|
Modern Kölelik Konusunda Hükümet ve Meclisin Tarihi Basiret Sınavı |
|
|
|
Yazar Öner Bulut
|
|
Pazartesi, 01 Haziran 2009 |
|
insanın Kıymeti… İnsan beden, zihin ve ruhtan müteşekkil bir canlıdır. Yani tek başına uzuv ve organlar, bir bütün olarak insanı değerli kılmaya yetmez. İnsanın değeri, uzuv ve organlarından ziyade, o uzuv ve organlarını, kendi aklî iradesi ve ruhsal kaygıları doğrultusunda kullanabilme mahareti ve melekesinde gizlidir. Örneğin, dünyanın en muhteşem yapısını çizen bir mimarın kıymeti, o mimarî projeyi çizerken kullandığı ellerinden değil de, ruhunda barındırdığı ve eserine yansıttığı estetik özellikleri ile ussal niteliklerinden kaynaklıdır. Yoksa duymayan kulaklarına rağmen, Ludwig van Beethoven, dünyanın en önemli klasik müzik eseri sayılan ‘9. Senfoni’sini nasıl bestelerdi? Ya da çok küçük yaşta görme yetisini kaybeden Âşık Veysel, nasıl olurda, ‘uzun ince bir yoldayım, gidiyorum gündüz gece’ diyerek, tüm zamanların en hisli türküsünü yaratabilirdi? Veyahut doğuştan kör olan Ressam Eşref Armağan, daha önce hiç görmediği nesneleri ve doğanın resimlerini nasıl çizebilirdi? Yaratıcının bahşettiği bireysel irade, karar alabilme kabiliyeti, hiçbir kimsenin müdahalesine gereksinim duymaksızın tek başına yaşayabilme yetisi ve kendine mahsus karakteristik özellikleri, insanları, ancak sürü halinde ve yardımlaşarak yaşamını idame ettirebilen, birinin yekdiğerinden cinsi fonksiyonları ve sürü içerisindeki görevi haricinde, niteliksel ve karakteristik hiçbir farkı bulunmayan diğer tüm canlı türlerinden farklılaştırır. toplum ve devlet, insanın yaşam membaı değildir…
|
|
Son Güncelleme ( Pazar, 31 Mayıs 2009 )
|
|
|
Vakıa: "Milli" Eğitim, Netice: "Millileştirilen" Bireyler |
|
|
|
Yazar Öner Bulut
|
|
Pazartesi, 18 Mayıs 2009 |
|
Giriş Türkiye, eğitim-öğretim piyasasının, ‘bütün unsurlarıyla beraber’ devlet tekelinde güdüldüğü nadir ülkelerdendir. Yapılan araştırmalar göstermektedir ki, Türkiye’de ‘eğitim piyasası’ndaki özel teşebbüs oranı % 2 bile değildir. Hal böyleyken, eğitim sektörüne yatırım yapan özel müteşebbislere ait eğitim kurumlarında dahi, devlet tarafından dikte edilen ‘milli müfredat’ uygulanmaktadır. Bu yolla eğitim-öğretim alanı, resmi doktrinlerin sınırları içerisine hapsedilmekte ve tam manasıyla millileştirilmektedir. Anayasamızın 42. maddesine göre, eğitim-öğretim, ‘Atatürk ilke ve inkılâpları’ doğrultusunda, ‘çağdaş bilim ve eğitimin esaslarına’ göre, ‘devletin gözetim ve denetimi altında’ yapılmaktadır. Baştan sona bariz bir tezattan müteşekkil bu madde dahi, Türkiye’deki ‘Milli Eğitim Sistemi’ içerisinde öğretim hayatına başlayan küçük beyinlerin, bilimsel ve çağdaş bir formasyona tabi tutulmaktan ziyade, resmi tarihten beslenen hamasi duygularla ‘talim-terbiye edildiğini’ kanıtlamaktadır. Zira öyle bir eğitim sistemi tahayyül edin ki, o eğitim sistemi, hem baştan sona kadar, Atatürkçülük -modern anlamıyla Kemalizm- resmi ideolojisi doğrultusunda kurgulansın ve bu kurgu, devlet tarafından her aşamada denetlensin, hem de bu eğitim sistemi, bilimsel ve çağdaş nitelikte olsun! Türkiye’de, devletin eğitime müdahalesinin nedeni, iktisadi yetersizlik ve dengesizlikler mi?
|
|
Son Güncelleme ( Pazar, 17 Mayıs 2009 )
|
|
|
Liberalizm, İfade Hürriyeti ve Kamusallık |
|
|
|
Yazar Öner Bulut
|
|
Çarşamba, 29 Nisan 2009 |
|
Giriş İfade hürriyeti, bireyin zihin alanında tezahür eden düşüncelerini, harici dünyaya serbestçe ve özgürce sunabilmesidir, en yalın anlatımıyla. Bu bakımdan ifade hürriyeti, düşünce hürriyeti ile organik olarak da bağlantılıdır. Yani düşünce hürriyetini anlamlı hale getiren, ifade hürriyetinin varlığıdır, büyük oranda. Bu iki hürriyet alanı, aynı zamanda, bireyin kendisini özel ve mutlu hissettiği iki önemli bireysel faaliyeti, iktidarın müdahalesinden korur: Düşünmek ve düşünceleri ifade edebilmek. Tabiri caizse, insan denen canlıyı, diğer tüm canlılardan ayıran en önemli vasıflar, düşünebilme, düşündüğünü ifade edebilme ve fiiliyata geçirebilme kabiliyetleridir. İnsan, sadece kolları, bacakları, vücudu ve bir de kafası olan bedenî bir varlık değildir. İnsan, maddi beden ile bütünleşir şekilde ruh, bireysel yetenek ve düşüncelere sahip bir yaratıktır, aynı zamanda. Ve öyle ki bir insan, diğer insanlardan büyük oranda düşünceleri ve bireysel yetenekleri ile farklılaşır. Bu nedenledir ki bireyin kendine mahsus yeteneklerini kullanabilmesi için, düşünce sistemini de özgürce kullanabiliyor olması gerekir. *** İfade Hürriyetinin Hukuki Düzlemi İfade hürriyeti, modern dünyanın demokratik devletlerinin kendisini bağıtladığı uluslararası sözleşmelerce de düzenlenmiş ve koruma altına alınmıştır. Bu beynelmilel sözleşmelerden en bilineni, 1950 yılında Roma’da imzalanarak 1952 yılında yürürlüğe giren ve ülkemizin de 1954’te tarafı olduğu ‘Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına dair Sözleşme (AİHS)’dir. Bu sözleşme, 10. maddesinde ifade hürriyetini düzenlemiş ve akabinde bu hürriyetin sınırlarını çizmiştir.
|
|
Son Güncelleme ( Salı, 28 Nisan 2009 )
|
|
|
Hayat Bulan Ütopya (6) |
|
|
|
Yazar Öner Bulut
|
|
Cumartesi, 25 Nisan 2009 |
Avrupa Birliği mevzuundaki yazı dizime vermiş olduğum kısa bir aradan sonra, bu yazımda, AB’nin ulus-üstü bir örgüt olma özelliğinin ekonomik manada en büyük etkisinin hissedildiği ve liberal camiada kısmen eleştirilen, kısmense övgüye mazhar olan‘ortak pazar’ niteliği ve ‘serbestlikler’ konusu üzerinde duracağım…
Ortak Pazar ve Serbestlikler  Avrupa Birliği(AB)’ nin, Avrupa kıtası halklarının geçmişten getirdiği ve geleceğine taşıdığı idealleri arasında gerçekleştirdiği en önemli reform, ulusal/coğrafi sınırları kaldırarak, gerek iktisadi anlamda, gerekse siyasi anlamda küresel hareket kabiliyeti kazanması olmuştur. AB, bünyesinde kurmuş olduğu ortak pazar ile hem Avrupa’yı her yönden saran milliyetçilik duygularını törpülemiş, hem de serbest piyasanın en güzel etkisi olan barışçıl yollarla iktisadi gelişimin ve refahın yolunu açmıştır. Bu nedenledir ki AB ve AB üyesi devletler, günümüz küresel ekonomisinin en önemli aktörleridir. AB, başlangıç hedefi olarak, üye ülkeler arası ekonomik alanda entegrasyon sağlamaya çalışmış ve bu hedef doğrultusunda malların, kişilerin(işçilerin), sermayenin ve hizmetin serbest dolaşımı ilkelerini uygulamaya dökmüştür. 1. Malların serbest dolaşımı
|
|
Son Güncelleme ( Çarşamba, 29 Nisan 2009 )
|
|
|
Türkiye'nin Makûs Talihini Değiştiren İnsan |
|
|
|
Yazar Öner Bulut
|
|
Cumartesi, 18 Nisan 2009 |
|
Vefatının on altıncı yıl dönümünde, Türkiye’nin tonton dedesi Özal’ı rahmetle ve minnetle anıyoruz… Ruhu şad olsun…
Halkı ile arasına mesafe koymayan, güler yüzlü, sempatik, millete tepeden bakmayan, çocukla çocuk olabilen, toplumun her katmanı ile diyalog kurabilen, bilgili, çağdaş dünyayı yakinen tanıyan, açık görüşlü, dar kalıplar arasında sıkışmamış, aktif, azimli ve çalışkan bir hizmet insanıydı, Özal…
80 sonrası dönemin kaotik siyasi ortamında kurduğu Anavatan Partisi, kuruluşunu izleyen ilk genel seçimlerde, seçmenin yarısına yakınının oyunu alarak, iktidarın tek sahibi oluyor ve ileriki yıllarda Türkiye’nin çehresini değiştirecek insan, yani Özal, başbakanlık koltuğuna oturuyordu.. Özal’ın başbakanlık yaptığı altı yıllık süreçte, Türkiye, ekonomik ve siyasi alanda çok önemli merhaleler aştı. Özal, birçok siyasetçinin hayalini bile kuramayacağı reformları, kararlılıkla gerçekleştirme cesaretini göstererek, Türkiye’nin modern dünyadaki çıtasını yukarılara taşıdı.
|
|
Son Güncelleme ( Pazar, 19 Nisan 2009 )
|
|
|