Milli İktisat Saçmalığı Yazdır E-posta
Yazar Bettina Bien Greaves   
Perşembe, 18 Aralık 2008

“FEE’s Senior Staff”in üyesi Bayan Greaves, Serbest Piyasa Ekonomisi yazarıdır. Yıllar boyunca münazara öğrencileri için materyaller derledi. Bu deneme, 1979-1980 arası uygulanmakta olan "ithal ikame" politikalarını eleştirmektedir. Günümüzde krizle birlikte artan "Keynesyen" reçeteler bizi tekrardan 70'li yıllara götüreceğe benzer. İş bu yüzden, bu çeviri, serbestiyet yanlılarına ilaç gibi gelebilir.

Orjinal Link: The Freeman

Çeviren: Ekin Can Genç


http://www.nicholsoncartoons.com.au/cartoons/new/2002-11-16%20Free%20trade%20agriculture%20subsidies%20WTO%20protest%201m.JPG

Neredeyse herkes huzur ve refah ister. Kuşkusuz, devlet insanlar arasındaki barışçıl işbirliğini daha iyi bir seviyeye getirmek için isteklerini dile getirir ve zamanının ve enerjisinin çoğunu "uluslararası ilişkilere" adar. Yine de neredeyse her gün basın, radyo ve televizyon –Güneydoğu Asya’da, Güney Afrika’da, Orta Doğu’da, Latin Amerika’da ya da Doğu’da- uluslararası gerilim haberleri verir. İnsanoğlu kusursuz olmadığından, geniş çapta çatışma boyutuna varabilecek hataların, yanlış anlaşılmaların, görüş ayrılıklarının ve münakaşaların ortaya çıkma ihtimali hep var olacaktır. Bu yüzden dış politikadaki ilgililerin görevi iki kademen oluşur: (1) bölgesel çatışmaları kontrol altına almak ve (2) ilerde bu tür çatışmaların gerçekleşme ihtimalini asgari düzeye indirmek.

İnsanların birbiriyle ticaret yapması doğaldır. İnsanoğlunun, gönüllü alışverişin faydalarını yazılı tarihten önce anladığı şüphe götürmez. Diğerlerine gönüllü olarak bazı mal ve hizmetleri satmaya ikna etmek genellikle bunun için savaş yapmaktan daha basit bir şeydi. Kuşkusuz, bu hem de daha az tehlikeliydi. Zor kullanma, hile ve insan yanılgısı dışında, taraflar her alışverişte verdiklerinden daha değerli gördüğü bir şeyi almayı bekler. Zaten aksi durumda, ticaret yapmazlar. Bu durum, arkadaş veya yabancı, yurttaş ya da başka ülkeden insan, küçük ya da büyük teşebbüs (ister kapı komşusu, ister ülke sınırlarının dışındaki alıcı) arasındaki ticaret için eşit şekilde geçerlidir. Eğer aracılar veya farklı ulusal para birimleri söz konusuysa, ticaret karmaşık olabilir; ama prensip hep aynıdır. İki taraf da gönüllü alışverişden kâr etmek ister. Bu yüzden, birbirleriyle ticaret yapan insanların hem dost kalmak, hem de ticaretlerini engelleyecek veya yasaklayacak müdahalelere kızmak için geçerli sebepleri vardır.

Birçok tüketici satın alacağı malların mevcudiyetine, kalitesine ve fiyatına, onları kimin yaptığından ya da nereden geldiğinden daha çok önem verir. Eğer belirli bir benzin arabalarına iyi gidiyorsa, petrol Arabistan’dan mı, Alaska’dan mı, Venezuela’dan mı Cezayir’den mi gelmiş önemsemezler. Eğer fiyat ve kalite uygunsa, Tayvan tişörtünü, Hong Kong süveterini, Brezilya ayakkabısını, Alman arabasını, Japon radyosunu ya da herhangi bir yabancı malı almaktan çekinmeyecektir tüketici. Müşteri memnuniyeti, taraflar arasındaki iyi niyeti de geliştirecektir.

Ekonomik Milliyetçilik

Milli sınırları önemli yapan tüketiciler değil, devletlerdir. Çoğu zaman gerçek niyetini aşsa da ulusal ayrımları yaratan ve ekonomik milliyetçiliği teşvik eden de devletlerdir, tüketiciler değil. Ülke vatandaşı üzerine bindirilen  –yaşama hakkını ve mülkiyeti korumayı ya da ülkeyi savunmayı gerektirmeyen- bir vergi, üretim maliyetini gereksiz biçimde arttırır. Tüketicileri, işçileri, imalatçıları, çiftçileri, madencileri, kamyoncuları, çevreyi, ya da herhangi bir özel çıkarı “koruma” amaçlı yapılan düzenlemeler ve kontroller de yurt içi üretim maliyetini arttırır. Ayrıcalıklı grupların –işsizler, yaşlılar, engelliler, azınlık müteşebbisler ve (haksız) kazançlı hükümet anlaşmalarıyla ödüllendirilenler- diğerleri tarafından vergiler yoluyla finanse edilir, ki bu da zamanla herkesi incitir. Tüm bu programlar, toplam maliyeti arttırır; bu da fazla masraflı hale gelen gönüllü alışverişleri yokuşa sürükler.

Üretim maliyetleri arttıkça, bazı üreticiler satışlarının düştüğünü fark eder ve üretimi düşürmek, işgücünü azaltmak zorunda olduklarının farkına varırlar. Birçok kişi bu durumda özel kanunlar çıkarmanın, ticaret engeli koymanın ya da devletin zarar görmüş firmaları sübvanse edip desteklemesinin, onları ve işçilerini yabancı rekabetten korumasının önemli olduğuna inanır. Ama bu tür programlar sadece yerel üretim maliyetlerini daha da arttırır. Bu da ileride, muhtemel ticaretlerin gönüllü mübadelerle yürümesine köstek olur.

Ekonomik milliyetçiliğin amacı, yerli üreticileri yabancı rekabetten korumaktır. Ekonomik milliyetçiliğin savunucuları belli bir üretim şablonunu muhafaza etmeyi amaçlarlar. Ticaretin karşılıklı faydaya dayandığını (mutual benefit) anlamazlar. Başarılı bir gönüllü alışverişten her iki tarafın da kâr ettiğini fark etmezler. Değişimin kaçınılmazlığının da farkında değildirler.

Dünyadaki hiçbir şey durağan kalmaz. İnsanlar yer değiştirir. Tüketicilerin istekleri değişir. Bilgileri sürekli yön değiştirir. Değişim, aynı zamanda mevcut kaynaklar ve belirli ürünleri yapacak en ekonomik yer konusunda da meydana gelir. Üreticiler, yatırımcılar ve işçiler serbestçe dolaşabilmeli ve kendilerini bu değişikliklere ellerinde geldiğince ayarlamakta özgür olmalıdır.

Politik sebeplerle belli sabit üretim şablonunu muhafaza etme girişimi kuşkusuz başarısızlığa uğrayacaktır. Ekonomik sebepler yerine politik sebeplerle yapılan üretim, daha pahalı ve israfkar hale gelir. Devlet, ihracatlara bağımlılığı azaltmak ve kendi kendine yetme potansiyelini (self-sufficiency) arttırmak isteyence, tüketiciler az sayıdaki – ve daha düşük kaliteli- mal ve hizmetlerle geçinmek zorundadır ve hayat standartlarında da bir düşüş meydana gelmesi kaçınılmaz olur.

Dış Politika Yankıları

İthalatı devlet emriyle sınırlandırmak, ihracatı da düşürür. Bizim devletimiz yabancıların bu ülkede mallarını satarak dolar kazanmalarını sınırlarken, nasıl bizim ürünlerimizi almaya devam edebilirler ki? Ticaretin sağladığı karşılıklı kâr, tüccarları arkadaş yapar. Ama ticaret engellendiğinde, kötü niyetin ortaya çıkma ihtimali vardır. Asabı bozulmuş muhtemel tüccarlar suçlayacak birini ya da bir şeyi arar.  Yabancı devletlerin yetkilileri üreticilerinin bu ülkedeki satışlarının hükümet müdahalesiyle engellendiğini fark ettiklerinde, karşı hükümete düşman kesilirler. Ancak, yasakçı ülkenin sadece birkaç vatandaşı devletini ticaret sınırlandırılmaları uyguladığı için kınar. Birçokları, hükümeti hayırsever olarak bile görür. İhracatlar ve ithalatlar azaldığında, hükümet kaybedilen ticaret fırsatından zarar görenlere doğrudan veya dolaylı yardımlar –sübvansiyonlar, vergi indirimleri, yeni koruyucu düzenlemeler, vs.- sunarak çoğunlukla telafi etmeye çalışır. Ama bu tür devlet programları hiçbir zaman muhtemel tüccarların kaçırdığı fırsatları, azaltılan üretimi ve özsaygıyı tamamen telafi edemez.

Serbest ticaretin savunucuları bir asırdan fazla zaman önce şunu diyordu: “Eğer sınırları mallar geçmezse, askerler geçer.” Ulusal sınırlar ötesinde daha az ticaret oldukça, insanların birbirini tanımada ve saygı duymada daha az fırsatı olur. Uluslar arasında düşmanlık, kin ve nefret doğabilir. Bunun geçtiğimiz yıllarda –Hindistan ve Pakistan’da, Güneydoğu Asya’da, Orta Doğu’da, Güney Afrika’da ve başka yerlerde- olduğunu gördük. Ticaret yoluna koyulan engeller, ulusal sınırlar ötesinde işlemleri zorlaştırdı, pahalı hale getirdi ve seyrekleştirdi. Uluslararası tüccarları arkadaşa çevirebilecek ortak bağ zayıfladı. Birbirlerine gönüllü alışverişler vasıtasıyla yardımcı olabilecekken, artık bir araya gelmeleri için bir sebep kalmadı. Birbirlerine karşı yabancı kaldılar ve zaman içinde bir diğerini düşman olarak görmeye başladılar.

Yerli ve yabancı mallar ve üreticiler arasında ayrım yapmakla başlayan devlet müdahalesi zamanla ithal mallarının aleyhine ve yerli mallarının lehine aktif bir şekilde ayrımcılık yapan ekonomik milliyetçilik politikası haline gelir. Bu sadece malları yerli piyasanın dışında tutulan yabancı üreticiyi değil, yerli tüketiciye ve üreticiye de zarar verir. Üretim maliyetleri öyle bir artar ki, çok az mal üretilip satılabilir. Mevcut olan az miktardaki malla birlikte yaşam standartları da düşer.
Son Güncelleme ( Çarşamba, 17 Aralık 2008 )
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

< Önceki   Sonraki >
design by macroajans