyeti ve metotları arasında bir ayrım yaparlar. Bu çerçevede daima altı çizilen mühim bir nokta sosyal bilimlerde, sosyal düşüncede fen bilimlerindeki anlamında mutlak kanunların olmadığıdır. Bu açık bir gerçektir. Ancak, bazı sosyal düşünce dallarında kuvvetli geçerliliğe sahip kurallar vardır. Bunlardan biri iktisatta karşımıza çıkan fiyat mekanizması veya arz-talep kanunudur. Buna göre, bir malın fiyatı arz ile talebin buluştuğu yerde oluşur. Diğer faktörler sabitken bir malın arzı artarsa fiyatı düşer. Azalırsa artar. Keza, diğer faktörler sabitken bir malın talebi artarsa fiyat yukarı çıkar, azalırsa fiyatlar aşağıya inmeye meyleder.

Siyasi düşüncede arz talep kanununa benzer bir genelleme var mıdır? Bana göre vardır. Bu, iktidarın yozlaşmaya meyilli olması ve mutlak iktidarın mutlaka yozlaşmasıdır. İktidar tarihi okumaları bunun adeta yer çekimi gibi her yer ve her dönem için geçerli bir kural olduğunu göstermektedir. Bu yüzden bu kuralı peşinen doğru kabul edip toplumsal hayatımızın her alanını fakat özellikle siyasal alanı ona göre düzenlemekten zararlı değil, kazançlı çıkarız.

Bu kuralın mahiyetini biraz analiz edelim. Sosyal teori çalışmalarında soyut insan tiplemesi bize büyük avantajlar sağlar. Ancak soyut birey kavramına dayanarak genel bir insan hakları teorisi geliştirebiliriz. İnsan hakları bakımından bütün insanlar sadece ve her şeyden önce insandır. Onların etnik, dinî, fizikî ve sosyal özelliklerinin ve öznel şartlarının ne olduğunun önemi yoktur. Her insan sadece insan olduğu için her insanın sahip olduğu haklara sahiptir. Gerisi bunun peşinden gelir, önünden gitmez. Önünden gitmesini istersek evrensel insan hakları konseptinden vazgeçip, zamana, yere ve spesifik özelliklere göre ayrı ayrı teoriler geliştirmemiz gerekir. O zaman ayağımızın altında basabileceğimiz sağlam bir zemin kalmaz ve örneklerini gördüğümüz üzere insan hakları retoriği ne kadar kuvvetli olursa olsun haklar devamlı çiğnenir, gasp edilir.

Aynı şeyler iktidar teorisi için de geçerlidir. Lord Acton mutlak iktidar mutlaka yozlaşır derken iktidarın, iktidara sahip olanların özelliklerinden bağımsız olarak genel ve değişmez bir özelliğini vurgulamaktadır. Başka bir şekilde ifade edersek, iktidarlar ikiye ayrılır: Sınırlı iktidar ve sınırsız iktidar. Her siyasi iktidarın zaten doğasında yozlaşma eğilimi vardır. Fiilen yozlaşıp yozlaşmayacağı ise birçok şarta bağlı bir ihtimaliyet meselesidir. Ancak, sınırsız olması halinde iktidarın yozlaşacağı muhakkaktır. Bir kesinliktir. Bunun böyle olacak olması iktidar sahiplerinin kişisel özelliklerinin ne olduğundan bağımsızdır.

İktidar meselelerinde insanlar genellikle kendileri gibi olanların iktidarda bulunmasını arzu ederler. Bunun hem kendileri hem de mesela memleket için iyi olacağını düşünürler. Başka bir deyişle iktidarda onlar gibi olanlar varsa endişe etmeye gerek olmadığını sanırlar. Oysa Lord Acton bize bunun yanlış olduğunu söylemektedir. İktidarda kimin olduğunu bırakıp iktidarın sınırlı olup olmadığına bakmamızı öğütlemektedir. Ve ayrıca iktidarın yozlaşmasının zaman ve mekân üstü şartlara bağlı olduğunu vurgulamaktadır.

İktidarın kimliği kabiliyetinden önemli mi?

Somut örnekler verelim. Bazıları (diyelim ki tek kişide, mesela başbakanda veya devlet başkanında somutlaşan) iktidarın beş vakit namazını kılan veya Atatürk ilkelerine sıkı sıkıya bağlı birisinin elinde olmasını isteyebilir. Bundan memnuniyet duyabilir. Böyle bir iktidarın topluma yararlı olacağına inanabilir. Oysa, Lord Acton'ın teorisi açısından bakarsak siyasi iktidarın sahibinin Müslüman mı Hıristiyan mı, inanan mı ateist mi, Atatürkçü mü Chavezci mi olduğunun bir önemi yoktur. Bunlar, bizi ikinci derecede ilgilendirecek şeylerdir. İlk olarak bakmamız gereken şey iktidarın sınırlı olup olmadığıdır. İktidar sınırlı değilse iktidar sahipleri kişisel özellik ve inançları ne olursa olsun yozlaşacaktır. Ve bu yozlaşma bir sürü sıkıntı yaratacaktır. Özgürlüğün gasp edilmesi bunlardan biridir. Ama yolsuzluk, tahakküm ve diğer insan haklarının (hayat, mülkiyet ve sivil özgürlükler) çiğnenmesi de muhakkak vuku bulacaktır.

Bu yüzden iktidarlar mutlaka ama mutlaka sınırlı olmalıdır. İktidar sahibinin veya iktidarı kullanan grupların özellikleri ne olursa olsun bu böyle olmalıdır. Elbette bu ilkeyi benimsemek bizi iktidarın nasıl sınırlandırılacağı, bu sınırlamanın hangi ilkelere dayanacağı ve pratik olarak nasıl gerçekleştirileceği soru ve sorunlarıyla karşı karşıya bırakmaktadır. Bunlar üzerinde bir sonraki yazıda durmaya çalışacağım.

Son Güncelleme ( Çarşamba, 11 Şubat 2009 )
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

< Önceki   Sonraki >
design by macroajans