| Kurucu Refleksle Yaşamak * |
|
|
| Yazar Hasan Bülent Kahraman | |
| Salı, 18 Kasım 2008 | |
|
Newsweek dergisinin editörü ve son zamanlarda yazdığı iki kitap ve CNN International'de yaptığı programlarla tanınan Fareed Zakeria geçen hafta İstanbul'daydı. Kendisiyle buluşup konuştuk. Türkiye hakkında hemen hemen hiçbir somut bilgisi yoktu. Anlattıklarımızı dikkatle dinledi. Her zaman olduğu gibi sıkıntılı şeylerden bahsettik. O da bütün yabancılar gibi "neden böyle" diye sorunca, "siyasal kültür böyle" dedik. Her ne kadar Türk Siyasetinin Yapısal Analizi diye bir kitap yazmış olsam da sonra "nedir bu kültürün özü, nedeni" diye oturup bir kez daha düşündüm. Bulabildiğim nedenleri aşağıda ele alacağım ama önce şunu belirteyim ki, üniversitelerde tarih ve siyaset bilimi tezleri yazdırıyoruz ama bizde bu iki alanı kültürel bir perspektiften irdeleme alışkanlığı hala yok. Toplumsal bilincimizi oluşturan kültürü yeterince çözümlememişizdir. O tarihin sosyal, kültürel ve psikolojik dinamiklerini bilmiyoruz. Oysa öyle bir psikotarih hatta ondan önce kültürel ve entelektüel tarih yazmadan bugünkü oluşumları yeterince anlamak olanaksız değildir belki ama getirilen her yorumu eksik bırakacaktır. Kurucu refleks Böyle düşününce insan yakın dönemdeki siyasal bilincin demokratik bir anlayış üstüne değil benim kurucu refleks dediğim bir bilinç üstüne bina edildiği görülüyor. Çoğu zaman İttihatçılık dediğimiz bu anlayış iki önemli olguya dayanır. Birincisi bu davranış komitacılık mantığından türer. Yani herhangi bir sorunun nihai çözümü gerilla eylemindedir. İkincisi onu da oluşturacak biçimde devlet aklı dediğimiz ve devletin ebediyen varolması için tutulan her yolun mubah olduğunu öne süren görüştür. Bu anlayışın özünü, kısacası, devlet odaklı bakış meydana getirir ve bu mantık tavrı ne olursa olsun son tahlilde (para) militerdir. Buraya eklenebilecek son bir nokta gene kurucu refleksin dayanaklarından birisi olan "kesip atma (ampütasyon)" tepkisidir. Çoğu doktor olan İttihatçı bir hastalığı ilerlememesi için yaralı, sağlıksız organın kesilip bedenden çıkarılmasının zorunlu ve yeterli olacağını düşünüyordu. Bu tıpçı mantığın toplumsal uygulaması söz konusu komitacımiliter anlayışa zemin hazırladı. Gerçekten de zaman zaman Mustafa Kemal İnönü kanadının meşruiyetçiliğini bile aşan bir kurucu refleks ile yüz yüzeyiz. Sorun da onun hiç farkında olmadığımız biçimler içinde bile ortaya çıkması ve kendini dayatmasıdır. Toplumu ilgilendiren hemen bütün sorunlarda bu yöntemi uygulamaya hazır belli bir kadro bulmak mümkün. Bunlar bazen açıkça bu siyasetleri yürütüyor, bazen yeraltına çekilerek... Derin devlet denilen şeyden ben bunu anlıyorum. Bu böyle olmayabilir miydi? Bundan daha vahimi ise çoğu kere sivil kadroların belki de hiç farkında olmadan içselleştirdikleri bu komitacılık ve kurucu refleks mantığıyla bütünleşmesidir. Zaten sorun odur: farkında olmadan içselleştirdiklerimiz. Kültür de bundan başka bir şey değildir. * Sabah, 17 Kasım 2008 |
|
| Son Güncelleme ( Pazartesi, 17 Kasım 2008 ) |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|


