| Milli İktisat Saçmalığı (2) |
|
|
| Yazar Bettina Bien Greaves | |||
| Cuma, 26 Aralık 2008 | |||
|
Dış Politika Yankıları İthalatı devlet emriyle sınırlandırmak, ihracatı da düşürür. Bizim devletimiz yabancıların bu ülkede mallarını satarak dolar kazanmalarını sınırlarken, nasıl bizim ürünlerimizi almaya devam edebilirler ki? Ticaretin sağladığı karşılıklı kâr, tüccarları arkadaş yapar. Ama ticaret engellendiğinde, kötü niyetin ortaya çıkma ihtimali vardır. Asabı bozulmuş muhtemel tüccarlar suçlayacak birini ya da bir şeyi arar. Yabancı devletlerin yetkilileri üreticilerinin bu ülkedeki satışlarının hükümet müdahalesiyle engellendiğini fark ettiklerinde, karşı hükümete düşman kesilirler. Ancak, yasakçı ülkenin sadece birkaç vatandaşı devletini ticaret sınırlandırılmaları uyguladığı için kınar. Birçokları, hükümeti hayırsever olarak bile görür. İhracatlar ve ithalatlar azaldığında, hükümet kaybedilen ticaret fırsatından zarar görenlere doğrudan veya dolaylı yardımlar –sübvansiyonlar, vergi indirimleri, yeni koruyucu düzenlemeler, vs.- sunarak çoğunlukla telafi etmeye çalışır. Ama bu tür devlet programları hiçbir zaman muhtemel tüccarların kaçırdığı fırsatları, azaltılan üretimi ve özsaygıyı tamamen telafi edemez. Serbest ticaretin savunucuları bir asırdan fazla zaman önce şunu diyordu: “Eğer sınırları mallar geçmezse, askerler geçer.” Ulusal sınırlar ötesinde daha az ticaret oldukça, insanların birbirini tanımada ve saygı duymada daha az fırsatı olur. Uluslar arasında düşmanlık, kin ve nefret doğabilir. Bunun geçtiğimiz yıllarda –Hindistan ve Pakistan’da, Güneydoğu Asya’da, Orta Doğu’da, Güney Afrika’da ve başka yerlerde- olduğunu gördük. Ticaret yoluna koyulan engeller, ulusal sınırlar ötesinde işlemleri zorlaştırdı, pahalı hale getirdi ve seyrekleştirdi. Uluslararası tüccarları arkadaşa çevirebilecek ortak bağ zayıfladı. Birbirlerine gönüllü alışverişler vasıtasıyla yardımcı olabilecekken, artık bir araya gelmeleri için bir sebep kalmadı. Birbirlerine karşı yabancı kaldılar ve zaman içinde bir diğerini düşman olarak görmeye başladılar. Yerli ve yabancı mallar ve üreticiler arasında ayrım yapmakla başlayan devlet müdahalesi zamanla ithal mallarının aleyhine ve yerli mallarının lehine aktif bir şekilde ayrımcılık yapan ekonomik milliyetçilik politikası haline gelir. Bu sadece malları yerli piyasanın dışında tutulan yabancı üreticiyi değil, yerli tüketiciye ve üreticiye de zarar verir. Üretim maliyetleri öyle bir artar ki, çok az mal üretilip satılabilir. Mevcut olan az miktardaki malla birlikte yaşam standartları da düşer. Çatışmaların Bölgeselleştirilmesi Bölgesel çekişmeleri geniş çapta çatışmaya dönüştürmekteki en kesin yol, olayla ilgisi olmayanların müdahalesidir. Bu yöndeki ilk adım güçlü tarafa karşı güçsüzler için duyulan samimi sempatiden kaynaklanır; zengine karşı fakire, varlıklıya karşı yoksula duyulan sempati. Bir ulusun yetkilileri, daha zayıf konumdaki bir ülkeye, güçlü komşularının tehditlerine karşı kendilerini savunmalarına yardım etmeyi önerir. Ama bu şekilde taraf tutmakla, tarafsızlık terk edilmektedir. Her ne kadar iyi niyetli olurlarsa olsun, bu tür devletten - zayıf devlete ekonomik yardımlar ve karşılıklı savunma anlaşmaları, devletlerin tarafını belli eder ve bu da zaman içinde askeri harekatlara ve savaşlara yol açabilir. ABD’nin NATO, SEATO ve Salt ile çeşitli mukavelelere, paktlara ve yürütme anlaşmalarına –Orta Doğu, Çin, Rusya, Panama, Japonya, çeşitli Afrika ulusları ve daha birçoğu- olan taahhütleri nedeniyle hepimiz herhangi bir zamanda dünyanın neredeyse her yerinde bölgesel şiddet ve sınır anlaşmazlıklarının içinde bulabiliriz kendimizi. ABD’nin Orta Doğu’yla ilgisi İsrail’i anayurt edinmek isteyen Yahudi mültecilere duyduğu samimi sempatiyle başladı. Vietnam’a olan müdahale de Fransa’nın sömürge Hindiçin bölgelerine yaptığı askeri operasyonlarla lekelenen ekonomik ve mali durumundan onu rahatlatma ve Fransa’yı NATO’ya katılması için ikna etme arzusuna dayanıyordu. “Savaşlarımızı planlamıyoruz, direkt içlerine dalıyoruz.” diye belirtmişti tarih profesörü Henry Steele Commager. George Washington'ın Veda Konuşması’ndaki (17 Eylül 1796) tavsiyesi hâlâ geçerlidir: “…hiçbir şey belirli uluslara karşı olan kalıcı antipatiden daha gereksiz değildir. Ayrıca, birilerine olan tutkulu bağlılık da bu saçmalığa dahildir, ve bunun yerine herkese karşı adil ve dostça hisler beslenmelidir… İdaremizin altın kuralı, yabancı uluslarla ticari ilişkileri mümkün olduğunca arttırmakken, onlarla mümkün olan en az seviyede politik bir ilişki kurmaktır.” Ve benzer şekilde Thomas Jefforson, “tüm uluslarla barış, ticaret, ve dürüst dostluklar kurmalı ama ittifaklar yoluyla başımızı derde sokmaktan uzak durmalıyız.” demiştir. (İlk Açılış Konuşması Hitabı, 4 Mart 1801). ABD’nin bu yüzyılda iki dünya savaşına katılması ile Kore ve Vietnam’a girmesi Amerikan dış politikasının Washington ve Jefferson’ın savunduğu fikirlerin tam aksine görüşlerce yönlendirilmesinden kaynaklanıyor. Bölgesel şiddeti kontrol altına almak için ulus, tarafsızlığı terk etmeye ve ülke kayırmaya giden ilk adımdan kaçınmalıdır. Biz şu anda ABD’nin gözetmekle mükellef olduğu pek çok uluslararası vaade yeni vaatler eklemeyi reddetmeliyiz. Jefferson’ın önerdiği dış politikaya doğru hareket etmeliyiz: Gelecekte Çatışmaları Serbest Ticaretle En Aza İndirmek Gelecekte çatışmaları en aza indirmek için, insanların istediklerini almakta, tercih ettiği yönde yaşamakta ve çalışmakta, ve şartların en elverişli olduğu yerde yatırım yapmakta özgür olduğu bir dünya yaratmayı hedeflemeliyiz. Bireylerin ulusal sınırların içinde ve ötesinde ticaret yapabilmeleri, işgücünün uluslararası dağıtımı, ve dünya çapında ekonomik bağımsızlık için sınırsız özgürlük olmalıdır. Muhtemel tüccarlar, ekonomik milliyetçiliğe ve kendi kendine yetme gibi yanlış inançlara dayanarak koyulan sınırlamalarla ve ticaret engelleriyle karşılaşmamalıdır. Dünyanın farklı yerlerinde yaşayan bireylerin arkadaşlıkları birbirlerinden satın alıp birbirlerine sattıklarından ettikleri kârla pekişecektir. Böylelikle, barışçıl uluslararası ilişkilerin sağlam bir temeli özendirilmiş olacaktır.
Bireylerin ulusal self-determinasyon ve hatta ulusal politik sınırlarını değiştirme hakları halk oylaması (plebisit) yoluyla olmalıdır. Pratik ve ekonomik nedenlerden ötürü, tekil bir yönetimsel birim oluşturulan sınırların içinde egemen olur. Ama bu yönetimsel birim, insanların isteklerine duyarlı olmalıdır veya gelecek seçimde ayağının kaydırılmasını göze almalıdır. Irkına, dinine veya diline bakmaksızın, sınırları dahilinde yaşayan tüm bireylerin özel mülkiyet hakkını eşit şekilde korumalı ve bireylerin tüm haklarına saygı duymalıdır. Böylesi bir dünyada, ırksal, dinî veya dilsel azınlıkların farklı olmaktan kaynaklanan politik baskı korkusu taşıması için neden yoktur. Kendi sınırları içinde ve diğer uluslarla ilişkilerinde bu politikaları izleyen herhangi bir ulus, uluslararası gerilimleri azaltır ve gelecek çatışmaları asgari düzeye çekmeye katkıda bulunur. Ama yine kayırmacılığa başlandığında –diğerlerinin aleyhine bazılarına imtiyazlar vermek, sınırlayıcı kontrol ve düzenlemeler getirmek-, bireyler, gruplar ve uluslar arasındaki anlaşmazlık ve çatışmalara giden yolu tutuyor demektir. Dünya Barışı Barışı dünyada sağlamak için, çatışmanın nedenleri mümkün olduğunca azaltılmalıdır. Bu yönde atılacak ilk adım özel mülkiyete tüm dünyada saygı duymak ve özel mülkiyeti korumaktır. Bu ideal aynı zamanda tam ticaret özgürlüğünü ve serbest dolaşımı da kapsar. Politik sınırlar artık askeri fetih tehlikesine veya agresif ekonomik milliyetçiliğe göre değil, yasal plesibitle, yani ilgili bireylerin oylarıyla belirlenir.
Böyle bir dünyada, kişinin bağlı olarak yaşadığı ve çalıştığı ulusal egemenlik kavramı nispeten önemsiz kalır. Günlük haberler açıkça gösteriyor ki biz bu tür bir ideale yaklaşmakta çok ama çok uzağız. Dünya barışını yaymak amacıyla yapılan programlar çoğunlukla aksi yönde gidiyor. Çeşitli hükümetlerarası örgütler –Birleşmiş Milletler ve birkaç bölgesel politik ve ekonomik topluluklar- ekonomik milliyetçiliği reddetme konusunda ya çok az çaba gösteriyor ya da hiç çaba göstermiyor. Müzakereler ve temsilcilerinin önergeleri, gönüllü işlemlerden özel tüccarların ettikleri kâr hakkında dar bir anlayışa sahip olduklarını gözler önüne seriyor. Ticareti bireylere ve teşebbüslere bırakıp onların uygun gördükleri şekilde aranje etmeleri ihtimalini bile göz önüne almıyorlar. Daha doğrusu, ihraçların ve/veya ithalatların niceliklerini ve niteliklerini düzenleme ve kontrol etme, hatta malların satılacağı minimum ve maksimum fiyatları bile ayarlama yetkisini hâlâ devletlere veriyorlar. Yeni oluşturulan sınırlar içerisinde üretimin çeşitli alanlarını koruma arzusuyla, ekonomik milliyetçiliği tek bir ulus yerine bir coğrafi bölge boyunca teşvik etmektedirler. Böylelikle, bu çokuluslu örgütlerin sözcüleri “daha serbest ticaretten” bahsetseler de, eylemleri daha az serbest olan ticarete neden olmaktadır. Geniş çapta bir ekonomik serbestiyet anlayışı yaratmak ve edebi uyanıklığı sağlamak için; gelecekteki çatışmaları en aza indirecek olan dış politikaya ihtiyacımız olacağı kesindir. Bu anlayış, özel mülkiyeti dünya çapında da koruduğu için, bireyler arasındaki gönüllü ticaretin canlanmasını sağlayacak bir ekonomik iklimi de teşvik edecektir.
—Yararlanılan Kaynaklar— Bastiat, Frederic. Economic Sophisms. Translated from the French (1851) and edited by Arthur Goddard. Irvington-on-Hudson, New York 10533: Foundation for Economic Education, Inc., 1964. Bauer, P. T. Dissent on Development: Studies and Debates in Development Economics. Cambridge, Massachusetts: Harvard University Press, 1972. Curtiss, W. M. The Tariff Idea. Irvington-onHudson, New York: Foundation for Economic Education, Inc., 1953. Fleming, Harold M. States, Contracts and Progress: Dynamics of International Wealth. Dobbs Ferry, New York 10522: Oceana Publications, Inc., 1960. Krauss, Melvyn B. The New Protectionism: The Welfare State and International Trade. New York, N.Y. 10003: New York University Press, 1978. Mises, Ludwig von. The Free and Prosperous Commonwealth: An Exposition of the Ideas of Classical Liberalism. Translated from the German (1927) by Ralph Raico. Edited by Arthur Goddard. Princeton, New Jersey: D. Van Nostrand Co., Inc., 1962. Reprinted 1978 as Liberalism: A Socio-economic Exposition. Kansas City, Missouri: Sheed Andrews & McMeel, Inc. |
|||
| Son Güncelleme ( Cuma, 26 Aralık 2008 ) | |||
| < Önceki | Sonraki > |
|---|


