Cesaret ve Korkaklık Yazdır E-posta
Yazar Öner Bulut   
Pazar, 21 Aralık 2008

Cesaret

http://img339.imageshack.us/img339/6308/443884ux0.jpg

Baskın Oran, Ahmet İnsel, Cengiz Aktar ve Ali Bayramoğlu bir araya gelerek, internette ortak bir platform oluşturdular ve bu platform vasıtası ile kendi adlarına, “1915’te Osmanlı Ermenilerinin yaşadığı büyük felaketten ötürü, onların acılarını paylaştıklarını ve kendilerinden özür dilediklerini” deklare ettiler.

Birkaç senedir, peyderpey milliyetçilik mecrasına doğru evrilen Türkiye’de, resmi doktrin aleyhi bu tarz bir bildiri yayınlamak, imzaya açmak ve imzalamak büyük cesaret ister.

Zira bu ülkede, resmi öğretinin dışına çıkarak eleştiri yapanların, ne gibi olumsuzluklarla karşı karşıya kaldıkları bilindik bir olgudur (Bkz. Hrant Dink’in, Orhan Pamuk’un, Elif Şafak’ın ve adını hatırlayamadığım birçok aydının yaşadıkları).  

Sadece bu cesur girişimlerinden ötürü bile saygıyı ve takdiri hak eden bu dört aydın ve destekleyicileri, malum çevrelerce, beklendiği üzere “vatan haini” olarak yaftalandı bile.

Devlet kademesindeki genel temayül, bu girişimi, “dış mihrakların, Türkiye’yi ‘dahilî bedhahlar’ vasıtasıyla, ‘soykırımı’ cebren ve hile ile tanıtma girişimi”nin öncüsü olarak gördü.

Fakat bu iyi niyetli ve cesur girişim, eminim maşer-i vicdanlarda hak ettiği değeri bulacaktır. Çünkü biliyorum ki Ermeni sorunu konusunda “normal vatandaş”, vekilleri kadar katı değil. Umarım bir gün gelecek ve bu girişimin, bir “hıyanet” değil de, Ermenistan ile Türkiye arasında kurulacak barış köprüsünün başlangıç adımları olduğu anlaşılacaktır.

***

Korkaklık

Cesaret göstererek 90 senelik tabularımızın üzerine giden bu akademisyenlere hakaret etmeyi, kendilerine hak ve görev gören korkaklar, bu sivil girişime karşı kendi saflarında yer almayıp da, onlara saygı duyanların kafataslarından soy araştırması yapmaktalar.

Bu kafatası avcılarından birisi de CHP İzmir milletvekili Canan Arıtman.

Özür dileyenleri eleştirmedi, onları vatana ihanetle suçlamadığı için, Cumhurbaşkanını Ermeni olmakla itham etti. Hem de kulaktan dolma bilgilerle yaptı bu seviyesizliği.

Sanki Ermeni olmak bir suç veya utanç vesilesiymiş gibi…

***

Öte taraftan bir gazeteci, Fatih Altaylı da çıkıp, “tehcirden esas sorumlu olanlar ve özür dilemesi gerekenler Kürtlerdir” dedi. Gerekçesi de malum: “tehcir şark vilayetlerinde yapıldı, garptaki Ermenilere ilişilmedi.” 

Ama kendisi bilmiyor mu ki şarkta yaşayan Ermenilere nazaran, garbın Saray eşrafı Ermeniler devede kulak denecek kadar azdı ve tehciri gerçekleştiren, Osmanlı’nın İttihat-Terakki üyesi olan paşası Talat Paşa idi. Tehcir doğu vilayetlerinde gerçekleştirildiği için, tehcirin sorumluluğunu Kürtlere yıkmak ne kadar bilimsel ve gerçekçi bir yöntem.

Tehcir kararı o dönem İttihat-Terakkinin elinde bulundurduğu Osmanlı yönetimince alınmış ve İttihat-Terakki militanlarınca gerçekleştirilmiştir. 

Tabi ki bunları kendisi de biliyor, ancak suyu bulandırmak için bilmemezlikten geliyor. Çünkü o ve onun gibiler bulanık suda balık avlamaktan pek hoşlanıyorlar. 

***

Resmi Tarihin Yalancılığına Takılmayıp, Barışın Tarihini Yazmak

Resmi tarihe inanmıyorum. Ne Türkiye’nin resmi tezini, ne de Ermenistan’ın resmi tezini benimsiyorum. 

Ama o dönem hem Türkler, hem de Ermeniler açısından bir trajedi yaşandığı malum. Bu trajedi nedeniyle her iki halkın karşılık beklemeksizin birbirinden özür dilemesi kadar güzel bir davranış olamaz. Türkiye halkı bu onurlu girişimi desteklemelidir, desteklemese dahi, bu girişimin öncülerine karşı menfi bir tutum sergilememeli, onlara hakaret etmemelidir.

Evet, Osmanlı Ermenileri Osmanlı’ya ihanet etti ve yanlış yaptı, ama Osmanlı da kendi tebaası olan Ermenilere yanlış yaptı. Yanlışı yanlışla gidermek akıl kârı değildir. Hele ki kendi yanlışlarımızın üzerini örtmek, yok saymak hiç akıllıca bir tercih değildir. Bu nedenle gerçeklerden korkmamalıyız. Gerçeklerden kaçmamalıyız. Üç maymun oyunu oynayarak çözüme gidemeyiz. Çözüm için gerçeklerin üzerine gitmeliyiz, barış için çabalamalıyız. Barış için Ermenistan ile diyalog kurmalıyız. Resmi öğretinin izni olmadığı için devlet adamları bu diyalogu kuramıyorsa bile, bırakın halklar kendi barış yollarını kendileri arasın. Bırakın siviller bu toprakların barışının tarihini yazsınlar. Barışa bu kadar yaklaşmışken, bunu başarmalıyız. Destek olmuyorsunuz ve biliyorum ki bundan sonra da olmayacaksınız, bari atılan adımlara köstek olmayın. Aksi halde, gün gelecek, doğruluğuna iman edercesine inandığınız resmi tarih dahi sizleri hiçbir zaman affetmeyecek.
Son Güncelleme ( Çarşamba, 24 Aralık 2008 )
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

< Önceki   Sonraki >
design by macroajans