|
Liberaller, Kapitalizmi Solculardan Daha Çok Eleştirmeli |
|
|
|
Yazar Rasim Ozan Kütahyalı
|
|
Pazartesi, 05 Ekim 2009 |
|
IMF ve Dünya Bankası’nın Türkiye’de yapacağı toplantılar dolayısıyla, Dünya Bankası Başkanı, Türk güvenlik kuvvetlerini uyarmıştı geçenlerde... “Sakın göstericilere sert davranmayın, asla biber gazı sıkmayın. O anti-kapitalist gösteriler bizim toplantılarla bütünleşmiş rutin hadiselerdir. O gösteriler açık toplumun bir gereğidir.” Bu açıklamayı okuyunca içim bir tuhaf olmuştu... Tam anlamıyla kodaman sağcı bir açıklamaydı... Neredeyse “Anti-kapitalist gösteriler, IMF toplantılarının paralel bir yan etkinliğidir” diyordu bu küresel ekonomi bürokratı... Hiçbir etkisi, sahiciliği, derinliği olmayan sahte bir muhalefetti çünkü karşımızdaki... Küresel kapitalist sistemin ağababalarında sadece tebessüm yaratıyordu... Komplolarla dünyayı izah eden kısır bir dünya görüşüne sahip olsam bu sahte muhalefeti küresel kapitalist sistemin, ulusaşırı şirketlerin bizzat dizayn ettiğini, kurguladığını ve bu sayede kendine yönelebilecek sahici ve işlevli bir muhalefeti pasifize ettiğini söyleyebilirdim... İnsan üzülüyor... Çünkü yoksulluk bir realite... Açlık bir realite... Aç, evsiz ve yoksul milyonlarca insan tüm çıplaklığıyla karşımızda duruyor... Açlar ve yoksullar adına hareket edenler ise zihinsel bir sefalet içinde... Rekabetten ve piyasadan nefret eden, tekelleşmek için her türlü alçaklığı yapabilen, piyasayı boğmak için türlü dalavereler çeviren küresel şirketlerle bu sefil muhalefetin dolaylı işbirliği içimi daraltıyor...
|
|
Son Güncelleme ( Pazar, 04 Ekim 2009 )
|
|
|
Parasız Eğitim, Eğitimde Devlet Tekeli Demektir |
|
|
|
Yazar Ufuk Coşkun *
|
|
Perşembe, 01 Ekim 2009 |
|
Bu yıl 15 milyon öğrenci ders başı yapacak. İlköğretime bu yıl 1 milyon 307 bin çocuk kaydedildi. Türkiye’de 32 bin 662 ilköğretim okulunda 10 milyon 428 bin çocuk okuyor. Bu okullarda ise 428 bin öğretmen görev yapıyor . Görüldüğü gibi ülkemizde okullar bir hayli önem arz etmektedir.
Türkiye’de okullar; devletin itaatkâr, uyumlu, uysal ve kontrol edilebilir insan üretimini en düşük maliyetle gerçekleştirdiği kurumlardır. Bu bakımdan eğitim, birçok ülkede ideolojik bir temelde işlev görür. Ancak hakkını vermek gerek -demokratik olma unvanını hak eden- ülkeler artık eğitime dönük politikalarını daha çok evrensel değerlere doğru kaydırmaktadır. Finansmanından, eğitim müfredatlarına varıncaya kadar eğitimin kendine dönük bir yığın problemini devletçi bir siyasi zihniyetle değil de daha çok demokratik, özgürlükçü ve liberal bir anlayışla ele almaktadırlar. Doğrusu devletin eğitimin birçok alanından elini çektiği ülkelerde bilim, sanat, teknoloji ve edebiyat dallarında ciddi kalite sıçramaları gözlemlenmektedir. Türkiye ise hâlâ resmi ideolojisini eğitim kanalıyla yeni kuşaklara aktarmayı hedef yapmış ender ülkeler arasında yerini almaktadır. Türkiye’de eğitimi devlet finanse eder anayasasına göre ise eğitim, zorunlu ve parasızdır. Dolayısıyla müfredatından, eğitim politikalarına kadar eğitime dönük ne varsa tek söz sahibi devlettir.
|
|
Son Güncelleme ( Çarşamba, 30 Eylül 2009 )
|
|
|
İyi Niyet, Yoksulluk ve Piyasa * |
|
|
|
Yazar Mustafa Erdoğan
|
|
Perşembe, 24 Eylül 2009 |
 Türkiye toplumunda pek çok konuda şikayet konusu sosyal problemlerin esas itibariyle “iyi niyet”le çözülebileceğine ilişkin çok yaygın bir kanaat var. İktisadi ve sosyal problemler bunların belki de başında gelmektedir. Çoğu kimse, mesela yoksulluğun ve “adaletsiz gelir dağılımı”nın iktisadi ilişkilerin “hayırhah” biçimde tanzimi –ve dolayısıyla, “iyi niyetli bir planlama”- yoluyla düzelebileceğine inanır. Aslında büyük çoğunluğu devlet müdahalesinden kaynaklanan yoksulluk ve adaletsizliklerin piyasa aktörlerinin (özellikle de sermaye sahiplerinin ve girişimcilerin) dizginsiz, kötü niyetli ve vicdansız tutumlarının eseri olduğu, dolayısıyla bu kötülüklerin piyasa ekonomisinin bu “büyük günah”la malul olduğu düşünülür. Bunun içindir ki, bu gibi problemlerin gerçek nedenleri üstünde düşünmek yerine, çözüm diye çoğu çocuksu tekerlemelere dayanan ve uygulanması halinde bütün bir toplum için felaketle sonuçlanabilecek olan kollektivist-devletçi sloganlarla örülü bir söylem tutturulur. Bu tutum en fazla, hangi “meşrep ve mezhepten” olursa olsun, aydınlar arasında revaçtadır. İktisadi problemler söz konusu olduğunda, piyasa ekonomisi ve liberalizm karşıtı ideolojik önyargılarla beslendiği zaman bu tutum ayrıca toplumun “iyiler” ve “kötüler” olarak ikiye ayrılmasına ve böylece “kötüler”in sürekli lanetlenmesine yol açar. Tabii, bu nizada “iyiler” –yani, “vicdanlı”, “insaflı” ve “toplum yararı”dan yana olanlar- liberalizm karşıtları, genellikle de sosyalistlerdir; “kötüler” ise onların piyasa ekonomisiyle ilgili inanç ve zanlarını benimsemeyenler, yani liberallerdir.
|
|
Son Güncelleme ( Cumartesi, 26 Eylül 2009 )
|
|
|
Rahatsız Olmamayı Öğrenmek |
|
|
|
Yazar Gülay Göktürk
|
|
Pazartesi, 21 Eylül 2009 |
|
Melih Gökçek Bahçelievler'de içki anketinden vazgeçtiğine göre, bu konuyu artık kapamak gerektiğini düşünebiliriz.Ama kapamadan önce, dönüp dönüp gündeme gelen şu içkiden rahatsız olma meselesi üzerinde biraz daha düşünmekte yarar var. Yakınlarında içki içilmesinden rahatsız oluyorlar. Ve bunu da yasaklama ya da kısıtlama için son derece haklı bir gerekçe olarak görüyorlar. Oysa farklı olan ve farklı yaşayanlar karşısında rahatsız olmaya, haklı bir gerekçe değil, olsa olsa rahatsız olanın kusuru olarak bakmayı denemeliyiz bir de... Zira bu rahatsız olmanın sonu yok ve ne geliyorsa başımıza, kendisinden farklı olanın karşısında rahatsız olmamayı becerememekten geliyor.
|
|
Son Güncelleme ( Pazartesi, 21 Eylül 2009 )
|
|
|
12 Eylül'de Kimler Kazandı, Kimler Kaybetti |
|
|
|
Yazar Mustafa Acar
|
|
Perşembe, 17 Eylül 2009 |
|
12 Eylül ve Askeri Darbeler: Vatan Kurtarma Adına Hayat Söndürme ve Ülkenin Ufkunu Karartma Operasyonları Dedem Rahmetli 12 Eylül darbesini gerçekleştirenlere çok dua ederdi, “Allah razı olsun Kenan Paşa’dan, oğlum” derdi, “darbe olmasaydı sen okuldan sağ salim eve gelebilecek miydin bilmiyorduk, diken üstündeydik.” O zamanlar gençtik, bir dehşet anaforunun ortasında debelenip duruyorduk; Soğuk Savaş henüz bitmemişti, Gladio’nun kirli çamaşırları henüz ortaya dökülmemişti, Ergenekon’dan henüz haberimiz yoktu, darbecilerin vatan kurtarma ve ülkenin bölünmez bütünlüğünü koruma peşrevleri henüz bu kadar sırıtmıyordu… O nedenle dedeme “Dua etmekte bu kadar cömert davranma Dede, belki de bunu hak etmiyorlar,” diyemedim. Büyüdükçe anladık ki, düşündükçe idrak ettik ki, okudukça öğrendik ki, her biri vatan kurtarma adına girişilen bütün o askeri darbeler, aslında birer hayat söndürme ve ülkenin ufkunu karartma operasyonuydu. 12 Eylül’e Koşar Adım Giderken Bir Lise Öğrencisinin Yaşadığı Dehşet
|
|
Son Güncelleme ( Çarşamba, 16 Eylül 2009 )
|
|
|
|
<< Başa Dön < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Sona Git >>
|
| Sonuçlar 46 - 54 Toplam: 227 |