Hukuk Birliği Ve Vatandaşlık Sorumluluğu Yazdır E-posta

Yazan: Afşar Çelik, Tarih: 03-01-2009 07:16

Yayınlama yeri : Yazarlar, Afşar ÇELİK


Afşar, şu ana kadarki varlığını kuru kalabalıkların boş sloganlarına borçlu olan milliyetçilik fenomenini; tutarlı bir ideolojik argumantasyonla, en azından tartışmaya değer bir “vatandaşlık” ve “hukuk birliği“ temeline oturtmaya çabalıyor.


http://jerryandmartha.com/yourdailyart/images/rockwell_goldenrule.jpg

Devlet, meşruiyeti kendiliğinden var olan ve ilânihaye sürebilecek bir organizasyon değildir.

Devletin meşruiyeti hukuka bağlılık ile kayıt altına alınmıştır. “Hukuka bağlılığın” yegâne ölçüsü de ferdin temel haklarına saygıdır.Devlete zor kullanmak yetkisini veren de temel haklara kesin şekilde saygı göstereceğine dair duyulan güvendir.

Bu açıdan bakıldığında devlet bürokrasiden ziyade hukuk birliği anlamına gelir. Bir ülkede herkes için her zaman geçerli kuralların temsilcisi ve uygulayıcısı olan tek kurum, devlettir.

Devletin bu tanımı, onun vazgeçilebilir ve değiştirilebilir yapısına işaret eder. Bir ülkede devlet, hukuk birliği sağlama işinden, keyfî zor kullanımına doğru sorgulanamaz ve tadil edilemez şekilde dönmüşse vatandaşların, onun zor kullanma tekelinden vazgeçme hakkı kendiliğinden doğar.

Bu vazgeçişin sınırı iyi tespit edilmezse her memnuniyetsizlik hukuk birliğine karşı isyanın mazereti haline gelebilir.

Toplumun en gelişmiş halinin bir hukuk birliği olduğu akıldan çıkarılmadığı takdirde devletle ilişkilerde zor kullanımının değil, hukukun dilinin esas olduğu da kabul edilmelidir. İşte bu şiddetsizlik zarureti, “vatandaş sorumluluğu” sahasıdır.

Vatandaş olmak demek, bir ülkede herkesin taabi olduğu hukuk kurallarına uymayı ve bu kuralların uygulayıcısı devletin, hukukla sınırlanmış güç kullanma tekelini kabul etmek anlamına gelir. Vatandaş sorumluluğu vatandaş olmanın bu gerekleri dışında hiçbir emre itaati içermez. Zira vatandaşlık emirlerden dolayı değil , haklardan dolayı vardır ve edinilir. Kaldı ki devletin hukuk sınırlarını korumak dışında herhangi bir emir vermek yetkisi yoktur.

Reel politiğin göreceli ve teleolojik ahlâkına saplanıp kalanlar için bu sözlerimiz elbette masal gibidir, çünkü devletin hiç de kendini kayıt ve şart altına almaya istekli olmadığı gün gibi ortadadır. Meseleye böyle bakıldığında bütün kanunlar, “kağıt üzerine yazılmış sözlerden” ibaret kalır ki bu durumda zaten devletten de vatandaşlıktan da bahsetmeye gerek kalmaz. Bu durumda ancak sahip- köle ilişkisinden bahsedilebilir.

Devletin bir hukuk birliği olarak anlaşılmasının önemi şuradadır ki ancak böyle bir birlik, atomize seviyede bile bütün farklılıkları barışla bünyesinde barındırabilir.Ancak böyle bir birlikte, şiddet kullanımının istisnaî hali toplumun genelinde gerilimi düşürebilir ve farklılıkların birbirileriyle güven içinde bir arada bulunmasını sağlayabilir.

Hukuk birliği içinde vatandaşlar bu birliğin devamının, varoluşlarının en düşük maliyetle idame ettirilmesi anlamına geldiğini bilirler. Çünkü var olmak için gücün, otoritenin emirlerini yerine getirmek gerekliliği yerine, kurallara uymak iradesi yeterli olacaktır.

Otoritenin emirlerine uymanın vatandaşlık şartı sayıldığı bir ülkede, ne zaman hangi emrin verileceği beklentisi, ferdî beklentileri daima aksatır, geciktirir, plânlarını , daha doğuş aşamasında öldürür…
“Vatandaş” için aslolan neye taabi olacağının seçimini yapmaktır. Vatandaşın sorumluluğu, onun bu seçiminde yatmaktadır. Bu bir sorumluluktur çünkü seçimlerinin kendilerine göre ciddi sonuçları vardır.

Ve her seçimin bedeli, seçimi yapan tarafından ödenmelidir.

Bu durumda, “tadil edilebilir” bir hukuk biriliği şartı ile devletin haklara karşı tututmuna karşı üç muhtemel seçimden bahsetmemiz mümkündür:

1- Hukuk sınırlarının zaman zaman aşılmasına karşı devleti, barışçıl şekilde uyarmak
2- Devlete karşı savaş açmak
3- Vatandaşlıktan ayrılmak

“Tadil edilebilir”olmak durumunu bir ön şart olarak koyduğumuzu bir kere daha hatırlatarak, bu sınırları geri dönülemez bir şekilde aşmamış bir devlete karşı takınılan tavırları kısaca değerlendirelim:

Hukuk sınırlarının zaman zaman aşılmasına karşı devleti, barışçıl şekilde uyarmak:

Bu hem sivil itaatsizlik gösterileriyle, hem ferdî uyarılarla hem de yargıya müracaatla gidilebilecek bir yoldur ki herkesin temel haklarının teminatı için uygulanabilecek en emin yoldur Bu davranış, toplumda herkesin hakkı için yararlı olduğundan, ayrışmayı kışkırtmadığından ve güç kullanımını sınırlamaya yönelik olduğundan asgari medeni bir seviyede en etkili ve sorgulanamaz yoldur.

Devlete karşı savaş açmak:

Bu, bir devletin, hukuk birliği olarak tanınmaması anlamına gelir. Tanınmayan bu organizasyonun varlığına karşı şiddet kullanmak tercihi demektir. “Tadil edilebilir” bir devlete karşı şiddet kullanmak, hukuk dilini yok saymak demektir ki toplumun geri kalanının değil de sadece şiddeti benimseyenlerin “hak” kabullerine dayalı bir seçimdir. Bu seçimde toplumun geneliyle ilgili bir hukukî teminat sağlamak değil, belli bir kesim için ayrıcalık talebi söz konusudur ki toplumsal ayrışma, güvensizlik ve gerilim yaratılır. Bu seçim, hukuk birliğine gönüllü bağlılığı zayıflatmaya yöneliktir ve “vatandaş sorumluluğu” çerçevesinde vatandaşlıktan çıkarılmayı gerektirir.

Vatandaşlıktan ayrılmak:

İkinci seçenek daha ziyade hakların kollektif tanımına dayandırılırken bu tercih ferdîdir. Toplumun geri kalanı üzerinde herhangi bir ayrıştırıcı etki yaratmaz. Dolayısıyla kişinin, vatandaşlık bağıyla bağlandığı hukuk birliğinden gönüllü ayrılması onun bileceği bir iştir. Şiddet içermeyen diğer seçimler gibi bu da herhangi bir müeyyideye taabi tutulamaz.

Tarlamızda bulduklarımızın, ektiklerimizden gayrısı olmadığını sürekli hatırlamamız, vatandaş olarak nasıl bir devlet meydana getirdiğimizi de anlamamızı sağlayacaktır. İtaati benimseyen bir toplumun, hukuka bağlı bir devlet yaratamayacağını bir kere idrak edebilsek zaten vatandaş olarak sorumluluğumuzu da anlamış olacağız.


   

Okuyucu yorumları  RSS feed Yorum
 

Ortalama Üye Değerlendirmesi

 

Yorum Sayısı: 12 / 12

3H dan ilham :)

Yazan:: Haydar Eren (Misafir) Tarih: 04-01-2009 18:41

3H dan ilham :)

Yazan:: Haydar Eren (Misafir ) Tarih: 04-01-2009 18:41

Murat Belge 4 Ocak 2009 Pazar gunu yayinladigi yazisinda konuyu daha iyi bi anlatmis. 
Bu yazarlar 3H yi okuyarak ilham aliyorlar heralde :)

 

» Bu Yorumu Administratore raporla

Buna yama yapsan ne olur

Yazan:: Haydar Eren (Misafir) Tarih: 03-01-2009 17:42

Buna yama yapsan ne olur

Yazan:: Haydar Eren (Misafir ) Tarih: 03-01-2009 17:42

Tartistigimiz sey nedir? 
Durbune ters yonden bakan bir hukuk. 
 
Buyrun okuyun. 
 
Türk Ceza Kanunu temel ceza kanunu olarak uygulanırken, çeşitli kanunlarda tamamlayıcı ceza hükümlerine de yer verilmiştir. İtalyada Musolininin iktidara gelmesinden sonra, 1930 yılında yeni bir ceza kanunu yapılmıştır. İtalya Ceza Kanununda yapılan değişikliklerin, devlete karşı suçlar bölümü 1939 yılında Türk Ceza Kanununa aynen alınmıştır (madde 125  173). Böylece 1889 İtalya Ceza Kanununun yanında Musolini döneminin ürünü İtalya Ceza Kanununun ruhu da Türk Ceza Kanununa taşınmıştır. Yapılan değişikliklerle Türk Ceza Kanunun sistematiği bozulmuş, bazı hükümler ihtiyacı karşılamaz olmuştur. Böylece yeni bir ceza kanunu ihtiyacı kendini hissettirmiştir. Yeni bir ceza kanunu yapma çalışmaları 14.1.1985 tarihinde Adalet Bakanlığında bir komisyon kurularak başlatılmıştır. Komisyon 1989 yılında Türk Ceza Kanunu Tasarısını tamamlamıştır.

 

» Bu Yorumu Administratore raporla

Normlar, durumları aşkındır...

Yazan:: afşar (Misafir) Tarih: 03-01-2009 08:25

Normlar, durumları aşkındır...

Yazan:: afşar (Misafir ) Tarih: 03-01-2009 08:25

Normlar ile mevcut hal arasındaki çelişki normların mutlaklığını dğeiştirmez. Dolayısyla devletlerin, özlerinden uzaklaşmaları, hukuk devleti normunu değiştirmez. 
 
Haklar, kendilğinden doğmuş değerlerdir. Bunların olgusal karşılığı bulunmayabilirama bunlarınkorunmasının sonuçları gözlendiğinde toplumun başka türlü ayakta kalamadığı anlaşılır. 
 
Hukukun temel haklara dayandığı tespitiniz yazıda kanaatimce belirtilmiştir ama bir kere daha vurgulamanız fevkalade eyrind eolmuştur.

 

» Bu Yorumu Administratore raporla

Kurallar devletleri aşkındır...

Yazan:: afşar (Misafir) Tarih: 03-01-2009 08:21

Kurallar devletleri aşkındır...

Yazan:: afşar (Misafir ) Tarih: 03-01-2009 08:21

Öner Bey, 
Alıntıla

Devletin kuralları uygulamak dışında emir verme yetkisi yoktur diyorsunuz ve bu kurallara devletin de uyması gerektiğini söylüyorsunuz. İşte bu noktada benim anlamadığım için bu soruyu sormaktaki amacım, bu kuralları koyanın yine devlet olması nedeniyle, devletin bu kadar hakka sahip olmasının bireye yönelik olumsuz sonuçlarını sorgulamaktır. Bu tuhaf değil bence.
.. demşsiniz. 
 
Her şeyden evvel kuralları devlet koymaz. Devlet kendiliğinden doğmuş adil davranış kurallarına uyulmasını sağlamanın tatsız ama en düşük maliyetli yoludur. Dolayısıyla kuralların aşkınlığı, işin tabiatı gereğidir. Yasama faaliyeti de liberal bağlamda bir emretme süreci değil, bir keşfetme sürecidir. Günlük hayatta emredici ve pozitivist işlemesi, doğrusunun bu olduğu anlamına gelmez. 
Cezalandırmanın bütün prensiplerine katılmıyorum. Sebebi de mesele kişinin islah edilmesinin objektif bir ölçüsünün bulunamayacağını düşünmemdir. Oysa suça denk ceza, her zaman tam bir karşılık olmasa bile kanaatimce gerçek karşılığa en yakın hal olacaktır. Kişinin islahı düşüncesi, onu iradeden yoksun, eğitilebilir bir hayvan saymak demektir. Suç işlerken verdiği zararı müdrik olan kişinin önce bunun sorumluluğunu alması, karşılığını vermesi gerekir. İnfaz kurumları okul olamaz. 
İdamın geri dönüşsüzlüğü doğrudur lakin, zaten ceza hukukunda şüphelerin/ belirsizliklerin ve her türlü hafifletici sebebin, sanığın lehine yorumlandığı düşünülecek olursa bu cezanın, mağdur yakınlarını ve toplumu rahatlatmaya en uygun ceza olduğu kanaatindeyim.

 

» Bu Yorumu Administratore raporla

O zaman, Hukukun kaynağı nedir..?

Yazan:: BULUT (Misafir) Tarih: 03-01-2009 08:10

O zaman, Hukukun kaynağı nedir..?

Yazan:: BULUT (Misafir ) Tarih: 03-01-2009 08:10

Afşar bey, devlet ve devletin hak ve yetkilerinin sınırındaki kaynağın Hukuk olduğunu ifade ediyorsunuz, 
 
AMA 
 
Hukukun kaynağının ne olduğu veya olması gerektiği konusuna pek değinmiyorsunuz... 
 
 
Devletin kaynağı olan hukukun kaynağını bilmezsek, devleti yanlış anlamaya mahkum oluruz... 
 
 
Bir kere, hukuk, kelime anlamı itibariyle "hak" kelimesinden türemiştir. 
 
Ne hakkı bu hak?? 
 
Tabi ki temel veya ikincil olsun bütün insan haklarıdır. 
 
Demek ki hukukun birincil kaynağı insandır ve insana bağlı haklardır. 
 
 
Devlet kaynağını aldığı hukuku, işte bu temel kabul üzerinden uygulamalı ve dolayısıyla hiçbir eylem ve işlemini insan hakları aleyhine kullanmamalıdır. 
 
 
İnsan hakların sınırı nedir peki? 
 
İnsan haklarının sınırı, yine insan haklarıdır... 
 
Yani bu sınırı devlet belirlemez, niteliği itibariyle belirleyemez... 
 
Aksi halde kaynağını aldığı hukuka ihanet etmiş olur... 
 
Devlet ne yapar o zaman? 
 
Devlet bu hakları temin eder. Yani güvence altına alır... 
 
Nasıl yapar bunu? 
 
Pasif davranarak... Yani gözlemleyerek... İnsan haklarını kendisi belirlemez... Zaten vardır... Var olan bu haklara yönelik ihlallere, yine bu haklar çerçevesinde kalarak müdahale eder... 
 
Devletin bütün fonksiyonu aslında bu felsefeden doğmaktadır... 
 
Dolayısıyla devlet, esasında hukuktur, yani insan hakkıdır... Günümüz devletleri ne yapıyor? 
 
İnsan hakkı tecavüzleri ile kendi özünü reddediyor... 
 
O halde insanların bu hak ihlallerine karşı, devletten korunma hakkı vardır...

 

» Bu Yorumu Administratore raporla

Afşar Bey.Teşekkür ve tartışmaya devam..

Yazan:: BULUT (Misafir) Tarih: 03-01-2009 07:55

Afşar Bey.Teşekkür ve tartışmaya devam..

Yazan:: BULUT (Misafir ) Tarih: 03-01-2009 07:55

Samimi cevaplarınız için teşekkürler... 
 
Bir kaç noktada ayrıldığım hususları belirtmek isterim... 
 
İdam cezasını ve bu ceza üzerinden devletin cezalandırma tekelini anlatmışsınız... 
 
Meşru müdafaa hakkının bir yansımasınıdır, hukuk ve hukukun yaptırım uygulama yetkisi... 
 
Fakat uygulanacak müeyyide yani cezanın amacı ne olmalıdır... 
 
Müeyyide uygulamktaki amaç 1. Suçtan mağdur olanın vicdani rahatlamasını sağlamak ve mağduriyetini gidermek olabilir, 2. Toplumun vicdanının rahatlatmak ve toplum nezdinde suç işleme temayülünü azaltmak olablir, 3. Suç işleyenin iyileştirmesini sağlamak (tretman) olabilir. 
 
Amaç bunlardan birisi olabileceği gibi, bunların tamamı da oabilir... 
 
Birde cezalandırmanın ölçülü olması, yani elde edilmek istenen amaç ile kullanılan aracın çıkaracağı sonucun orantılı olması gerekir. 
 
Şimdi idam cezasındaki amaç ne olabilir ve idam cezası sonucu ortaya çıkan durumun ceza ile elde edilmek istenen amaç ile ölçülü olup olmadığı tartışılmalıdır? 
 
Ben idam cezasına karşıyım... 
 
Sebeplerim ise şunlardır ve asla mantıksız değildir. 
 
Zira idam cezası ile elde edilmek istenen amaca, idam cezasının yerine ikame edilebilecek daha az zarar doğurucu bir ceza ile ulaşılabilmektedir. Dolayısıyla idam cezası gereksizdir ve hiçbir olumlu yönü yoktur. Ayrıca da idam cezası geri dönüşü olmayan bir cezadır.  
 
Ayrıca ceza hukukunda, cezaların bir şekilde geri dönülebilir olması gerekir. İdam dışındaki bütün cezalardan bir şekilde geri dönülebilir ve haksız yere cezalandırılanların hakkı bir şekilde teslim edilebilir. Fakat haksız yere idam cezasına çarptırılan ve idam edilen bir kişinin, daha sonradan suçsuzluğunun kanıtlanması halinde, idamdan geri dönüş yoktur. 
 
Son sebebim de, idam cezasının insani bir ceza olmadığıdır. Sonuçta bir şahıs, ne suç işlemiş olursa olsun, onun bir insan olduğu unutulmamalı ve cezalandırma da buna göre yapılmalı. Bir insanlık dışı hareket, başka bir insanlık dışı hareket ile cezalandırılamaz... 
 
 
 
Sorularım saçma olabilir... 
 
Evet belki çok "saf" sorular da olabilir. 
 
Ama aklıma takıldı ve sizden cevap almak istedim... 
 
 
 
 
Alıntıla

Yazıda pozitivist hukuka herhangi bir atıf yok& Yani her kodifikasyonu amentü kabul etmemiz gerektiğine dair bir ibare yok. Bence yazıyı önyargılı okumuşsun.
 
 
Yazınızda pozitif hukuka herhangi bir atıf yok ama pozitif hukukun, "hukuk" kavramını dolduran yegane şey olmadığını da belirtmemişsiniz. Dolayısıyla aklıma takıldı ve bu şekilde bir soru sordum... 
 
 
 
Alıntıla
Devletin kuralları uygulamak dışında emir verme yetkisinin olmadığı yazıda açıkça belirtilmesine rağmen bunu sorman tuhaf? Kaldı ki bu kurallara kendisinin de uyması gerektiği yazıda sanırım belirtiliyor?
 
 
Devletin kuralları uygulamak dışında emir verme yetkisi yoktur diyorsunuz ve bu kurallara devletin de uyması gerektiğini söylüyorsunuz. İşte bu noktada benim anlamadığım için bu soruyu sormaktaki amacım, bu kuralları koyanın yine devlet olması nedeniyle, devletin bu kadar hakka sahip olmasının bireye yönelik olumsuz sonuçlarını sorgulamaktır. Bu tuhaf değil bence...

 

» Bu Yorumu Administratore raporla

Kaynak hukuktur...

Yazan:: afşar (Misafir) Tarih: 03-01-2009 06:46

Kaynak hukuktur...

Yazan:: afşar (Misafir ) Tarih: 03-01-2009 06:46

Her insanın hakkı, ancak başkasının hakkına saygı duyduğu müddetçe dokunulmazdır. Başkasını meşru müdafaa dışında öldürürsek yaşamak hakkımızın dokunulmazlığı ortadan kalkar. Başkasının malını çalarsak, mülkiyetin yetkilenme kuralı gereği, mülkiyetimizin dokunulmazlığı ortadan kalkar. Şunu da belirtmeliyiz ki aslında bu dokunulmazlık, cezaya yeter miktarda kaldırılır ve mesela cezasını çeken şahıs, meşru yoldan elde ettikçe mülkiyet hakkı devam eder. 
Hakların, başka haklara göre sınırlandırılması muvakkattir, daimi değildir. İdam cezası hariç ki zaten bu da bir başkasının yaşamak hakkının tamamen ve sürekli gasp edilmesinden dolayı aynı şekilde verilen bir ceza olmasındandır. 
Dolayısıyla vatandaşlığın temeli de bu sınırlara uymakla ilgilidir. Temel hakların ihlal edilmeyeceğine dair genel ve kendiliğinden mutabakata uymuyorsak önce haklarımız suçumuz nispetinde sınırlanır fakat bu mutabakatı tamamen reddediyorsak, mutabakatın muhatapları tarafından dışlanırız. 
Mesele vatandaşlığın aynı zamanda temel hakların ihlal edilmemesi gerektiği mutabakatına bağlılık sorumluluğuyla da bağımlı olmasıdır. Bu, devletten dolayı yoktur! Devlet bu mutabakatı gözetmek işini icra eden organizasyondur yani varlığını haklara borçludur!  
Haklar temel menfaatler ise , menfaatlerin kullanılması ile ilgili de sorumluluklar kendiliğinden vardır ve vatandaşlık aynı zamanda bu sorumlulukları da ifade eder. 
Hukuk nedir o halde? Hukuk, toplumu bir arada tutan kendiliğinden doğmuş adil davranış kurallarından kaynaklanan , temel haklar dediğimiz hayat, mülkiyet ve özgürlük haklarını keşfettiğimiz bir tadilat ( adilleştirme) sürecidir&

 

» Bu Yorumu Administratore raporla

Yazıdaki şeyleir sorarasak...

Yazan:: afşar (Misafir) Tarih: 03-01-2009 06:33

Yazıdaki şeyleir sorarasak...

Yazan:: afşar (Misafir ) Tarih: 03-01-2009 06:33

Alıntıla

Sahip-köle, devlet-vatandaşlık ilişkileri arasındaki fark, devletin hukuk sınırlarını korumadaki emir verme yetkisi ile belirlenebilir mi? Devlet emir verme gücünü kullanırken, hukuk sınırları içerisinde kalırsa vatandaş, bu sınır dışına taşarsa köle mi oluruz
?  
 
Önerciğim soruların kusura bakma ama mantıksız. Alıntıla
Devlet emir verme gücünü kullanırken, hukuk sınırları içerisinde kalırsa vatandaş, bu sınır dışına taşarsa köle mi oluruz?
Bu soruyu bir kere daha oku ve kendin karar ver& 
 
Alıntıla
Devletin emir verme yetkisinini sınırını belirleyen "hukuk" kavramından ne anlamalıyız? Kağıtta yazılı herşeye "amentü" olarak mı bakmalıyız?
 
 
Yazıda pozitivist hukuka herhangi bir atıf yok& Yani her kodifikasyonu amentü kabul etmemiz gerektiğine dair bir ibare yok. Bence yazıyı önyargılı okumuşsun. 
 
Alıntıla
Devletin emir verme yetkisi diye bir yetkisi var mıdır? Bunu kabul etmez isek ne olacak? Eğer ben devleti bana hizmet etmesi gereken aygıt olarak görüyorsam ve onun benim üzerimde bir otorite olduğunu kabul etmiyorsam ne olacak?
 
 
Devletin kuralları uygulamak dışında emir verme yetkisinin olmadığı yazıda açıkça belirtilmesine rağmen bunu sorman tuhaf? Kaldı ki bu kurallara kendisinin de uyması gerektiği yazıda sanırım belirtiliyor?

 

» Bu Yorumu Administratore raporla

Cevaplar aslında yazıda var.

Yazan:: afşar (Misafir) Tarih: 03-01-2009 06:27

Cevaplar aslında yazıda var.

Yazan:: afşar (Misafir ) Tarih: 03-01-2009 06:27

Sevgili Önerin eleştirileri bir bakıma haklı ama şu da var ki bu yazı zaten bazı temel kavramlar üzerinde mutabık kalındığı düşünülerek yazıldı. Bunlardan biri devletin ancak hukuk ile meşruiyet kazandığı kabulü idi, dolayısıyla devletin emirleri diye bir kavram kendi içinde çelişkili. 
Askerliğin zorunlu olması bir hukuk devleti şartı değildir. Dolayısıyla değiştirilebilir ve tartışılabilir bu mecburiyetle ilgili vatandaşın inisiyatif alması itaatsizlik anlamına gelmez. Bu açıdan devletin yasakladığı dil de zaten devletin sınırlılıklarını aşan bir yetkilendirme anlamına gelir. 
Temel haklar ancak, bir başkasının hakkı ihlal edildiğinde dokunulmazlıklarını kaybederler. Bu açıdan şahsen ben idam cezasından yanayım. Bir insanı meşru müdafaa sınırı dışında öldüren her kim ise onun da yaşama hakkı elinden alınır. Eğer bunun sınırının nasıl belirleneceğine dair şüpheniz var ise savaşı başlatanlarla, kendilerini savunanlara arasında bir ahlaki tercih yapıp yapamayacağımızı da bilmememiz gerektiğini söylerim. Naziler ile Polonyalılar arasında kimi seçerdiniz? 
Devlete karşı savaş açmak derken bunun devletin tadil edilebilir olmaktan tamamen uzaklaşması şartına bağlandığı yazıda açıkça görülüyor. Yani? Her hoşnutsuzluk, devlete karşı silahlı ayaklanmayı sağlayamaz, meşrulaştıramaz! Tadil edilebilir bir devlete durup dururken savaş açmak, onun hukuk sağlayıcı tekeline karşı can alarak karşı gelmek, devleti ve vatandaşları birbirine bağlayan hukuk birliğinden dışlanmayı gerektirir. Bu yeterince açıklanmış herhalde? Tadil edilebilir sıfatını duymazdan geldiğinizde zaten her şeyi ak-kara polemiğine saplarsınız. Şüphesiz devletin gri tonları da yeterince memnuniyetsizlik yaratıcıdır ama önemli olan bu tonlar üzerindeki kontrolün mümkün mertebe bizim elimizde olabilmesidir.

 

» Bu Yorumu Administratore raporla

Aklıma takılanlar 3...

Yazan:: BULUT (Misafir) Tarih: 03-01-2009 06:19

Aklıma takılanlar 3...

Yazan:: BULUT (Misafir ) Tarih: 03-01-2009 06:19

Alıntıla

Bu seçim, hukuk birliğine gönüllü bağlılığı zayıflatmaya yöneliktir ve vatandaş sorumluluğu çerçevesinde vatandaşlıktan çıkarılmayı gerektirir.
 
 
 
 
Vatandaşlık kavra mı nedir? 
 
Vatandaşlık devletin bir bağışı mıdır? 
 
Yoksa bir hak mıdır? 
 
Devletin vatandaşlıktan çıkarma yetkisi diye bir yetkisi var mıdır? 
 
Eğer vatandaşlık bir bağış ise evet vardır, yok eğer bir hak ise hayır yoktur... 
 
Bu iki seçenek dışında bir cevap verilemez bence... 
 
İşte haklar mevzuuna bu gözle bakılmalı... 
 
Bir hak var ise sınırlandırılamaz veya devlet tarafından alınamaz... Çünkü hak barışçıldır, hak insanın yaradılışında vardır, hak bağış yolu ile edinilmemiştir... 
 
O zaman, haklar dokunulamaz niteliktedirler...

 

» Bu Yorumu Administratore raporla

Aklıma takılanlar 2...

Yazan:: BULUT (Misafir) Tarih: 03-01-2009 06:13

Aklıma takılanlar 2...

Yazan:: BULUT (Misafir ) Tarih: 03-01-2009 06:13

Alıntıla

devletin hukuk sınırlarını korumak dışında herhangi bir emir vermek yetkisi yoktur.
 
 
Alıntıla
bütün kanunlar, "kağıt üzerine yazılmış sözlerden" ibaret kalır ki bu durumda zaten devletten de vatandaşlıktan da bahsetmeye gerek kalmaz. Bu durumda ancak sahip- köle ilişkisinden bahsedilebilir.
 
 
 
 
Sahip-köle, devlet-vatandaşlık ilişkileri arasındaki fark, devletin hukuk sınırlarını korumadaki emir verme yetkisi ile belirlenebilir mi? Devlet emir verme gücünü kullanırken, hukuk sınırları içerisinde kalırsa vatandaş, bu sınır dışına taşarsa köle mi oluruz? 
 
Devletin emir verme yetkisinini sınırını belirleyen "hukuk" kavramından ne anlamalıyız? Kağıtta yazılı herşeye "amentü" olarak mı bakmalıyız? 
 
Devletin emir verme yetkisi diye bir yetkisi var mıdır? Bunu kabul etmez isek ne olacak? Eğer ben devleti bana hizmet etmesi gereken aygıt olarak görüyorsam ve onun benim üzerimde bir otorite olduğunu kabul etmiyorsam ne olacak?

 

» Bu Yorumu Administratore raporla

Aklıma takılan sorular ve sorunlar...

Yazan:: BULUT (Misafir) Tarih: 03-01-2009 06:05

Aklıma takılan sorular ve sorunlar...

Yazan:: BULUT (Misafir ) Tarih: 03-01-2009 06:05

Yazar, genel olarak doğru noktalara temas etmekle birlikte, 
 
Vatandaş sorumluluğu ve bireysel haklar arasındaki nüansı yeterince açıklayamamış ve bazı şeyler muallakta kalmış... 
 
 
Alıntıla

Vatandaş olmak demek, bir ülkede herkesin tâbi olduğu hukuk kurallarına uymayı ve bu kuralların uygulayıcısı devletin, hukukla sınırlanmış güç kullanma tekelini kabul etmek anlamına gelir.
 
 
 
Hukukla sınırlanmış güç kullanma tekeli, kavramı neyi ifade etmektedir? 
 
Daha doğrusu hukuktan anlamamız gereken nedir? 
 
Devletin, elindeki yasama gücünü kullanarak oluşturduğu yaptırımsal güce sahip her türlü norma vatandaşlar uymak zorunda mıdır? 
 
Uymazlar ise barışa çomak sokmuş mu olurlar? 
 
Mesela, askerlik hizmetini yapmak istemeyenler, devlete karşı savaş mı açmış sayılırlar ve devletin o kimseye karşı yaptırım uygulaması ve hatta vatandaşlıktan atması meşru hale mi gelir? Ya da devletin yasakladığı bir dilde şarkı söylemek isteyenler, vatandaşlıktan çıkarılmak ve yurt dışına kaçmak durumunda mıdırlar? Hatta devletin etnik de olsa bir dilin kullanılmasını yasaklama yetkisi var mıdır? 
 
"Devlete karşı savaş açmak" kavramı, sadece, belirli ideolojik zümrenin kendi haklarını almak için kullandıkları bir yöntem midir? Eğer öyle ise tarihte varolan "Glorious Revolution" nedir? John Locke'un bahsettiği, halkın yönetime karşı ihtilal yapma hakkı neyin nesidir? Tüm bunlar etnik bir zümrenin hakları için mi yapılmıştır, yoksa tüm Britanya halkları için mi? 
 
 
Devlet, hukuk ile bağlı olduğu sürece, vatandaşının temel haklarına hangi sınıra kadar müdahale edebilecektir? Temel haklar, dokunulamaz mıdır, yoksa dokunulabilir temel haklar da var mıdır? Dokunan devlet olunca ve dokunurken "hukuk" kavramı dahilinde kalınca, temel hakların dokunulamazlık niteliğine zeval gelmez mi? 
 
 
Yazıyı okuyunca tüm bu sorular ve sorunlar takıldı aklıma&

 

» Bu Yorumu Administratore raporla

Yorum Sayısı: 12 / 12



Yorumunuzu ekleyin
İsim
E-mail
Başlik  
Yorum
   Daha sonraki Yorumlar hakkında beni haberdar et
  Güvenlik sorusu,İki Sayının Toplamını Yazınız
BJY          U       
  E    B    RN    SGA
  E   UNY    C       
  H    G     5    SLG
  5         9Q1      
   
   



mXcomment 1.0.5 © 2007-2009 - visualclinic.fr
License Creative Commons - Some rights reserved
Son Güncelleme ( Cumartesi, 03 Ocak 2009 )
 
< Önceki   Sonraki >
design by macroajans