|
Başbakanım Çok Yaşa |
|
|
|
Yazar Özkan Genç
|
|
Cumartesi, 29 Ağustos 2009 |
|

Başbakanın 11 ağustosta yapmış olduğu duygu yüklü konuşmayı seyrettikten sonra çevremdeki arkadaşlarıma söylemiştim, açılım sürecinin sonraki aşamalarını da dikkatle takip eden birisi olarak halen de söylemekteyim; sayın başbakan, birkaç seçimdir kullanmış olduğu ‘milletin adamları’ posterine yaraşır bir şekilde adım atmıştır. Ve o tablodaki yerini almıştır. Unutmayalım; Türkiye Cumhuriyeti, Osmanlının son demlerinde imparatorluğun kılcal damarlarına kadar sirayet eden bir hastalığın, ‘ittihatçılık’ hastalığının mirası üzerine kurulmuş bir devlettir. Devleti kutsal gören birey hak ve özgürlüklerini önemsemeyen bu hastalıklı ruh hali Osmanlı devletinin son yıllarında bir takım gelenek ve teamüller yaratmıştır. Bu teamül ve gelenekler cumhuriyetin kurulması ile birlikte cumhuriyete intikal etmiştir. Tevarüs eden bu gelenekler cumhuriyet tarihindeki tecrübelerle sabittir. 6–7 Eylül olayları’ndan Varlık Vergisi’ne, Malatya katliamı, Rahip Santoro ve Hrant Dink cinayetlerine kadar uzanan bu süreçte ırkçılık düzeyindeki faşizan milliyetçiliklerin militarizmi yani darbeciliği körüklediği artık gözle görülebilen bir hakikattir. 27 Mayıs’lar, 12 Mart’lar, 12 Eylül’ler, 28 Şubat’lar, 27 Nisan’lar işte bu fiziki şartların mahsulüdür. Ak Parti Hükümeti yedi yıllık iktidarında işte böyle bir zihniyetin hükümran olduğu bir siyasal iklimde hükümet olabilmeyi başarabilmiştir. Ayrıca Ak Parti Hükümeti döneminde seçilmiş hükümeti beğenmeyen çevrelerce, hükümeti illegal yöntemlerle iktidardan indirme planları yapılmış olup, bu planlar doğrultusunda suikastlar işlenmiştir.
|
|
Son Güncelleme ( Cuma, 28 Ağustos 2009 )
|
|
|
Ayn Rand: Zorunlu Askerlik Köleliktir |
|
|
|
Yazar Bekir Berat Özipek
|
|
Cumartesi, 22 Ağustos 2009 |
|
Bu ‘söyleşi’nin hikayesi Ayn Rand’ın Capitalism: The Unknown Ideal (Türkçesi: Kapitalizm: Bilinmeyen İdeal, Plato Yayınları, İstanbul, 2004) adlı kitabını okurken, zorunlu askerlikle ilgili fikirleri ilgimi çekmişti. Son derece sağlam ve tutarlı bir mantığa dayalı bu güçlü fikirleri okuyucuyla bir şekilde buluşturmam gerekiyordu.
Önce ‘Ayn Rand’ın Perspektifinden Zorunlu Askerlik’ konulu bir makale düşündüm; ama böyle bir çalışma, bazı ifadelerin özetlenmesi, dolayısıyla akıcılığının ve çarpıcılığının kaybolması anlamına gelecekti. Üstelik sıkıcı bir çağrışımı olan makale formunun okumayı özendirmeyeceği de açıktı. Bu riskini göze almak yerine, yazarın ifadelerine hiç müdahale etmeden, araya sorular ekleyerek, bazen de yazarın kendi kendi kendisine sorduğu soruları kullanarak, daha kolay okunabilir bir metin ortaya çıkarmayı tercih ettim. Bu ‘söyleşi’deki sorular ve köşeli parantez içindeki okumayı kolaylaştırma amaçlı ifadeler dışındaki bütün metin, Ayn Rand’ın yukarıdaki eserinin ‘Konsensüsün Enkazı’ başlıklı bölümünden alınmıştır. Ayn Rand’la zorunlu askerlik üstüne:
|
|
Son Güncelleme ( Cumartesi, 22 Ağustos 2009 )
|
|
|
İslami Burjuvanin Doğuşu |
|
|
|
Yazar Mustafa Akyol
|
|
Perşembe, 20 Ağustos 2009 |
|
Benim hiç olmadı, ama modern dünyada pek çok insanın “çek defteri” var. “Çek yazmak” günlük hayatın bir parçası. Sanırım çoğumuz bu kavramın aslında Türkçe olmadığının, İngilizce “check” yahut Fransızca “cheque” kelimelerinden uyarlandığının farkındayızdır. Fakat pek azımızın farkında olduğunu sandığım bir başka gerçek daha var: Kelime aslında Batı dilleri için de yabancı. Gerçek kökü ise “ yazılı belge” anlamına gelen Arapça “şakk” kelimesi. Çünkü modern bankacılığın diğer bazı unsurları gibi “çek” de Ortaçağ’da Müslüman tüccarlar tarafından geliştirilmiş ve sonradan Avrupa’ya taşınmış bir teknik!.. Bu, bugün çoğumuza şaşırtıcı gelecek olsa da, aslında çok normal bir durum. Çünkü Ortaçağ’da sadece bilim, tıp, felsefe veya mimari yönünden değil, iktisadi açıdan da dünyanın en “ ileri” bölgesi Arap/Müslüman dünya idi. Zaten iktisadi gelişme, diğer alanlardaki yükselişin motoruydu. Bunun da iki temel sebebi vardı.
|
|
|
Weber, İslam ve Kapitalizm |
|
|
|
Yazar Mustafa Akyol
|
|
Salı, 04 Ağustos 2009 |
|
Bir önceki yazımda Türkiye’de yeni yükselen ‘Müslüman burjuvazi’nin hiç de bazılarının sandığı gibi bir tezat (ve ‘bid’at’) olmadığını belirtmiş, kapitalizmin ahlaki temelleri konusunda ise büyük sosyolog Max Weber’e atıfta bulunmuştum. Bugün devam edelim ve Weber’in tarif ettiği ‘kapitalist ahlak’ın İslamiyet ile ilişkisine bakalım.
Weber’e göre Protestanlık, bir taraftan çalışkanlık bir taraftan da ‘dünya nimetlerinden kaçınma’ (İslami tabirle ‘zühd’) öğütlediği için ‘sermaye birikimi’ oluşturmuş, bu sayede de ‘burjuvazi’yi ortaya çıkarmıştır. Batı’nın son dört asırdır diğer medeniyetlere mütemadiyen üstün gelmesinin sırrı da bu burjuva sınıfının başını çektiği yaratıcılık ve dinamizmdedir. Ne ilginçtir ki İslam’ın aynı ‘kapitalist ahlak’ı üretemeyeceğini savunan Weber, bu tezini İslam’ın ya miskinlik ya da ‘hazcılık’ ürettiği varsayımına dayandırmıştı. (Zaten yakın zamanlara dek İslam’ı cinsellik ve ihtişam düşkünü aşırı ‘hazcı’ bir din olarak görme eğilimi Batı’da yaygındı. Bugün durum tam tersi.) Ancak Weber yanılıyordu; çünkü İslam toplumlarındaki mevcut bazı kültürel kodlara bakarak İslam’ın geçmişi ve geleceği konusunda ahkám kesmişti. ..
|
|
Son Güncelleme ( Salı, 04 Ağustos 2009 )
|
|
|
Kapitalizm Müslümanın Yitik Malıdır |
|
|
|
Yazar Mustafa Akyol
|
|
Çarşamba, 29 Temmuz 2009 |
|
MÜSİAD’ın kurucusu Erol Yarar’ın star’dan Fadime Özkan’a verdiği söyleşiyi okudunuz mu? ‘Türkiye’nin gerçek burjuva sınıfı biziz!’ demiş Erol Bey, isminin başındaki ‘müstakil’ kelimesini bazılarının ‘Müslüman’ diye okuduğu kuruluştan söz ederken. Türkiye’de dindar bir girişimci sınıf oluştuğunu, bunun klasik (ve ‘laik’) İstanbul sermayesinin aksine devletten nemalanmadığını, bu yüzden dinamik ve dışa açılımcı olduğunu anlatmış. Daha da ilginci bu süreçte muhafazakar Anadolu insanının parayla, kaliteyle, mesela ‘marka ayakkabı’ ile tanıştığını belirtmiş.
Tüm bunları ‘vah, vah’ ve hatta ‘bu ne rezalet’ diyerek okuduğunu tahmin ettiğim üç ayrı kesim var. Birincisi beş vakit namaz kılan insanları toplum içinde en fazla ‘kapıcı Bayram efendi’ statüsünde görmeyi kabullenen laik yobazlar. İkincisi Erol Yarar’ın tarifiyle ‘bir lokma bir hırkaya inanan’ ve modern dünyayı pek tanımayan mutaassıp Müslümanlar. Üçüncü kesim de ikincisindeki ‘bir lokma bir hırka’ algısını kullanarak İslami kesime onyıllardır sosyalizm satan solcular. Bu üç yaklaşımdan ilki, psikolojik tedavi gerektiren histeri ve paranoyalara dayanıyor ki, şimdilik geçiyorum. Diğer ikisinde ise sadece ‘Müslüman vicdanı’ ile ‘sermaye’nin ve sermayeye dayalı bir ekonomik sistem olan ‘kapitalizm’in uyuşmadığı yönünde yanlış bir varsayım var. Buradaki kritik mesele ise ‘kapitalizm’in ne demek olduğu.
|
|
Son Güncelleme ( Salı, 28 Temmuz 2009 )
|
|
|
|
<< Başa Dön < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Sona Git >>
|
| Sonuçlar 55 - 63 Toplam: 227 |