Mail Group

Mail Grubumuza Üye Olun...

3H Hareketini daha yakından tanımak ve

3H Çalışmalarında aktif rol oynamak için...

Mail grubumuza üye olabilirsiniz...

  Click here to join 3hhareketi

 Üye olmak için Tıklayınız

 

FaceTube

3H @ Facebook & Youtube

Bizi Websitemiz Dışında da Takip Edebilmek Mümkün...

Facebook Grubumuza Üye Olmak İçin Tıklayınız...

 Sample Image

Youtube Kanalımız için Tıklayınız... 

 Sample Image

 

Son Eklenen Yorumlar

Hayalle Gerçek Arasındaki Fark
Turk Solu dergisi gibi Sosyal Demokrat
Sosyal Demokrat rumuzlu...
01/12/08 Devamı...
By Haydar Eren

Akıl ve Tapınma (3)
Daha neler :)
Descartes akıl şeyleri...
01/12/08 Devamı...
By Halit X

Hani Benim Recebim ?
Good for you
Aferin size, bir taşta iki...
01/12/08 Devamı...
By Kemalist olmayan

Akıl ve Tapınma (3)
Descartes Çelişkileri işte burada!
üstadım, Descartesi...
01/12/08 Devamı...
By Efe Baştürk

Hayalle Gerçek Arasındaki Fark
Afşar Çelik'e
Marksizm, ne bir geçmişin...
01/12/08 Devamı...
By Karl Marks

Hani Benim Recebim ?
Issız adam :D:D:D
Tayyip Erdoğan...
01/12/08 Devamı...
By BULUT

Akıl ve Tapınma (3)
Descartesin Celiskileri Nerede?
``Bir kere; var olan ben,...
30/11/08 Devamı...
By V.S.Nuhoglu

Akıl ve Tapınma (4)
Madde ve Ruh
Yazarin da musadesiyle...
30/11/08 Devamı...
By V.S.Nuhoglu

Şimdi Başbakan Olsam İstifa Ederdim
Önereceğiniz İsimlerle Beraber Roportaj
Sevgili...
30/11/08 Devamı...
By Alper Akalin

Hani Benim Recebim ?
Yalnızlaşan bir diktatör.
Not: Bu yorumu ancak...
30/11/08 Devamı...
By Berna Kutsal

Hayat Bulan Ütopya (1) Yazdır E-posta

Yazan: Oner Bulut, Tarih: 24-11-2008 00:59

Yayınlama yeri : Yazarlar, Öner BULUT


http://swi-mini-flags.com/euflag.gif

Ne zamandır “Avrupa Birliği” üzerine bir yazı dizisi hazırlamayı düşünüyordum. Şu günlerde, “yerel seçim muharebesi”nin yaşandığı Türkiye’nin kısır döngüyü anımsatan mevcut hali, beni güncel konular yerine bu konuda bir yazı dizisi hazırlamaya itti.

Başlangıçta 2. Dünya Savaşının, kıta üzerinde yarattığı yıkımın ekonomik etkilerini azaltmak amacı ile ekonomik bir evlilik olarak hayat bulan Avrupa Birliği, kimi zaman tıkanmalar yaşasa da yarım asırdır etkinliğini korumakta.

Türkiye de 1959 yılında AET’ye yaptığı ortaklık başvurusundan itibaren, bu ekonomik ve siyasi güç içerisinde yer alma özlemi ile yanıp tutuşmakta.

Peki, şu sıralar tam üyelik müzakereleri gerçekleştirdiğimiz ve üyesi olmaya tarihimizde en yakın olduğumuz bu “birlik” hakkında, siyasi ve tarihi önyargılarımızdan başka ne biliyoruz? Bu etkin birliktelik nasıl başarılmıştır? AB iyi midir, kötü müdür? AB’de işler nasıl yürür? Bu Kopenhag Kriterleri ne menem bir şeydir? AİHM nedir, nasıl çalışır, ne tür kararlar alır? Türkiye’nin AB karasevdası, bize ne getirir, ne götürür? AB, Türkiye’ye düşman mıdır?

İşte bu yazı dizisinde, ümit ediyorum ki bu sorulara, önyargılardan arındırılmış cevaplar ve günahıyla-sevabıyla bir Avrupa Birliği fotoğrafı bulacaksınız.


Tarihi

1951’de Avrupa Kömür Çelik Topluluğu’nu kuran Paris Antlaşması ile kağıt üzerinde resmen yaşama geçen, “Avrupa devletlerinin yek vücut olması” düşüncesinin temelleri, aslında yüzyıllar öncesinde ünlü düşünürlerin beyinlerinde atılmıştı. J. J. Rousseau, Dante ve Kant gibi kendi dönemlerinin en önemli Avrupalı düşünürlerinin ve edebiyatçılarının eserlerinde, Avrupa Birliği modelinin, biraz da ütopik tarzdaki kırıntılarını bulmak mümkündür. Örneğin Dante, “farklı hukuk sistemlerinin monarşik bir yapı çerçevesinde birleştirilerek, tek bir hukuk sistemi kurulmasını” önermiş ve bu fikri ile günümüz AB’sine önemli ölçüde ışık tutmuştur. Yine J. J. Rousseau, “Avrupa Federasyonu” fikrini ileri sürerek, Avrupa kıtasının tarihi bütünleşme ve birleşme idealini yansıtmıştır.

***

19. ve 20. yüzyıllarda Avrupa’da yaşanan kanlı büyük savaşlar, özellikle de 20. yüzyılın başlarındaki 1. Dünya Savaşı sonrasında yaşanan acı tecrübe ve büyük ekonomik buhran, daha önce ciddi olarak üzerinde durulmamış olan, Avrupa devletlerinin birleşmesine yönelik önerilere ciddiyet kazandırmıştır. Yakın zamanlarda başka devletlerce gerçekleştirilen başarılı örnekler de, ortaklık konusunda Avrupalıların cesaretini ve hevesini artırmıştır. 1776-ABD, 1848-İsviçre Birliği ve 1871-Alman İmparatorluğu örnekleri, “Avrupa Devletlerinin Ortaklığı” çağrılarını seslendirenlerin seslerinin daha da gürleşmesine vesile olmuştur.

20. yüzyılın başlarında yaşanan 1. Dünya Savaşı’nın kıta halkları üzerinde açtığı derin yaralar, henüz sarılamamışken, yorgun kıta, yüzyılın ortalarında, bu sefer de 2. Dünya Savaşının yıkıcı etkisi ile yerle bir olmuştur.

Ekonomik, siyasi ve tarihi anlaşmazlıkların ve çekişmelerin yol açtığı bu iki büyük savaş yüzünden, tüm altyapısı çökmüş olan kadim kıtanın, aynı zamanda milyonlarca yetişmiş insan gücü de bu savaşlarda yok olmuştur.

İşte yaşanan tüm bu acılar nedeniyle, Avrupa kıtasının halkları arasında, bu kısır kavgaların sona erdirilmesi talepleri doğrultusunda, devletlerin ortaklığı sesleri git gide yükselmeye başlamıştır.

Halk kademesinde yaşanan bu fikri birliktelik, mecburen devlet yöneticileri kademesinde de gecikmeksizin yanıt bulmuştur. Winston Churchill, 1946 yılında yaptığı bir konuşmada, “Avrupa devletlerinin, tıpkı ABD gibi, birleşik bir devlet olması gerektiğini” söyleyerek, bu konuda, eylem olarak olmasa bile, söylem olarak, ilk adımı atan devlet adamı olmuştur(1).

Bu noktadan sonra, büyük ütopyanın hayata geçiş süreci önlenemez bir hızda ivme kazanmıştır. Özellikle savaşlarla birlikte yerle bir olan Avrupa’nın, yeniden imar edilmesi gerekliliği, ekonomik bir birlikteliğin ilk adımlarının atılmasını zorunlu kılmıştır.

Avrupa’nın yeniden imarı için hazırlanan ABD destekli Marshall planının uygulanmasını sağlamak amacıyla, 1948 yılında, -daha sonra 1960-Paris Sözleşmesi ile adı OECD (Ekonomik İşbirliği Ve Kalkınma Örgütü) olarak değiştirilecek olan-, OEEC (Avrupa Ekonomik İşbirliği Örgütü) kurulmuş ve günümüz AB’si yolundaki ilk adımlar atılmıştır. OEEC’nin kuruluşu ile Avrupa Birliği sürecinin ilk adımları atılmış olmakla birlikte, daha sonra yıllarca sürecek bir soğuk savaşa neden olan, Batı Avrupa-Doğu Avrupa (daha doğrusu ABD’ye yakın Avrupa-Sovyetlere yakın Avrupa) ayrılığının ilk sinyalleri de, bu Marshall planı vesilesiyle alınmıştır.

OEEC’nin kuruluşundan kuvvet alan Avrupalı devletler, 1949 yılında Avrupa Konseyi’ni kurarak, devletlerin ekonomik alanda hükümetler-arası işbirliğini ilerletmesini sağlamak istemiştir. Düşman kardeşler Fransa ve Almanya’nın aynı masaya oturtularak, Avrupa kıtasında barış ortamının sağlanması için hükümetler-arası organizasyondan daha fazlasına ihtiyaç olduğunu gören Avrupalı devletler, çok geçmeden 1950 yılında “Schuman Bildirgesi(2)” adında bir bildirgeye imza atmışlardır. Avrupa Devletlerinin günümüzde bu kadar iyi entegre olmasının temelinde bu bildirge yatmaktadır diyebiliriz.

***

AKÇT (1951-Paris Antlaşması)

Savaş sonrası, önlenemeyen bir hızda kurulan bu ortaklıklar, Avrupa devletlerinin daha ileri aşamada ortaklıklar yapmasının da önündeki engelleri kaldırmıştır. AAET (Avrupa Atom Enerjisi Topluluğu) ve AET (Avrupa Ekonomik Topluluğu) ile birlikte AT (Avrupa Toplulukları)’nin temelini oluşturan AKÇT (Avrupa Kömür Çelik Topluluğu), Almanya, Fransa, İtalya, Hollanda, Belçika ve Lüksemburg altılısı tarafından akdedilen Paris Antlaşması ile birlikte 1951 yılında kurulmuştur. Daha önceki tüm anlaşmaları hükümetler-arası bazda yapan Avrupalı devletler, Paris Antlaşması ile birlikte ilk kez milletler-üstü (supra-national) bir platform kurmuşlardır. AKÇT ile iki önemli sanayi hammaddesinin (kömür ve çelik) kullanımı ve dağıtımı işlevi, milletler-üstü bir kuruluşa devredilerek, bu iki hammaddeye sahip iki büyük devlet (Almanya ve Fransa) arasında, bu nedenle yaşanması muhtemel dördüncü büyük savaş(3) engellenmiştir. Bu anlamda AKÇT, Avrupa’nın tarihinde gördüğü en uzun süreli barış ortamına büyük katkı sağlamıştır.

Bu açıdan bakıldığında, bugünkü AB’nin atası olan AKÇT, ekonomik bir örgüt olduğu kadar, politik bir örgüttür de aynı zamanda. Bu nedenle, Avrupa Birliği’nin sadece ekonomik bir örgüt olması gerektiğini, siyasi olarak örgütlenmesinin yanlış olduğunu düşünenlere denebilir ki, politik bir entegrasyon olmaksızın, ekonomik entegrasyon kurmak hayaldir. Politik entegrasyonun tetikleyicisi de ekonomik entegrasyon ihtiyacıdır. Ekonomi ve siyaset, bu bağlamda birbirlerinden farklı mecralarda düşünülemezler.

Bir sonraki yazı: AB’nin tarihi devam…(Roma Antlaşması, Maastricht Antlaşması, Amsterdam Antlaşması ve Nice Antlaşması)

_________________

(1) Objektif kalmak adına, bu birliğin kuruluşunda yer almayan İngiltere, birliğe üyesi olabilmek için 1973 yılına kadar beklemek zorunda kalacaktı.

(2) Fransa dış işleri bakanı Robert Schuman’ın 9 Mayıs 1950’de okuduğu bildirgedir. Bildirgede, Fransa ve Almanya’nın sahip oldukları kömür ve çelik endüstrisinin barışçıl amaçlarla kullanımı ve dağıtımının, bir üst organizasyona devredilmesinin, Fransa ve Almanya arasındaki barışın sağlanması için ön şart olduğu belirtilmektedir.

(3) 19. yy ve 20. yy başlarında bu iki ülke arasında üç büyük savaş yaşanmıştı


   

Okuyucu yorumları  RSS feed Yorum
 

Ortalama Üye Değerlendirmesi

 

Yorum Sayısı: 6 / 6

Hangi demokrasi, hangi insan hakları?

Yazan:: SOSYAL DEMOKRAT (Misafir) Tarih: 25-11-2008 18:03

Hangi demokrasi, hangi insan hakları?

Yazan:: SOSYAL DEMOKRAT (Misafir ) Tarih: 25-11-2008 18:03

Sayın BULUT; 
 
Önce kendi önyargılı durumumuzu görmezsek, başkalarını görmemiz de yalan ve yanlış olmaz mı? 
 
Sizin demokratlarınız, yani AB ülkeleri, saldırgan ABD'nin peşine takılarak AFGANİSTAN ve IRAK'ta taş üstünde taş bırakmadıkları gibi, cami, müze, hastane, yaşlı, çocuk, kadın demeden bombalarla komşumuzu yerle bir etmediler mi? Bu mu demokrasi? Bu mu insanlık, ya da, insan hakları savunuculuğu? 
 
Sizin demokratlar ancak kendilerine karşı demokrat olabilir de, dışarıya karşı bir canavardan farksız davranırlarsa, öyle demokrasi olmasın daha iyi değil mi?

 

» Bu Yorumu Administratore raporla

Sosyal Demokrat bey için.

Yazan:: BULUT (Misafir) Tarih: 25-11-2008 16:39

Sosyal Demokrat bey için.

Yazan:: BULUT (Misafir ) Tarih: 25-11-2008 16:39

Peşinen söyleyim demokrasi ve insan hakları kavramları esasen birbirerinden farklı kavramlardır. 
 
Evet modern demokrasilerde gelinen şu nokta da demokrai ve insan hakları birbirine eş değer anlamlarda kullanılmakta bazen. Demokrainin vazgeçilmez koşu varsayılmaktadır insan hakları. 
 
Demokrasi basit anlamıyla bir idare biçimidir. 
 
Demokrasinin tam manası ile tanımını yapmak çoğu zaman mümkün bile değildir. Ama gelinen bu noktada demokrasinin, anayasal demokrasi halinde demokrasi sayılacağı güçlü bir fikir kazanmıştır. Fakat demokrasinin bir çok çeşidi vardır. 
 
İnsan haklarının demokrasi ile göbek bağı yoktur. Demokratik olmayan bir rejimde dahi, çok zor olsa bile insan haklarına saygılı bir yönetim tarzı uygulanabilir. 
 
Sömürgecilik konusuna gelince. 
 
Kendi ağızınızla diyorsunuz, 17 ve 18 yy politikalarıdır, sömürgecilik. 
 
O dönem demokrasi fikri belleklerde bile yokken, sömürgeciliği demokrasi ile ilişkilendirmeniz üzücü. 
 
AB'nin geçmişi henüz yarım asırı doldurmuştur. Avrupanın iki asır önce uyguladığı politikaların tüm olumsuz yüklerini AB'nin omuzlarına yüklemeniz de büyük haksızlık. 
 
Öncelikle AB konusunda önyargılı davranmaktan vazgeçmeliyiz. 
 
AB'nin kötü olduğuna dair argümanlar çok sığdır. Yarım asırlık uygulama göstermektedir ki serbest ticaret-zenginlik-barış üçlemesini en güzel uygulayan ülkeler AB'nin etkisi ile Avrupa ülkeleridir. 
 
Eğer öyle olmasaydı, bazılarının ağızlarının suyu akarak beklediği şekilde AB çoktan parçalanırdı.

 

» Bu Yorumu Administratore raporla

BULUT'a

Yazan:: SOSYAL DEMOKRAT (Misafir) Tarih: 25-11-2008 07:26

BULUT'a

Yazan:: SOSYAL DEMOKRAT (Misafir ) Tarih: 25-11-2008 07:26

Sayın BULUT; 
 
Başlık olarak, nickimi yazarken Sos. Dem. yazmışsınız. Şaka olsun diye mi yazdınız, yoksa bana gıcığınız mı var :) 
Başka bir yerde yazı yazarken, türban takanlar asosyal olurlar demiştim. Kızın biri de çıkıp bana ASOSYAL DEMOKRAT demişti :)  
 
Neyse gevezeliği bırakıp, yazdıklarınıza cevap verelim: 
 
Alıntıla

AB ülkeleri, tüm dünyada demokrasi uygulamasının en yüksek derecede olduğu ülkelerdir.
 
Ab ülkeleri dünya üzerindeki en yüksek derecede demokrasi uygulayan ülkeler olduğuna göre. Bu ülkeler gerçekten demokratikse,diğer ülkeler ile bu demokrasilerini neden paylaşmıyorlar? 17.YY dan beri yayılmacı ve sömürgeci bir dış politika uygulayan bu demokratik ülkeler; istila ettikleri sömürdükleri ülkelere kendi demokrasilerden bir parça vermekten neden kaçındılar acaba? Sömürgelerine sadece kendi dillerini ithal ettiler. Tüm sömürgelerinde kendi dil 
lerinin konuşılmasını mecbur ettiler. Yerli işbirlikçileri ile birlikte bu ülke insanlarını aşağılamaktan ve onların her türlü zenginliklerini gaspetmekten hiç çekinmediler.  
Fransa, İtalya ve İngiltere Akdenizde, Afrikada ve orta doğudaki ülkelere demokrasi adına ne gibi katkıda bulundular? Sömürgelerin bugünkü durumları ortada değilmi? 
Cezayir e, Mısıra, Iraka, Hindistan ve daha niceleri gözlerinizin önünde değilmi? 
 
Iraktaki, Lübnandaki, Balkanlardaki Emperyalistler bu ülkelere acı ve kandan başka ne verdiler? Nerde bunların demokratikliği? Ab ülkelerinin demokrasisi sadece kendi insanları içinmi var? Demokratik denilen bir ülke başka insanların yok edilmesine yardımcı veya seyirci olabilirmi? Bu demokrasi kaleleri başka ülkeler karşısında nasıl bu kadar vahşi olabiliyorlar? Ab ve diğer demokratik ülkelerin ne kadar demokratik olduklarını sorgulamamız gerekmiyormu? 
 
Bir ülkede demokrasi var ise o ülkenin dış politikasıda demokratik olmak zorunda değil mi? Sadece kendine demokratlık olmaz.

 

» Bu Yorumu Administratore raporla

Sayın Sos. Dem.

Yazan:: BULUT (Misafir) Tarih: 25-11-2008 04:21

Sayın Sos. Dem.

Yazan:: BULUT (Misafir ) Tarih: 25-11-2008 04:21

Sosyal Demokrat beyin yazdıklarını okudum: Evet tarihi ve siyasi önyargılar derken aynen bunu kastetmiştim. 
 
AB ülkeleri, tüm dünyada demokrasi uygulamasının en yüksek derecede olduğu ülkelerdir. 
 
AB, Demokrasinin temel değerleri üzerine yükselmiştir zaten. 
 
Unutmadan, AİHM'de insan hakları ihlallerinden ötürü en çok tazminata çarptırılan ülke Türkiye'dir. 
 
Sosyal Demokrat bey önce bu rezaletle yüzleşmeli. 
 
Ha yok AİHM zaten Türkiye'yi sevmez, ordaki yargıçlar Türk düşmanıdır gibi yine önyargılı bir yaklaşım sergilenirse, diyecek birşey yok.

 

» Bu Yorumu Administratore raporla

AB ile Demokrasi Gelmz

Yazan:: SOSYAL DEMOKRAT (Misafir) Tarih: 24-11-2008 04:50

AB ile Demokrasi Gelmz

Yazan:: SOSYAL DEMOKRAT (Misafir ) Tarih: 24-11-2008 04:50

AB ile demokrasi geleceğini sananlar gaflet içindedir. Demokrasi yalnız ve ancak bir ülke halkının, emekçilerinin mücadelesiyle gerçekleşir. Türkiye'deki anti-demokratik uygulamaların, faşizan uygulamaların sorumlusu finans-kapitaldir. Yani emperyalist sermaye ve onunla bütünleşmiş yerli sermaye. Ülkeyi bunlar yönetiyor. 12 Mart da, 12 Eylül de bunların eseri. AKP'yi de bunlar iktidara getirdi. Bugün AB, hem eski sosyalist blok ülkelerinde, sosyalizmin kalıntılarının üzerinden dozer geçirmek için, hem de Türkiye'yi AB'ye almamak için behane olarak demokrasi ve insan haklarından söz ediyor. Bunlar tamamen palavra.  
 
AB ülkelerinin en demokrat ve insan haklarına en saygılı olanlarından birisi sözümona Almanya'dır. Orada Stammheim cezaevinde Baader-Meinhof Grubu üyelerinin hepsi aynı anda öldürüldü zamanında. Utanmadan "toplu intihar eylemi" deyip olayı örtbas ettiler. Orası ki Türkiye'deki F tiplerinden daha beterdir. Herkes tamamen izole ve cezaevine kuş bile giremiyor. Zaten bizim F tipi modeli aynen AB'den alınmıştır. Palavracılar bunu niye söylemiyor acaba? Sevsinler bunların "özgürlük ve demokrasi sevgisi"ni ve "insan hakları aşkı"nı.

 

» Bu Yorumu Administratore raporla

Devam

Yazan:: Haydar Eren (Misafir) Tarih: 24-11-2008 01:28

Devam

Yazan:: Haydar Eren (Misafir ) Tarih: 24-11-2008 01:28

Iyi bir yazi dizisi fikri. 
Sanirim BENELUX den bahsetmekte yararli olur.

 

» Bu Yorumu Administratore raporla

Yorum Sayısı: 6 / 6



Yorumunuzu ekleyin
İsim
E-mail
Başlik  
Yorum
   Daha sonraki Yorumlar hakkında beni haberdar et
  Güvenlik sorusu,İki Sayının Toplamını Yazınız
MIA         JUP      
  U    4      Y   DUB
JNX   1JL   ID7      
  T    M    6     A7Y
L79         LM4      
   
   



mXcomment 1.0.5 © 2007-2008 - visualclinic.fr
License Creative Commons - Some rights reserved
Son Güncelleme ( Pazar, 23 Kasım 2008 )
 
< Önceki   Sonraki >

3H'nin Menüsü

Ziyaretçilerimiz

Bugün50
Dün257

(C) macroajans
design by macroajans