İsveç Nasıl Battı? Yazdır E-posta
Yazar Çeviren: Ercan Erensayın   
Pazar, 02 Kasım 2008

Stefan Karlsson'un  The Sweden Myth adlı eserinin çevirisidir.

Kaynak: www.mises.org


Sözde İsveç modeli-yüksek vergisi ve muazzam refah devleti ile -son zamanlarda, basında yeniden daha göklere çıkarılmaktadır.http://www.copyleft.ro/wp-content/big-brother-poster_web.jpg

İsveç ekonomisinin son zamanlardaki sözde başarısı, hem içeride hem dışarıda refah devletlerinin, yüksek vergilerin ve geniş refah devletinin ekonomi için faydalı olduğunu savunmalarına olanak tanıyor. Bu safsatayı iyice anlamak için, İsveç'in ekonomik tarihini yeniden gözden geçirmemiz gerekiyor.

19. yüzyılın ikinci yarısına kadar, İsveç oldukça fakir bir ülkeydi. Fakat 1860'ların kapsamlı serbest piyasa reformları, İsveç'in, yaygınlaşan Endüstri Devrimi'den faydalanmasını mümkün kıldı.

Ve böylece, 19. yüzyılın sonları ve 20. yüzyılın başları boyunca İsveç, birçok İsveçli mucit ve girişimcinin öncülük ettiği ekonomisinin hızla sanayileştiğine tanık oldu.

Bu süre boyunca İsveç, küçük nüfusu göz önünde bulundurulursa, olağanüstü bir şekilde aşağıdakilerin de dahil olduğu bir çok icat üretti: Alfred Nobel (Nobel ödüllerinin kurucusu) tarafından icat edilen dinamit; Sven Wingquist'in icat ettiği (ki icadını SKF şirketini yaratmak için kullanmıştır) kendiliğinden-hızlanan bilyalı yatak; Gustav Dahlén'in ürettiği (ki icadını endüstriyel gaz şirketi AGA'yı kurmak için kullanmıştır) güneş valfi; Baltzar von Platen'in icat ettiği (ve daha sonra Electrolux tarafından kullanılan) gaz soğutmalı buz dolabı.

Üstelik bu süre zarfında icat-yapmayan sayısız girişimci de vardı : otomobil üreticileri Volvo ve Saab, telekomikasyon şirketi Ericsson. Aslında, bir kaç istisna dışında neredeyse tüm büyük İsveç şirketleri, yalnızca güçlü bir büyüme döneminin değil aynı zamanda sonraki ekonomik büyümenin temellerinin de atıldığı 19. yüzyıl sonu ve 20. yüzyıl başında yola çıktı.

İsveç'in zenginliğini devam ettiren bir diğer faktör, İsveç'in her iki dünya savaşının ve tüm diğer savaşların da dışında kalmış olması gerçeğidir. İsveç aslında, Rusya tarafından işgal edildiği, Finlandiya'yı Rusya'ya bıraktığı 1809'dan bu yana hiç savaşmayan, ard arda en uzun süreli barış döneminin ülkesidir.

İsveç böylece 1814 yılında Napolyon savaşlarına katılan İsviçre'den 5  fazla barış yılı yaşamıştır. Serbest piyasa politikalarının, becerikli insanlarının ve savaştan kaçınmanın sonucunda İsveç, dünyanın en zengin ülkelerinde biri olduğu zamanlarında, 1870-1950 yılları arasında, Birleşik Devletler, İsviçre ve (o zamandan beri yüksek vergiler nedeniyle arka sıralaya düşen) Danimarka'nın ardından, dünyada en yüksek kişi başına gelir artışını yaşamıştır.

Fakat gelecekteki problemlerin temelleri atılmıştı bile.1932 yılında Büyük Buhran karşısında, Sosyal Demokratlar iktidara geldi. Ve Amerika'daki FDR ve Almanya'daki Hitler gibi devletin ekonomi üzerindeki gücünü genişletmeye başladılar. 1932 yılına kadar İsveç'te hükümet harcamaları GSYH'nın %10'u altında tutuluyordu, fakat Per Albin Hansson liderliğindeki Sosyal Demokratlar bunu değiştirmek istediler ve İveç'i yeniden bir "folkhem" e (halk evi)-İsveç Sosyal Demokratlar'ının İtalya'daki faşistlerden uyarladığı bir terim-döndürdüler.

1950'lerin başında bile İsveç hala dünyanın en serbest ekonomilerinden biriydi ve GSYH'a nazaran hükümet harcamaları gerçekte Amerika'daki seviyenin altındaydı.

Fakat 1950 ve 1976 arasında İsveç, hükümet harcamalarının GSYH'ya oranı 1950'de yaklaşık %20'yken 1975'de %50'den fazla artarak, barış döneminde benzeri görülmemiş bir şekilde hükümet harcamalarında bir genişleme yaşadı. Aslında hem devlet çalışanlarının sayısında artış ve hem de transfer harcamalarında sürekli bir büyüme ile, refah devleti insafsızca genişlerken vergiler de her yıl artırıldı.

İlk yirmi yıl boyunca, İsveç hızlı küresel büyümeden fayda sağlarken-İsveç'in büyümesinin göreceli olarak ortalamanın üzerinden ancak ortalama seviyesine düşmeye başlamasına rağmen-bu acımasız devlet genişlemesi görünüşte kötü etkileri olmadan yaşandı. Bu durum 1970'lerde, Olof Palme'nin, Sosyal Demokrat Parti'nin sol kanadının, Başbakan olmasından sonra değişti. Palme, iş dünyası karşıtı regülasyonları hızla artırarak İsveç'te sosyalist dönüşümü hızlandırdı ve katı bir şekilde kazanç vergilerini  artırdı.

Kazanç vergilerindeki artış, sendikalardan gelen ücret artışı talepleriyle beraber, İsveç iş dünyasını küresel piyasalarda rekabet edemez duruma getirdi; öyle ki Palme, bu sorunu İsveç kronasında devalüsyon yaparak  çözmeye karar verdi. Sonuçta fiyat enflasyonu  tekrarlayan devalüasyonlara neden olarak iyice arttı. Küresel ekonomik darboğaz, ağır vergi artışları, artan regülasyonlar ve artan enflasyonun halkta yarattığı hoşnutsuzluk, 1976 yılında Sosyal Demokratlar'ın 44 yıllık aralıksız yönetimini bitirerek merkez sağa iktidara gelme olanağı sağladı.

Fakat merkez sağ partiler daha radikal bir serbest piyasa için çaba harcamak konusunda isteksizdi; enflasyon-devalüasyon döngüsü dahil olmak üzere ekonomik hoşnutsuzluklar devam etti. Bu sebepten ve üç koalisyon partisi-muhafazakar Ilımlı (Moderate) Parti, Liberal Party ve Merkez Parti- anlaşamadıklarından, Sosyal Demokratlar 1982'de iktidara döndüler.

Palme 1986 Şubatı'nda meçhul bir suikastçi tarafından öldürüldükten sonra, pragmatist Ingvar Carlsson başbakan oldu. İsveç büyümesinin diğer bir çok ülkeyi sürükleyeceği endişesiyle, Carlsson iktidarı kimi serbest piyasa reformlarını uygulamaya koydu. Bunların arasında 1989'da kurlar üzerindeki tüm kontrollerinin kaldırılması ve marjinal vergi oranlarını çarpıcı bir şekilde (faiz ödemelerindeki azalmalar dahil, bir çok azalışı kesmesine rağmen) azaltan bir vergi reformu vardır. Bu reformlar tartışmaya açık bir şekilde İsveç'in uzun-dönemdeki ekonomik performansının gelişmesine katkıda bulunmasına rağmen, 1990'ların başındaki ekonomik darboğazın azalmasına katkıda bulundu.

Bu arada, bir dizi sıkı tedbirin ardından, 1990 yılında ekonomi kayda değer bir şekilde yavaşlamaya başlarken, tüketici fiyatları düştü. Devam eden yüksek nominal faiz oranları, azalan semaye kazançları vergileri (ve bununla beraber faiz ödemelerinde azalmalarda kesintiler) ve azalan fiyat enflasyonunun kombinasyonu sonucunda; reel faiz oranları aktif fiyatlarındaki değer kaybına son verilmesine yardım ederek kayda değer bir şekilde artmaya başladı.Tüm bunların yanında, Saddam Hüseyin'in Kuvet'i işgalini takip eden petrol fiyatları şoku ve Birleşik Devletler, Birleşik Krallık ve Finlandiya gibi önemli ticaret ortaklarında ekonomik darboğaz yaşandı. Nihayetinde 1990 sonunda İsveç, ekonomik bir durgunlukla karşılaştı.

Peki İsveç bu durgunluğu nasıl aştı? Sosyal refah devlet önlemleri ile mi sanıyorsunuz? Öyle sanıyorsanız, cevabınız doğru değil. İsveç’in bu darboğazdan nasıl geçtiği ise yazının ikinci kısmında yer alacak. Ama bir ipucu; İsveç 1990 yılından sonra daha piyasacı bir devlet olmuştur.

Son Güncelleme ( Pazar, 02 Kasım 2008 )
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

< Önceki   Sonraki >
design by macroajans