Ercan ERENSAYIN
Tehlikenin Adı: Kölelik Yolu Yazdır E-posta
Yazar Ercan Erensayın   
Salı, 06 Ekim 2009

http://www.moonbattery.com/newsweek-cover-we-are-all-socialists.jpg GİRİŞ

Günümüz Türkiye’si ve dünyasındaki anti-demokratik, totaliter, kolektivist, illiberal yaklaşımları doğru anlayabilmek için başvurulabilecek kaynakların başında Hayek’in “Kölelik Yolu” isimli şaheseri geliyor. J. S. Mill’in “Özgürlük Üstüne”si nasıl özgürlüğe bir methiye niteliğindeyse, “Kölelik Yolu” da onu tamamlarcasına, bize özgürlüğün hangi şartlar ve yaklaşımlar altında yok edilme tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu anlatıyor. Yukarıda saydığımız anti-demokratik, totaliter, kolektivist, illiberal sözcükleri her ne kadar birbirinden ayrı kavramları ifade eder gözükse de temelde aynı ortak paydayı taşımaktadır: zora başvurarak bireyi yok etmenin farklı adlandırmaları olarak da niteleyebiliriz bunları. İşte, Hayek bu çıkarımın haklılığını vurguluyor.

Kölelik Yolu özgürlükçü bir bakış açısıyla tehlikeyi ilan ediyor ve bize liberal politikalardan uzaklaşmanın bedellerini açık, anlaşılır ve keskin ifadelerle aktarıyor. Hayek, kitabında yalnızca sebest piyasa savunusu yapmıyor, aynı zamanda hukukun üstünlüğü ve sınırlı devletin gerekliliğini, insan onurunun kabul edebileceği tek sistemin liberal bir sistem olduğunu ispatlıyor. Sağ ve sol kolektivizmin hangi saiklerle liberal bir topluma tercih edildiğini ve bunun da nasıl olup da totaliterizme yol açtığını -dönemin şartları ve entelektüel eğilimleri göz önünde tutulursa- bir aydın cesaretiyle ve tüm çıplaklığıyla ortaya döküyor. Hayek’in şaheser niteliğindeki eserinde dile getirdiği en çarpıcı açıklamaları ise (1. ) plancılık ve hukukun üstünlüğü üzerine saptamaları, (2. ) ortak akıl ve totaliter düşünce üzerine eleştirileridir.

Son Güncelleme ( Salı, 06 Ekim 2009 )
 
İktisat Teorisi Notları 2: Mises'te İktisadi Düşünce Yazdır E-posta
Yazar Ercan Erensayın   
Salı, 29 Temmuz 2008

http://www.lewrockwell.com/wilson-jl/mises.jpg

Ludwig von Mises, Avusturya İktisat Okulu'nun Hayek'le beraber en önemli iktisatçısı ve düşünürüdür. Mises, iktisat teorisine ilişkin çalışmaları ile klasik liberal düşünce geleneğinin günümüze taşınmasında ayrı bir yeri olan kayda değer bir isimdir. Her ne kadar kendisi Keynesyen müdahaleci iktisat modelinin baskın düşünce olduğu bir dönemde eserlerini vermişse de; 1970 sonrası liberal ekonomi politikalarının uygulanmasında fikirleri takip edilen, hayranlık uyandıran bir iktisatçı olarak, iktisat tarihinde sağlam, ama bir o kadar da mütevazi bir yer edinmiştir. Her halükarda; liberalizm, iktisat, müdahalecilik ve bilimsel metod üzerine analizleri dolayısıyla Mises, çok özel ve üzerinde durulması gereken bir şahsiyettir.

Mises'i ve fikirlerini daha iyi tanımak için her şeyden önce, Avusturya İktisat Okulu'nun tarihine ve bu okulun iktisat teorisindeki yerine bakılmalıdır. Avusturya İktisat Okulu'nun kurucusu iktisatçı Carl Menger'dir.Menger, 1871 yılında yayınlanan "Politik İktisadın İlkeleri" isimli eseriyle, yeni bir iktisat ekolonün doğuş haberini vermiştir. Alman Tarihçi Okulu ile iktisat metodu üzerine yaptığı tartışmalarla adını duyuran Menger; Avusturya iktisadının temel çizgilerinden biri olacak, iktisat bilimi açısından ses getirecek ve sonraki iktisatçılar tarafından geliştirilecek "marjinal fayda prensibi"ni iktisat teorisine kazandırmıştır. Marjinal devrim diye de adlandırılan bu yeni prensip "subjektif değer teorisi"nin temellerinin atılmasına ciddi katkılar sağlamıştır. Avusturya İktisat Okulu'nun ilk kuşağında Menger ve onun öğrencileri olan Wieser ve Böhm-Bawerk vardır. İkinci kuşakta ise Hans Mayer ve uluslararası ilişkiler alanındaki çalışmaları ile bilinen Schumpeter ve Ludwig von Mises; üçüncü kuşakta en az Mises kadar önemli bir iktisatçı olan Hayek vardır. (1).

Yahudi asıllı bir Avusturya'lı olan Mises, Avusturya'nın, özellikle de başkent Viyana'nın ekonomik ve kültürel açıdan oldukça geliştiği ve liberal ekonomik uygulamaların bu gelişmede önemli rol oynadığı bir ortamda, 1881 yılında dünyaya gelmiştir. Hem Avusturya hem de Alman kültürü etkisindeki diğer ülkelerde sosyal, kültürel ve ekonomik canlılığın önemli temsilcileri Yahudiler'di. Franz Joseph'in liberal yönetimi altındaki Avusturya, bir anlamda altın çağını yaşıyordu. Ne yazık ki bu refah dönemi Birinci Dünya Savaşı'na gidilen yıllarda müdahalecilik ve sosyalizme yönelik artan ilgi ve destek, Franz Joseph'in ölümünün ardından gelen yönetimin illiberal ekonomik politikalar uygulaması nedenleriyle sona ermiştir. İlginç olanı bu refahın yaratılmasında dikkat çeken bir role sahip Yahudi Avusturya'lıların, ileride kendileri için de çeşitli sıkıntılar yaratacak olan illiberal politikaları desteklemeleri ve sosyalizme duydukları aşırı ilgidir. Bu yıllarda üniversite yaşamına adım atan Mises, diğer birçok Yahudi'nin aksine klasik liberal fikirlerin en önemli savunucusu olacaktır.(2)

Son Güncelleme ( Salı, 29 Temmuz 2008 )
 
İktisat Teorisi Notları 1: Anayasal İktisat Yazdır E-posta
Yazar Ercan Erensayın   
Cuma, 18 Temmuz 2008

http://www.roap.unep.org/images/law.jpgGünümüz demokrasilerinin en temel özelliği "sınırlı devlet" anlayışına dayanmalarıdır. Bu anlayışın asıl gerekçesi, demokratik usullerle yönetime gelmiş hükümetlerin ve hükümet tarafından belirli yetkilerle donatılmış bürokratik mekanizmanın, birey hak ve özgürlüklerini ihlal etmelerini engellemek; devletin neler yapabileceği kadar, neler yapamayacağını da belirlemektir. Anayasa sahibi devletleri aynı zamanda anayasal kılan da bu özelliğe sahip olmalıdır. Hatta İngiltere örneğinde olduğu gibi, yazılı bir anayasası olmasa da liberal demokrasi ilkeleriyle donandığı için "anayasal demokrasi" çerçevesine bağlı olması ve bunun yerleşmiş kurumlar ve değerler aracılığı ile gerçekleşmesi de bir ülke rejiminin anayasal olarak nitelendirilmesi için yeterlidir.Ancak siyasal ve sosyal hakların korunmaya alındığı bu çerçevenin, ne yazık ki söz konusu ekonomik haklar, özellikle de girişim ve mülkiyet hakları olduğunda, anayasalarda ya da anayasal kurumlarda yeterince benimsenmediği görülmektedir. Bu bağlamda, Virginia İktisat Okulu'nun öncülüğünde gelişen Kamu Tercihi Teorisi ya da anayasal iktisat teorisi oldukça önemli bir yere sahiptir. Bu okulun, bu düşünce ekolünün amacı devletin ekonomik güç ve yetkilerinin niçin ve nasıl sınırlandırılması gerektiği  sorusunu cevaplamaktır.

Kamu tercihi teorisinin ya da anayasal iktisat anlayışının temel varsayımları şunlardır:

a.) Metodolojik bireycilik: Ekonomi ile ilgii analizlerinde temel birim bireydir.Kamu Tercihi Okulu, politikada da metodolojik bireyciliği benimseyerek, politikacıların toplum faydasından ziyade bireysel çıkarlar için çalıştığını  ve politik yozlaşmaya karşı, politikacıları ve bürokratları sınırlandıran bir ekonomik anayasanın hazırlanması gerekliliğini savunmuşlardır.

Son Güncelleme ( Perşembe, 17 Temmuz 2008 )
 
Dalga Dalga Ergenekon Yazdır E-posta
Yazar Ercan Erensayın   
Cumartesi, 05 Temmuz 2008

Ergenekon operasyonunun altıncı dalgası da gerçekleştirildi. Şimdiye kadar yapılanlarla karşılaştırıldığında bu son operasyonun, çıkaracağı gürültü ve sonuçları itibariyle, en önemli gözaltılar olduğu da söylenebilir. Bu operasyonla ilgili bir çok önemli nokta var. Bunlardan birincisi, operasyonun Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının AKP'nin kapatılması ile ilgili sözlü mütalaasını Anayasa Mahkemesi'ne sunacağı günle çakışması ya da çakıştırılmasıdır. Hukuksal süreç açısından birbirinden ayrı görünen iki davanın aslında birbirleriyle sıkı sıkıya bağlı olduğunu, sebepler açısından ise çok da ayrı olmadığını söylemek mümkün hale gelmiştir. Ergenekon'u yaratan nedenlerle AKP'nin kapatılmasının istenmesi arasındaki en önemli bağ muhakkak ki Türkiye'nin son zamanlarda yaşadığı dinamikler ve bu dinamiklerin Avrupa Birliği ile olan keskin ilgisidir. Yaşanan değişim süreci Türkiye'nin demokratikleşmesi yönünden ciddi bir ilerleme umudu olmuşken, bu ilerlemeden hoşnut olmayan kimi kesimlerin hukuk dışına çıkarak darbe girişimlerinin içinde yer aldığı ve Ergenekon gibi örgütlenmelerin de istikrarın önünü kapatmak istemesi artık herkesin malumudur. Ergenekon soruşturması kapsamında gözaltına alınan şahıslar da yalnızca birer AKP karşıtı değildir, aynı zamanda birer darbe girişimcisidirler.

İkinci önemli nokta ise, operasyonun Başbakan Erdoğan ile Kara Kuvvetleri Komutanı ve müstakbel Genel Kurmay Başkanı İlker Başbuğ arasında geçen görüşmenin ardından gerçekleştirilmiş olmasıdır. Eğer iki olay arasında bir bağ varsa, bu konunun aynı zamanda Başbuğ ve Anayasa Mahkemesi Başkan Vekili arasındaki kamera karartmalı görüşmeyi de kapsadığı söylenebilecektir. Zira Başkan Vekili Paksüt daha önce izlendiğini iddia etmiş ve kendisini takip ettiğini düşündüğü bir aracı cesur bir girişimle basmıştı. Bu araç baskınının Paksüt'ün Turhan Çömez'le yemek yediği saatlerde yaşanmış olması ve Turhan Çömez'in de son dalga operasyon çerçevesinde aranıyor olması da ciddi şüpheleri içinde taşımaktadır. Ergenekon terör örgütü artık yalnızca darbe girişimlerinin, Danıştay saldırısının, Cumhuriyet Gazetesi'nin bombalanmasının, Hrant Dink ve Malatya katliamlarının zanlısı değildir. Aynı zamanda önümüzdeki süreçte hukuksal anlamda ciddi tartışmalar yaşatan kararların (367, Türban Kararı, AKP'ye kapatma davası açılması vs.) da Ergenekon'la ilişkilendirilmesi engellenemeyecektir.

http://www.haberinvarmi.org/photo/ergenekon-2.jpg

 

Son Güncelleme ( Cuma, 04 Temmuz 2008 )
 
Bir Enternasyonel Masalı Yazdır E-posta
Yazar Ercan Erensayın   
Çarşamba, 02 Temmuz 2008

http://blog.milliyet.com.tr/Images/Blog/308/11/117263.jpgSon günlerin önemli konularından biri, Cumhuriyet Halk Partisi'nin (CHP) Sosyalist Enternasyonal’den ihraç edilip edilmeyeceği. CHP'nin sosyal demokrasiye, sola ve demokrasiye ilişkin tutumlarını değerlendirirken, onun ana muhalefet partisi olarak Türkiye'de siyasetin işleyişine ilişkin aldığı negatif tutuma bakmak yeterlidir. Asker- sivil ilişkileri, özgürlük ve haklar, meclis ve halk söz konusu olduğunda CHP, bir siyasal partiden çok daha fazlası, daha doğrusu bir siyasal parti olmak dışında her şey gibi davranabiliyor. Üstelik doğal, hakkaniyetli olanın bu olduğuna yönelik bir kandırmacayı da laiklik klişesine dayanarak devam ettiriyor.

Bu partinin Sosyalist Enternasyonal’den ihracına artık kesin gözüyle bakılmasının ardında yatan temel sebep, sol bir parti olup olmamasından ziyade, demokratik bir parti olup olmadığıdır. Sol olmakla demokrat olmak aynı şeyler olmadığına göre bunları birbirinin tamamlayıcısı olarak görmek ve süreci CHP'nin hem solculuğunda hem demokratlığında ayrı ayrı değerlendirmek daha uygun olacaktır. Ne CHP ne de CHP'ye oy veren kesim içinde ciddi bir demokratik refleks bulabilmek mümkün gözükmemektedir. CHP'nin solla ilişkisinin ise, tüm kolektivist-toptancı ideolojilerin temelinde yatan devletçi zihniyetle buluşması olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. CHP ne sol, ne demokrat ne de sosyal demokrat bir partidir, aksine otoriter/elitist/dışlayıcı ve vesayetçi bir pozisyonda yer almaktadır. Çünkü CHP demokratik bir bakış açısının asla kabul edemeyeceği darbe girişimlerini ve özgürlük karşıtı fikirleri desteklemektedir. Çünkü CHP sol bir bakış açısının taşıması gereken eşitlikçi anlayışa sahip olmak yerine asker-sivil ortak bürokratik egemen sınıfın sözcülüğünü yapmaktadır. Üstelik CHP tabanı da bu anti-demokratikliği, sahip olduğu modernist-pozitivist yaşam algısını topluma dayatmak arzusuyla desteklemektedir. Dahası, Avrupa sosyal demokrat partilerinin program ve söylemlerindeki geniş dünya görüşü, CHP'nin dünyayı okuyuşundaki darlık ve dayatmacılık ile uyuşmamakta, tam tersine bunları reddetmektedir.

Son Güncelleme ( Perşembe, 03 Temmuz 2008 )
 
<< Başa Dön < Önceki 1 2 3 Sonraki > Sona Git >>

Sonuçlar 1 - 9 Toplam: 26
design by macroajans