Büyük Bunalımın Büyük Mitleri (2) Yazdır E-posta
Yazar Lawrence W. Reed   
Cuma, 06 Şubat 2009

* Resim Ne Diyor: Anne, Tom evin önüne küfür yazıyor..

Sample Image

Büyük Bunalımda II. Aşama: Dünya Ekonomisinin Dezentegrasyonu 

Eğer çöküş daha öncekiler gibi olsaydı, sonrasında gelecek zor zamanlar bir iki yıl içerisinde son bulabilirdi. Fakat, daha önce eşine rastlanmamış siyasi beceriksizlikler sefaletin 12 uzun yıl boyunca sürmesine sebep olmuştur. 

1930’da işsizlik ortalamada, 1929’daki %3.2’den, biraz durgun %8.9’a yükselmişti. Bu oran 1933’de %25’den yüksek bir seviyeye ulaşana kadar hızla artmaya devam etti. 1933 Martına kadarki yıllar Başkan Herbert Hoover’ın yıllarıydı – anti-kapitalistlerce müdahaleci olmayan, laissez-faire ekonomisinin en büyük savunucusu olarak betimlenen adamın. 

Hoover gerçekten “ekonomiye dokunmama”, serbest-piyasa felsefesini benimsemiş miydi? 1932 seçimlerindeki rakibi, Franklin Roosevelt, böyle düşünmüyordu. Kampanyası boyunca Roosevelt, Hoover’ı çok harcamak, çok fazla vergi almak, milli borcu yükseltmek, ticareti boğmak ve milyonlarca insanı işsizlik yardımına mahkûm kılmakla suçladı. Başkanı “düşüncesiz ve abartılı” harcamalarla, “her şeyin kontrolünü mümkün olan en hızlı şekilde Washington’a almak zorundayız” diye düşünmekle, ve “tarihin, barış zamanında en çok para harcayan yönetimi”ne başkanlık etmekle suçladı. Roosevelt ile aynı partiden seçime katılan bir diğer aday, John Nance Garner, Hoover’ı “ülkeyi sosyalizme doğru giden bir yola sokmakla” suçladı.4 Hoover hakkındaki modern mitin aksine, Roosevelt ve Garner kesinlikle haklıydılar. 

Hoover yönetiminin en büyük çılgınlığı Haziran 1930’da geçen Smoot-Hawley Gümrük Vergisi (Smoot-Hawley Tariff) idi. ABD tarihindeki en korumacı mevzuat olan Smoot-Hawley neredeyse tüm sınırları ithal mallara kapatmış ve berbat bir uluslararası ticaret savaşının fitilini yakmıştır. Profesör Barry Poulson, 887 sayıda gümrük vergisinin keskin bir şekilde artmasının yanı sıra mevzuatın gümrüğe tâbi malların listesini de 3218 kaleme yükselttiğine de dikkat çeker.5

Kongre ve yönetimdeki yetkililer ticaret engellerini yükseltmenin Amerikalıları yerli mal almaya iteceğini ve bunun da bitmek bilmeyen işsizlik sorununu çözeceğine inanıyorlardı. Uluslar arası ticaretin önemli prensibini görmezden geliyorlardı: ticaret eninde sonunda iki yönlü bir yoldur; eğer yabancılar mallarını burada satamazlarsa, buradan mal satın almak için gerekecek parayı da kazanamazlar.  

Smoot-Hawley’in aşırı gümrük vergileri sebebiyle yabancı şirketler ve çalışanları kısa zaman içinde kötü duruma düştüler ve çok geçmeden yabancı devletler kendi ticaret engellerini kurarak karşılık verdiler. Amerikan piyasasında satış yapma güçleri güçlü bir şekilde aksadığından, kısa süre sonra Amerikan malı alımını kıstılar. Özellikle Amerikan tarımı kötü bir darbe almıştı. Başkanın kaleminin bir hareketiyle, bu ülkenin çiftçileri piyasalarının hemen hemen üçte birini kaybettiler. Tarımın çöküşüyle, rekor sayıda kırsal banka iflas etti ve yüz binlerce müşterilerini de beraberlerinde aşağı sürüklediler.   

Hoover devlet yardımı ve desteği tasarılarına olan resmi harcamaları çarpıcı biçimde yükseltti. 1930’dan 1931’e, sadece bir yıl içerisinde, federal devletin GNP payı yaklaşık üçte bir arttı. 

Hoover’ın tarımsal bürokrasisi milyonlarca doları buğday ve pamuk çiftçilerine azar azar dağıtırken bu kesimin pazarlarını yeni gümrük vergileriyle yok ediyordu. Hoover’ın Yeniden Yapılanma Finans Kurumu (Reconstruction Finance Corporation) milyarlarca doları işletmelere devlet yardımı olarak kepçeyle dağıttı. Franklin Roosevelt’in 1930’lardaki politikalarının mimarlarından Rexford Guy Tugwell, onlarca yıl sonra şöyle Hoover yönetimini şöyle yorumlamıştır, “O zaman itiraf etmekse de pratikte tüm Yeni Görüş (New Deal) Hoover’ın başlattığı programlardan ortaya çıkmıştı.”6 

Yüksek gümrük vergileri ve muazzam devlet yardımlarını uzlaştırmak için Kongre’nin çıkardığı Hoover’ın da imzaladığı 1932 Hazine Kanunu ortaya çıkmıştır. Bu yasa ile Amerikalıların çoğunluğunun gelir vergisi ikiye katlanmış; yüksek kesiminki ise iki katından da fazla artmış, %24’ten %63’e çıkmıştır. Muafiyetler azaltılmış; kazanılmış gelir kredisi feshedilmiş; şirket ve emlak vergileri yükselmiş; yeni olarak hediye, benzin ve otomobil vergileri uygulamaya koyulmuş; ve posta ücretleri keskin bir şekilde yükselmiştir. 

Hangi bir ciddi akademisyen, Hoover yönetiminin ağır ekonomik müdahalelerini gözlemleyip de, utanmadan, nihai zararlı etkilerin serbest piyasanın suçu olduğunu söyleyebilir? 

III. Aşama: Yeni Görüş 

Franklin Delano Roosevelt 1932 başkanlık seçimlerini açık ara farkla, görevdeki Hoover’ın 59 oyuna karşılık 472 seçmen oyu alarak, kazandı. Başını Roosevelt’in çektiği Demokrat Parti platformu “Bir parti platformunun, iktidarın emanet edildiği partinin koruması altında, halk ile bir sözleşme olduğuna inanıyoruz” beyanında bulundu. Federal harcamalarda %25’lik bir düşüşü, dengeli bir federal bütçeyi, “her türlü değişikliğe rağmen korunacak” altın standardında sağlam bir para birimini, özel teşebbüse daha uygun olan her alandan devletin çekilmesini ve Hoover’ın tarım programlarının “savurganlığına” son verilmesini savunmaktaydı. Bir aday olarak Roosevelt’in söz verdikleri bunlardı; fakat Başkan Roosevelt’in yaptıklarıyla bu sözler arasında bir benzerlik yoktur. 

Yeni Görüş’ün ilk yılında, gelirler sadece 3 milyar $ iken Roosevelt 10 milyar $ harcamayı teklif etmiştir. 1933 ile 1936 arasında, devletin harcamaları %83’ten fazla artmıştır. Federal borç ise %73 artmıştır. 

Roosevelt Tarımsal Düzeltme Kanunu’nun (Agricultural Adjustment Act – AAA) yürürlüğe girmesini sağlamıştır ki bu kanun tarımsal işleyicilere yeni bir vergi yüklemiş ve geliri de değerli ekin ve hayvanların geniş çapta imha edilmesini denetlemekte kullanmıştır. Federal yetkililer tamamıyla iyi şartlardaki pamuk, buğday ve mısır tarlalarının yerle bir edilişinin çirkin manzarasını gözetlediler. Milyonlarca sağlıklı sığır, koyun ve domuz kesilip toplu mezarlara gömüldü. 

Eğer AAA, arzı kısıp fiyatları yükselterek çiftçilere yardım etmişse bile; bunu ancak başka milyonlarca kişiyi ya daha az yiyecekle yetinmek ya da daha yüksek fiyatları ödemek zorunda bırakıp zarara sokarak becermiştir. 

Yeni Görüş’ün belki de en radikal yönü, Haziran 1933’de yasalaşan ve Milli Kalkınma İdaresi’ni (National Recovery Administration – NRA) de kuran Milli Endüstriyel Kalkınma Kanunu (National Industrial Recovery Act – NIRA) idi. NIRA emrinde birçok imalat endüstrisi aniden devlet emri altındaki kartellere dönüştü. Fiyatları ve satış koşullarını belirleyen yasalar Amerikan ekonomisinin büyük bir kısmını faşist-tarzdaki bir düzene sokarken, NRA kontrol ettiği endüstrilerden toplanan yeni vergilerle finansa edilmekteydi. Bazı ekonomistlerin tahminlerine göre NRA işletme maliyetini ortalama %40 arttırdı – bu zaten bunalımda olan bir ekonominin kalkınması için  ihtiyaç duyduğu şey değildi. 

Kendisinden önceki Hoover gibi, Roosevelt yasalara başvurarak yüksek kesimler için gelir vergisini arttırdı ve şirket kâr paylarına %5’lik bir stopaj vergisi getirdi. Aslına bakılırsa, vergi artışları gelecek on yıl boyunca başkanın en favori politikalarından biri haline gelmiş; II. Dünya Savaşı’nın son yılındaki %94 oranındaki gelir vergisiyle doruğa ulaşmıştır. Alfabe ajans komiserleri kamunun vergisi parasını sanki çöpmüş gibi savurdular.  

Örneğin, Roosevelt’in kamusal destek programları kapsamında ücretsiz gösteriler yapmaları için aktörler ve arşivleri kataloglamaları için kütüphaneciler tutuldu. Yeni Görüş, çengelli iğnenin tarihini araştırmaları için araştırmacılara ödeme yapmış, 100 Washington işçisini balonlarla süslü caddelerde devriye gezmeleri ve dolaşan sığırcık kuşlarını kamusal binalardan uzaklaştırmaları için tutmuş, ve hatta rüzgârda oradan oraya savrulan horozibiği çalılarını*** yakalamaları için kadrolu işe almıştır.   

Roosevelt, Kasım 1933’de Sivil Çalışmalar İdaresi (Civil Works Administration) oluşturdu, Mart 1934’te ise sonlandırdı; bununla birlikte tamamlanmamış projeler Federal Acil Yardım İdaresi’ne (Federal Emergency Relief Administration) aktarılmıştır. Birleşik Devletler’in Durumu konuşmasında Kongre’ye bu tip yeni programların bir yıl içerisinde sonlandırılacağına dair söz verdi. Başkan “federal devlet bu yardım işini terk etmelidir ve edecektir. Halkımızın dirliğinin para, yiyecek sepetleri dağıtılarak, parklarda çimen biçmek, düşen yaprakları tırmıkla toplamak veya yere atılan kağıtları toplamak gibi birkaç parça haftalık işler verilerek, durdurulmasına daha fazla devam etme arzusunda değilim.” demiştir. 

Ama 1935’te Yapı Gelişimi İdaresi ortaya çıktı. Bugün işte bu devlet programı yeni bir terimi, (“fuzuli işlerle uğraşmak, bunlara para ve zaman harcamak” anlamına gelen) boondoggle terimini, ortaya çıkarmasıyla tanınır; zira bu program, destekçilerinin başarısının kanıtı olarak göstermeyi sevdikleri 77.000 köprü ve 116.000 yapıdan çok daha fazlasını “üretmiştir.”7 Bu iş programlarının doğurduğu tutumsuz harcamaların şaşırtıcı listesi, değerli kaynakların siyasi sebepli ve ekonomik açıdan zararlı amaçlara harcanışının bir göstergesiydi. 

Anayasa Mahkemesi 1935’te NRA’yı ve 1936’da AAA’yı feshedince, Roosevelt’in sonsuz öfke ve alayını kazanmışsa da, Amerikan ekonomisi Yeni Görüş’ün bazı aşırılıklarının yükünden kurtulmuş oldu. Anayasa Mahkemesinin “dokuz yaşlı adamı”, Roosevelt’in yaptıklarının çoğunun anayasaya aykırı olduğunu fark edince, kalkınmaya engel olan diğer bazı daha küçük yasa ve programları da yürürlülükten çıkarmıştır.  

Yeni Görüş’ün en kötü yönlerinden kurtulmuş olan ekonomi bazı yaşam belirtileri göstermeye başladı. İşsizlik 1935’te %18’e, 1936’da %14’e ve 1937’de daha da düşük bir orana düştü. Fakat 1938 ile birlikte, ekonomi tekrar çökünce %20’ye yükseldi. Ağustos 1937 ile Mart 1938 arasında borsa neredeyse %50 düştü. Franklin Roosevelt’in Yeni Görüş’ünün “ekonomik stimulusu” gerçek bir “ilk”e imza atmıştı: bunalım içerisinde (yeni) bir bunalım! 

IV. Aşama: Wagner Yasası 

Daha ziyade “Wagner Yasası” ve örgütlenmiş işçinin “Manga Carta”sı olarak bilinen Milli İşçi İlişkileri Yasası’nın 1935 yılında (meclisten) geçmesiyle 1937-1938 çöküşünün ortamı hazırlanmıştır. Tekrar Hans Sennholz’dan alıntılarsak: 

“Bu yasa Amerikan işçi ilişkilerinde devrim yapmıştır. İş anlaşmazlıklarını mahkemelerden alıp yeni kurulmuş Federal bir ajansın, Milli İşçi İlişkileri Kurulu’nun, sorumluluğuna vermiştir ki böylece bu kurul tek bünyede hem davacı, hem yargıç hem de jüri olmuştu. Kuruldaki işçi sendikası sempatizanları bu yasayı daha da çarpıtmışlardır ki yasa zaten işçi sendikalarına yasal dokunmazlık ve imtiyazlar tanımaktaydı. Böylece ABD Batı medeniyetinin büyük bir eserinden yüz çevirmişti; kanun önünde eşitlik.”8 

Bu yeni, ezici güçlerle donatılan işçi sendikaları militan bir örgütlenme aşırılığına gittiler. Tehditler, boykotlar, grevler, fabrikalara el koyma ve geniş çaplı şiddet eylemleri üretimi keskin bir şekilde düşürmüş, işsizliği ise çarpıcı biçimde yükseltmiştir. Ülkedeki işçi sendikalarına üyelik oranı fırlamıştır; 1941’e gelindiğinde sendikalardaki Amerikalı sayısı 1935’tekinin iki buçuk katıydı.  

Beyaz Saray’dan, Wagner Yasası’nın hemen sonrasında, işletmelere karşı gürleyen bir hakaret yağmuru gelmiştir. İşadamları, diyordu burnundan soluyarak Roosevelt, kalkınma yolundaki engellerdir. Borsaya yeni kısıtlamalar getirildi. Dağıtılmamış kârlara getirilen, “dağıtılmamış kâr vergisi” olarak adlandırılan yeni bir vergi yürürlüğe girdi. “Bu zengini kazıkla çabaları”, diye yazar ekonomist Robert Higgs, “başkan ve yönetiminin, ülkedeki özel teşebbüs üzerine verilen kararların büyük bölümünden sorumlu olan yüksek-gelir grubundan para çıkarmak için, Kongre’den geçirebilecekleri her şeyi geçirmeye kararlı olduklarına dair pek bir şüphe bırakmamıştı.”9 

Higgs Amerikan ekonomisinin 1930’lardaki gidişatıyla özel teşebbüs seviyesi arasında yakın ilişki kurmaktadır. Roosevelt yönetiminin işletmeye, mülke ve hür teşebbüse karşı gerek beyanlarıyla gerekse eylemleriyle yaptığı insafsız saldırılar ekonomiyi canlandırmak için ihtiyaç duyulan sermayenin  ya vergiler yüzünden kaybolmasına ya da zorunlu olarak saklanmasına sebep olmuştur. 1941’de Roosevelt Amerika’yı savaşa soktuğunda, işletme-karşıtı gündemi de bir ölçüde düştü, bununla birlikte milli sermayenin büyük bir bölümü, fabrikaları genişletmekten veya tüketim maddelerinden ziyade savaşa ayrılmıştı. Ancak hem Roosevelt hem de savaş gittikten sonra yatırımcılar, “ekonominin devamlı refaha geri dönmesini sağlamış olan savaş sonrası yatırım patlamasını harekete geçirecek”10 özgüveni kazanabilmişlerdir.  

Nereye hür teşebbüs? 

Kara Perşembe’de borsanın çökmesinden 12 yıl sonra, Amerika’nın II. Dünya Savaşı’na girişinin arifesinde on milyon Amerikalı işsizdi. Roosevelt 1932’de krize son vermeyi vaat etmişti fakat kriz iki başkanlık dönemi ve daha sonraki sayısız müdahaleler boyunca varlığını korudu. 

II. Dünya Savaşı’nın dehşetiyle birlikte Amerika’nın müttefikleriyle ticareti yeniden canlandı. Savaşın sebep olduğu insan ve kaynak yıkımı ABD ekonomisine yardımcı olmasa da bu yenilenen ticaret ilişkisinin yardımı olmuştur. Daha da önemlisi, Roosevelt’in sonrasında başa gelen Truman yönetimi özel yatırımcıları zorlamak ve azarlamak kesinlikle daha isteksizdi ve bunun bir sonucu olarak, bu yatırımcılar savaş sonrası güçlü bir kalkınmayı fitillemek için ekonomiye geri döndüler. 

Büyük Bunalım’ın kökeni,  1920’lerdeki ABD yönetiminin enflasyona neden olan para politikalarında yatar. Bu da uzun süre devam eden siyasi yanlış adımlar sebebiyle gereğinden fazla sürmüş ve kötüleşmiştir; birkaçını zikredersek: ticareti yok eden gümrük vergileri, teşvikleri baltalayıcı vergiler, rekabet ve üretimdeki akıl almaz kontroller, hayvan ve ekinlerin bilinçsiz bir şekilde yok edilmesi ve zorlayıcı işçi yasaları. 12 yıllık çilenin sebebi serbest piyasa değil, daha önce hiç görülmemiş derecede büyük ölçekteki siyasi beceriksizlikti.

 

*: “Roaring Twenties” – 1920’lerdeki bolluk yıllarına verilen isimdir. Bu yıllar Büyük Bunalım’la sona ermiştir.

**: Özgün metinde kullanılan deyim “taking the punch away from the party” mot-a-mot çeviriyle “partiden pançı alıp götürmek”tir. Bu deyim 1920’lerden bu yana, ekonomide para arzının küçültülmesi veya kısıtlanması durumunu tasvir etmek için sıklıkla kullanılmıştır. Türkçe anlatımı için daha uygun olsun diye aynı anlama gelecek benzeri bir ifade kullanıldı.

***: Horozibiği, bilimsel adıyla Salsola, İngilizce özgün metinde de kullanılan tabirle “tumbleweed”, rüzgârda dağılan bir çalıdır ve dağılan parçaların bileşik küresel kitleleri rüzgârda bir top gibi oradan oraya yuvarlanırlar.

1.   Hans F. Sennholz, “The Great Depression,” The Freeman, April 1975, p. 205.  
 
2.   Murray Rothbard, America’s Great Depression (Kansas City: Sheed and Ward, Inc., 1975), p. 89.  
 
3.   Lindley H. Clark, Jr., “After the Fall,” Wall Street Journal, October 26, 1979, p. 18.  
 
4.   “FDR’s Disputed Legacy,” Time, February 1, 1982, p. 23.  
 
5.   Barry W. Poulson, Economic History of the United States (New York: Macmillan Publishing Co., Inc., 1981), p. 508.  
 
6.   Paul Johnson, A History of the American People (New York: HarperCollins Publishers, 1997), p. 741.  
 
7.   Martin Morse Wooster, “Bring Back the WPA? It Also Had A Seamy Side,” Wall Street Journal, September 3, 1986, p. A26.  
 
8.   Sennholz, pp. 212–13.  
 
9.   Robert Higgs, “Regime Uncertainty: Why the Great Depression Lasted So Long and Why Prosperity Resumed After the War,” The Independent Review, Spring 1997, p. 573.  
 
10.   Ibid., p. 564.

 

Son Güncelleme ( Perşembe, 05 Şubat 2009 )
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

< Önceki   Sonraki >
design by macroajans