| DTP'yi Bitirmenin En Kestirme Yolu: Kapatmama |
|
|
| Yazar Öner Bulut | |
| Çarşamba, 12 Kasım 2008 | |
|
Bu yazı, Türkiye’deki “Sivil Siyaset Kurumuna” yönelik eleştiri güdüsü ile kaleme alınmıştır. DTP’nin üst düzey yöneticileri, siyasetçileri ve milletvekillerinin son günlerdeki radikalliğe kayan tutum ve sözlerinin nedeni, son birkaç yıldır pasif gözükmeleri nedeniyle kaybettikleri aşırı Kürt ırkçısı seçmen ve destekçi tabanlarına, “bizim sizden farklı bir siyaset tarzımız olmadı ve olamaz” mesajı verme ve siyasi hayattaki yerlerini kaybetme kaygısından ileri gelmektedir. DTP ve geçmişindeki benzeri altyapıdaki partiler, daima ırkçı temellerde ve biraz da uç noktalarda siyaset yapmak sureti ile taban ve gelenek kazandı. Bu siyasi gelenek hiçbir zaman demokratik olma çabası içerisine girmedi, demokrasiyi kendilerinin yaşamları için elzem bir olgu olarak görmedi. Türkiye’de uygulanan seçim sistemi de bu siyaset tarzının daima tetikleyicisi oldu. Buradan yola çıkarak diyebiliriz ki; siyaset kurumu, hiçbir zaman Kürt ırkçısı siyasileri demokratik platforma çekme çabası göstermedi. Kürt ırkçısı partiler de hiçbir zaman demokratik siyasete yanaşmadı. ![]() Resim Ne Diyor: Evet efendim, çocuğun devlet düşmanı olduğu yönünde kanıtlarımız var. Mesela, Kürtçe konuşabiliyor.Her iki taraf da statik ve katı devletçi siyaset tarzından kendilerine düşen nemaları elde etiler. Daima radikalliğin en uç noktalarında gezinen ve hatta bazen şiddete meyleden Kürt ırkçısı siyaset, bu şekilde elde ettiği kemikleşmiş oyu koruyarak, her seçim dönemi onlarca partinin yok olduğu bu ülkede, bir şekilde siyasi hayatta kalmaya ve söz sahibi olmaya devam etti. Devletçi ve hantal siyaset kurumu da bu durağan ve yavan siyasi platformdan faydalandı ve daima aynı tarz (merkeziyetçi-devletçi-muhafazakâr karması) partiler bir şekilde iktidarda bulundu. Sivil siyasetin onlarca yıldır değişmeyen bu trajik durumu, sivil siyaset üzerinde vesayet rejimi kuran bürokratik oligarşi (önce asker ve şimdi de yargı) düzeninin de devamının sağlanması için gerekli ve sağlıklı ortamı sundu. Yani Türkiye yönetiminde meşru ya da gayrimeşru yollardan, bir şekilde söz sahibi olan bütün kurum, kuruluş ve kişiler, sivil siyasetin içinde bulunduğu bu antidemokratik açmazdan her zaman memnun oldular. Çok radikal noktalarda ayrılıklaşan, bu nedenle de kavga siyasetini, soğukkanlı ve hoşgörü siyasetine tercih eden, ama asla temel devlet ideolojisi hususunda farklılaşamayan sivil siyaset, demokrasi tutkalı ile yapıştırılamadığı için, belirli aralıklarla yapılan ve artık kanıksanılan askeri darbeler, sivil siyasete had bildirme yöntemi olarak neredeyse meşrulaştı. Yapılan askeri darbelerin hedefleri bazen karşı devrimciler! oldu, bazen komünistler oldu, bazen de İslamcılar. Hedefteki düşman görünürde değişti, ama oynanan piyes hep aynı kaldı. Bir şekilde siyasetin durağan yapısını bozarak, klasik manadaki Türk devletçiliği tarzından farklılıklaşarak öne çıkmak isteyen marjinal siyasi fikirler, daima silah zoru ya da başkaca bir devlet gücü kullanılmak suretiyle -tamamen ortadan kaldırılmadı belki ama- resmi devletçi düzleme getirilmek için törpülendi. Tamamen ortadan kaldırılmadı, çünkü halkın, sivil siyasi hayatın demokratik olduğuna inandırılması ve bu yolla uyutulması gerekiyordu. Halk uyusun ki, bürokrasi yolunu bulsun. Çok partili siyasi hayatın büyük bir bölümü (aradaki Demokrat Parti dönemi, kısmen Demirel dönemi ve Özallı ANAP dönemi hariç) bu şeklide, yani “körler sağırlar birbirlerini ağırlar” metodu, “düşmanımın düşmanı, dostumdur” felsefesi ve “dişe diş, kana kan” siyaseti ile geçirildi. Kürt ırkçısı siyaset mekanizması, 1980 sonrası Türkiye’deki bu yavan siyasi hayatı çok iyi okudu ve marjinalteden yaşam kaynağı bularak, Türkiye siyasi hayatında onlarca yıldır gitgide sağlamlaşan bir yer edindi. Belki uzun süreler TBMM’de temsil edilmedi, ama daima sivil ve askeri siyaset mekanizmasına yön veren çarkın önemli bir dişlisini oluşturdu. 2007 genel seçimleri hemen sonrasında, TBMM’de grup kurarak bir ilki gerçekleştiren Kürtçü siyaset geleneği, o güne kadar yürüttüğü marjinal Kürtçülük siyasetini, AB rüzgarının da etkisi ile bir nebze olsun terk etti. Sivri çıkışlar yerini, soğukkanlı demeçlere bıraktı. Kürtçü siyasiler, o güne kadar bir öcü olarak gördükleri demokrasinin yularına sıkı sıkıya sarıldılar ve her cümlelerinde demokrasi vurgusu yapar oldular. AB ve demokrasi birlikteliği, aşırı ırkçı temelde siyaset yapan Kürt siyasetçileri bile yumuşattı. Fakat bu yumuşama ile siyasette tek yön vericisi olduğu Güney Doğu Anadolu bölgesindeki etkinliğini bile AKP’ye kaptırma rizikosu ile karşı karşıya kalan Kürt ırkçısı siyaset, seçim sonrası eline aldığı demokrasi yularını fazlaca uzun tutamadı ve siyasi arenadaki yerinin, bir anlamda teminatı gibi gördüğü radikalizmi, demokrasiye tercih etti. DTP ve Kürtçü siyaset, bir yandan yaklaşan yerel seçimleri düşünerek, bir yandan da ülke siyasetindeki genel yerini kaybetmeme güdüsü ile hareket ederek ve sivil itaatsizlik bahanesini kullanarak, ülkenin çeşitli noktalarındaki toplumsal şiddet olaylarına ve ülkenin başbakanı aleyhindeki şiddet içerikli protesto olaylarına öncülük etti. “İmralı’da işkence uygulanıyor” şayiasını yaymak suretiyle, kaybettiği tabanını yeniden kazanma amacı ile toplumsal hareketlenme sağlamayı düşünen DTP, ayrıca, katı devletçi anlayışın kızacağı tarzda açıklamalar yapmak suretiyle de kapatma davasında, aleyhine olan kanıtları taammüden artırdı ve belirgenleştirdi. Artık hiç kimse, DTP’nin şiddet eylemlerinin odağı bir parti olmadığını iddia edemez. DTP de bunu istiyordu. Şiddetin odağındaki bir parti olduğunu, gözümüze batıra batıra ispatladı ve AYM’ye fazlaca bir araştırma yapma zahmeti bile bırakmadı. DTP, verdiği kararlar ile katı devletçilik anlayışının ve statükonun koruyucusu olarak simgeleşen AYM tarafından, kapatılarak, “siyasetten zorla çıkarıldıkları mağduriyetini” oynayacak ve temsil edilemeyen, ama yön veren tarzdaki siyasetine geri dönecek. DTP’nin fikri, “tamamen yok olmaktansa, hedef küçülterek var olmaya devam etmek” fikridir. Fakat DTP’nin bu noktada unuttuğu ya da aklında olup da vuku bulmasını ummadığı bir ihtimal daha var: AYM’nin AKP kapatma davasında kullandığı kurnazlığını tekrar kullanması ve DTP’yi de kapatmaması, ama üniter devlet için tehlikeli ve daima devlet muhafızlarınca gözetlenmesi gereken partiler arasına sokması. Hiç şüphe yok ki AYM, kapatmama yöntemini kullanarak DTP’yi de tıpkı AKP gibi, tabanı nezdinde küçük düşürüp, devlet açısından tehlikeli sayılan tarzdaki etkinliğini azaltarak, devletçi düzleme çekebilir ve hatta partiyi Türk siyasi hayatı içerisinde kıpırdayamaz hale getirebilir. |
|
| Son Güncelleme ( Salı, 11 Kasım 2008 ) |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|


