| Devletin "Ergenekon" ile İmtihanı |
|
|
| Yazar Oner Bulut | |
| Pazartesi, 12 Ocak 2009 | |
|
Ergenekon Operasyonu, örgütün, bugününden geçmişine doğru genişliyor. İlk durak 28 Şubat döneminin Ergenekoncuları oldu. Oldu olmasına da, yapılan son operasyon, bir biri ardına birçok skandalı da beraberinde getirdi. Skandalların bazılarını kanıksadık bile. Artık olan bitene hiç şaşırmıyoruz. Mesela basın… Gazeteler attıkları manşetlerle, TV kanalları yaptıkları canlı bağlantılarla, ‘yangına körükle gitmek’ deyiminin örneklerini sergilediler, gün boyu ve hatta ertesi günlerde. Olay o raddeye geldi ki, dualar eşliğinde, askerden bir gece yarısı bildirisi daha beklenir oldu malum çevrelerce. Hani, ertesi sabaha, sokağımızdan geçen tankların gürültüsü ile uykumuzdan uyansak yadsımayacak noktadayız. *** Mesela muhalefet lideri… Apar topar basın açıklaması yaparak, iktidarından, savcısına kadar tüm aykırı fikirleri, ‘cumhuriyet düşmanı’ ilan eti ve ‘ordu göreve’ iması yapmakta bir beis görmedi. Savcılık makamının talimatı ile birçok ilde eş zamanlı yapılan arama ve gözaltı işlemlerini, başbakanın bizzat yönettiğini iddia ederek, ‘saçmalamanın’ sınırlarını zorladı. Ama şaşırmadık, çünkü Baykal bunu hep yapıyordu.*** Mesela Genelkurmay… Daha önceden yaptırdığı ‘tutuklu ziyaretine’ benzer bir şekilde, üst düzey muvazzaf bir subayını İstanbul Emniyeti’ne göndererek hiç de etik olmayan bir davranış sergiletti. Bu davranışla kamuoyuna verilmek istenen ürpertici mesajı, hükümetinden, başbakanına; yüksek yargısından, Cumhurbaşkanına herkesler aldı. Aldı ki devletin tepesinde verilen kırmızı alarm sonrası, bir biri ardına üst düzey toplantılar ve görüşmeler yapıldı. Önce İç İşleri Bakanı başbakanla görüştü. Sonra GK Başkanı, başbakanla; sonra yine GK başkanı Cumhurbaşkanıyla; Cumhurbaşkanı başbakan ve içişleri bakanıyla; en sonrasında hepsi birbiriyle toplandı, görüştü. Kapalı kapılar ardında, ülkenin aydınlık geleceği adına yürütülen çok önemli bir soruşturma hakkında, çeşitli pazarlıklar yapıldı. Kimse tepki bile göstermedi. Hatta bu görüşmeler ilginçtir, çoğu kesimde normalmiş intibaı bile uyandırdı. *** Yapılan toplantılardan, en olmaması gerekenini ise yine, yüksek yargı mensupları gerçekleştirdi. Son birkaç yıldır, ‘siyasete yön verme’ konusunda, asker ile boy ölçüşme noktasına gelen yüksek yargı, yaptığı bu toplantı ile kendisini aştı. Ergenekon Terör Örgütü soruşturması çerçevesinde, soruşturma savcısının talebi ve nöbetçi mahkemenin kararı üzerine (yani tamamen hukuka uygun bir şekilde) birçok ilde eş zamanlı olarak gerçekleştirilen operasyonun, henüz üzerindeki duman dağılmamışken ve hatta operasyon, bulunan krokiler üzerine yapılan aramalar ile halen genişlemekteyken, yüksek yargının yürütülen bu soruşturma açısından en hayati kanadı olan Yargıtay’da gerçekleştirilen olağan-dışı toplantı, hukuk adına, altından kalkılamayacak derecede büyük bir skandala neden oldu. Sanırım yüksek yargıda meydana gelen skandalları da artık kanıksadık ki, bir Allah’ın kulu da çıkıp “hanımlar-beyler bu yapılan ihsası reydir ve ihsası rey de yasaktır” demedi. Ergenekon Terör Örgütü soruşturması ve kovuşturması sonucu çıkacak kararı, kuvvetle muhtemel, temyizen incelemekle görevlenecek merci olan Yargıtay’ın daire başkanları, devam eden bir yargı süreci hakkında değerlendirme yapmak için kapalı kapılar ardında, bir nevi ‘fiskos’ yaptılar. İçeride ne konuşulduğunu bir tek kendileri biliyorlar, fakat konuşulmaması gereken şeyleri konuştukları herkesçe malum. Çünkü yargıçların, görevleri icabı gördükleri veya ileride görmeleri muhtemel davalar hakkında renklerini, taraflarını belli etmeleri yasaktır. Buna hukukta ‘ihsası rey yasağı’ denmektedir. Yargıtay Başkanlar Kurulu’nun yapmış olduğu toplantının skandal boyutu da burada yatmaktadır. Yargıtay’ın daire başkanlığı görevini yürüten yargıçları, Ergenekon soruşturması hakkında, bariz bir şekilde ‘ihsası rey’de bulunmuşlardır. Toplantı sonrası, Yargıtay başkanının, “ihsası rey olmaması için herhangi bir açıklama yapmamaya karar verdik” tarzında komik bir açıklama yapması dahi, bu skandalın üzerini örtmeye yetmedi. Yetmedi ki hemen ardından ikinci ve üçüncü bir açıklama yapma gereği hissedildi. Açıklamalar arttıkça da, toplumun beynindeki şüpheler arttı. Şu bilinmelidir ki ‘ihsası rey’, sadece kamuoyu önünde açıkça yapılan sözlü açıklamalar ile olacak bir vaka değildir. Bazen sessiz kalmak, “ihsası rey olur diye açıklama yapmıyoruz, ihsası rey olmasa, neler söyleyeceğiz neler” tarzı imalı açıklamalar yapmak, bir takım renk belli edici eylemlerde bulunmak, üzerine vazife olmayan konularda gizli kapaklı toplantılar yapmak da ‘ihsası rey’e yol açabilir. Zira CMK, ‘yargıcın tarafsızlığını şüpheye düşürecek sebepler’den bahsederken, bu sebeplere bir sınırlandırma getirmemiştir. Kaldı ki zaten ‘ihsası rey’, kelime anlamı olarak ‘rey’ ve ‘ihsas’ kelimelerinin bileşiminden oluşmaktadır. ‘Rey’, herkesçe bilindiği gibi ‘oy’ anlamına gelmektedir. ‘İhsas’ ise ‘sezdirmek, hissettirmek, ima etmek’ anlamlarında kullanılan bir kelimedir. Yani ‘ihsası rey’, ‘oyunu belli etmek’, ‘tarafını hissettirmek’ demektir. Yargıtay başkanlık makamına yükselecek derecede hukuk bilgisi olan yüksek yargıçların, tüm bunları, benden daha iyi biliyor olması gerekmez mi acaba? *** Ülkenin yönetim kademesinde, son birkaç gündür bu garabetler yaşanıyorken, bizler, yani onların gözündeki ‘kuru kalabalık halk’ ne yapıyorduk? ‘Ağzı açık ayran delisi’ hesabı, gün boyu, TV’lerde çeşitli görüşlerden yorumcuların yaptığı, sözde ‘beyin fırtınalarını’ izleyip izleyip, bazen şaşkınlık, bazen kızgınlık içinde ve bazen de konuşulanlara hak vererek, çeşit çeşit ülkeyi kurtarma planları kurguluyorduk kafamızda. Ne yapalım ki şu an için, devletin Ergenekon ile imtihanının sonuçlarını beklemekten başka yapacak fazla bir şeyimiz yok. |
|
| Son Güncelleme ( Pazar, 11 Ocak 2009 ) |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|

