Tekeller ve Serbest Piyasa Yazdır E-posta
Yazar Efe Baştürk   
Salı, 16 Aralık 2008

http://www.amnesta.net/other/monopoly/MonopolyMan.jpg

Marks’tan bu yana ekonomide yaygın ve yanlış bir kanaat vardır, o da tekellerin serbest piyasanın önlenemez, kontrol edilemez ve engellenemez bir sonucu olduğudur. Halbuki iktisadın gerek doğasına gerek de insan davranışlarının piyasada yarattığı sonuçlardan hareketle, ve tabii biraz kapitalizm biliyorsak, tekellerin esas itibariyle bir serbest piyasa sisteminde imkansız olabileceğini görmemiz gerekmektedir.

“Tekel” kelimesinden bahsederken neyi kast ettiğimiz açık olmalıdır. Tekel, baskıcı biçimde piyasaya kendinden başkasının girmesine müsaade etmeyen ve tüm fiyat sistemini ve kuralları kendinin belirlediği bir yapıdır. Bu anlamıyla tekel, rekabete kapalı olmakla birlikte aynı zamanda tüketici davranışlarından ve talep dalgalanmalarından hem bihaberdir hem de ona kayıtsızdır. Tekel, tüketiciye bağlı bir fonksiyon olmamakla birlikte, tüketici davranışlarına da kapalıdır.

Tekelin en önemli özelliği, keyfi politikalar takip edebilmesi ve fiyatları arz-talep dengesi dışına çıkararak tamamen tek yönlü belirlemelerle oluşturmaya girişmesidir. Tekelin olduğu sistemde rekabet eksikliğinden değil fakat rekabetin imkansızlığından bahsedebiliriz.

Kapitalizmin tarihine baktığımızda hiçbir aktör serbest piyasa sisteminde baskıcı bir tekel oluşturamamıştır. Rekabetin yasak olmadığı, kaynakların özel mülkiyet yoluyla mübadele sistemi aracılığı ile toplumda dönüştürüldüğü serbest piyasanın müteşebbis hürriyeti ve mübadele serbestisi zaten tekellerin oluşmasının en basit anlamda hem teorik hem de pratik imkansızlığını göstermeye yeterlidir.

Çünkü serbest piyasanın mantığı, talebin arzı belirlemesi üzerine kuruludur, yani arzın keyfi politikalar yoluyla değil, ona gösterilen ilgi ve bunun sonucunda talep yoluyla oluşturulmasıdır. Bu nedenle rekabetin ancak bir serbest piyasa düzeninde olabileceği gerçeği beraberinde alternatif mal ve hizmetlerin üretiminin çoğalması ve bu sayede de fiyatların düşmesi yoluyla tüketicilerin reel gelirlerinde sürekli bir artış görülmesini de getirir. Serbest piyasanın kabul görmüş ve artık evrensel çapta yaygınlaşan söylemi “tüketici daima haklıdır” bu prensip ve gerçeklik üzerine kuruludur.

Bir tekel, talebe duyarlı olmayan ve arzı keyfi belirlemelerle gerçekleştiren bir aktör olarak serbest piyasada iş yapabilir mi? Bu soru kocaman bir “HAYIR” cevabı ile yanıtlanmak durumundadır. Tekel oluşturma gayretleri, açıkçası, tüketici eğilimleri ve arzularının üretimi belirlediği ve rekabetin canlı olduğu serbest piyasa sisteminde çok maliyetli bir o kadar da riskli bir iştir. Tehlikelidir, çünkü tüketiciden gelebilecek bir olumsuz reaksiyon tekeli iyice yalnızlaştırır; risklidir, çünkü herhangi bir alternatifin ortaya çıkması durumunda, ki yeni alternatif piyasaya düşük fiyattan giriş yapacağından, tekel çok yüksek bir maliyetle karşı karşıya kalacaktır. İş dünyasında herkesin rekabet sisteminde diğer işletmeleri yutabilme veya onları kendi bünyesinde toplama imkanı varken neden hiçbirinin böyle bir eğilim göstermediği sanırım bu önerme ile yanıt bulacaktır.

Rekabet yasak değilse, her müteşebbisin piyasada yer alma imkanı varsa, o halde tekelleri ortaya çıkartan ve onlara sınırsız güç bahşeden olgu nedir? Devlet. Bir yasak mutlaka kanun yoluyla gerçekleştirilebilir. Devlet dışında kimsenin kanun koyma yetkisi olmadığına göre, rekabet sistemini baltalayan ve üretimin talebe bağlı olamamasına sebep olan yegane aktör devletin kendisidir. İthalata konan kotalar, gümrük vergileri, kamulaştırma çabaları veya uzun yıllardır sıklıkla görüldüğü üzere milli burjuvazi yaratma hayalleri gibi olgular piyasaya doğrudan müdahaleyi içeren unsurlardır ve iç piyasada mutlaka birilerine keyfi dağıtım yoluyla bahşedilmektedir. Bugün Koç, Sabancı gibi holdingler talebe bağlı olarak mı büyümüşlerdir yoksa devletin ithalat kotaları ve milli burjuvazi yaratma çabaları karşılığında mı büyümüşlerdir?

Tekellerin analizinde serbest piyasadaki olgusal ilişkilere ve etkileşimlere bakmak da yerinden olacaktır. Serbest piyasa, her ne kadar tekellerin oluşumuna dolaylı yoldan yapısı gereği olarak müsaade etmeyen bir düzen olsa da, gayet tabii serbest piyasa düzeninde tekellerin oluşması muhtemel olabilir. Ancak serbest piyasada oluşan tekelleri, diğer sistemlerdeki tekel oluşumlarından ayıran yegane faktör, serbest piyasada talep koşulları ve verimlilik ile tekelin oluşmasıdır. Bir diğer ifadeyle serbest piyasada tekele yön veren faktörler keyfi politikalar değil tüketici tercihleri veya müteşebbisin verimliliğidir.

Örneğin iki farklı piyasa olan domates üretimi ile bilişim-yazılım sektörünü ele alalım. Domates üretmek maliyetli bir iş değildir, toprak ve iklim koşullarının uygunluğu ile azıcık ziraat bilgisi domates üretmeye yeterlidir. Bu nedenle herkes domates üretebilir. Dahası, domatesin kendisi gelir seviyesi gözetmeden tüketilen bir mal olmakla birlikte genel talep durumu ortalama gelir düzeyini yansıtır. Bununla birlikte domates üretiminde çalışan işçilerin kalifiye ya da çok iyi donanımlı olmalarına da gerek yoktur. Kazma kürek yapabilen, toprağa mahsul ekebilen, üretilen domatesleri çeşitli vasıtalarla pazara taşıyabilen herkes de bu işte çalışabilir. Dolayısıyla domatesin üretim sürecinde maliyetler hep düşük seviyede kalır. Maliyet düşüklüğü ile fiyatların düşük olmasında bir başka sebep, domatesin iklimin uygun olan her yerde yetiştirilebilir olması nedeniyle domatesler hiçbir zaman hiçbir yerde bir tekel tarafından üretilmez.

Domates piyasasında tekel olmaya ne izin ne de herhangi bir yaptırım yoktur. Ancak bu piyasanın genel özelliği, tekelin oluşmasına fırsat vermez. Bu nedenle domates üretimi her zaman alternatif üreticiler ve satıcılar tarafından işleme konmak mecburiyetindedir.

Yazılım sektörünü ele aldığımızda daha farklı bir durumla karşılaşırız. Bir kere bu piyasa tamamıyla insan yaratıcılığı ve yüksek teknolojinin verimli kullanılmasıyla ilgili olması sebebiyle daha baştan yüksek maliyetlidir. Bu sektörden arz bekleyen talep piyasası da maliyetleri yükselten bir başka unsurdur. Yazılım sektörünün ürünlerini kullananların teknoloji konusunda bilgileri, ilgileri ve ona ihtiyaçları olmak durumundadır. Bir diğer unsur, bu sektörde çalışan işçilerin eğitim seviyeleri bakımından toplumun genel nüfusunda seyrek yer almalarıdır. Ülkenin en iyi üniversitelerinin mühendislik gibi programlarında yetişmiş bu kişilere ödenen ücretlerin yüksekliği de bununla alakalıdır. Çünkü bu çalışanların alternatifi çok azdır, kısaca bu çalışanlar emek piyasasının “kıt” ürünlerini temsil ederler. O halde çalışanların donanımı ve eğitim seviyeleri ile kendilerinden beklenen işin niteliği de maliyetleri yükselten bir başka önemli husustur.

Bu sektörün ürünlerinin üretilmesinde kullanılan teknolojilerin kalitesi ve etkinliği verimliliği artıran en önemli konudur. Domates tarlasını sabanla veya en kaliteli traktörle sürmenizde neredeyse hiç fark yoktur ancak bilişim sektöründen kullandığınız iki farklı teknolojinin talebi karşılamasında ve etkinlik yaratmasında çok fazla fark vardır. Bu nedenle ileri teknoloji bu sektörün ana motorudur ve üreticiler her daim değişen teknolojik nitelikleri takip etmek ve ürünlerini bu teknolojiye uyarlamak zorundadırlar. Dolayısıyla bilişim sektörü son kertede oldukça yüksek maliyetli olması sebebiyle pek çok üretici tarafından değil fakat daha az üretici tarafından üretilebilir bir sektörü oluşturmaktadır. Bu nedenledir ki, bilişim sektörünün tartışılmaz lideri olan Microsoft pek çok kez “tekel” olarak adlandırılmıştır.        

Son Güncelleme ( Pazartesi, 15 Aralık 2008 )
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

< Önceki   Sonraki >
design by macroajans