İfade özgürlüğü negatif bir özgürlük değil midir?

  • Faruk Saim Akhan
  • 03 Şubat 2015
  •     

Not: 3H Blog'da ifade edilen görüşler, yazarların şahsi görüşleridir.

İfade özgürlüğünün sınırları hakkında birçok değerlendirme okuduk son bir ayda. Charlie Hebdo dergisine gerçekleştirilen saldırının akabinde Türkiye’deki tartışma maalesef Avrupa’daki gibi ifade özgürlüğü üzerinden değil, İslamofobi ve din özgürlüğü ekseninde tartışıldı. Sanki saldırıyı gerçekleştirenler dini özgürlükleri engellendiğinden veya dini mekanlara yapılan saldırılar dolayısıyla harekete geçmişler gibi.  

Şüphesiz bu gerekçelerle de olsa bu tip bir saldırı savunulamaz. Ancak saldırının arka planını doğru anlamak, tam olarak neyin tehdit altında olduğunu görmek için önemlidir. Türkiye’de iktidar tarafından domine edilen medya, ısrarla olayı din özgürlüğü ve İslamofobi eksenine çekerek, bu saldırı minvalinde tehdit altında olanın din özgürlüğü olduğu, haliyle bu saldırıya karşı savunulması gerekenin din olduğunu ve yine haliyle mağdur olanın Türkiye özelinde dindarlar ve onların temsilcisi AK Parti olduğu izlenimi oluşturma gayretindeydi.

İfade özgürlüğünü konumlandırmak, özellikle din özgürlüğü ile çatıştığı yerlerde alınacak tavrı belirlemek için negatif özgürlük tanımını iyi anlamak gereklidir. Negatif özgürlük (freedom from something) herhangi bir gücün, yapabileceğim bir şey için beni yapmaktan alıkoymaması demektir. Yani bir fikri ifade etmek benim özgürlüğüm ise bunu yapabilmekten hiçbir güç tarafından alıkoyulmamam demektir. 

Peki ifade özgürlüğünün sınırları hakkında vaaz veren liberaller ne diyor? Negatif özgürlük tanımını benden çok daha iyi bilmelerine rağmen farklı motivasyonlarla ifade özgürlüğünü pozitif (freedom to something) olarak tanımlamaktan geri durmuyorlar. Bir liberalin bir özgürlüğü pozitif tanımlaması ancak iktidarla ilişkisinin sonucu olabilir. İktidar ile “anlamlı” bir ilişkisi olmayan bir liberalin bir özgürlüğü pozitif yorumlaması akla yatkın değildir. 

Neden pozitif özgürlük yorumu yapıldığında ısrar ediyorum? Bir özgürlüğün kendisinden önce sınırlarından bahsediyor, dolayısıyla o özgürlüğün belirli ölçülere (ki din özgürlüğü söz konusu olduğunda bu ölçüler gayet sübjektiftir) uyan belirli kişilere tanınmasını (Bu özgürlüğü tanıyacak olan de devlet mekanizmasıdır, zira yargı ve kolluk güçleri devletin elindedir) savunuyorsanız, bu tam olarak “freedom to something”, yani bir şeye karşı özgür olmaktır. Otoritenin bireyin neyi yapabileceğine onay verdiği bir özgürlük tanımı, liberallerin tamamına yakının üzerinde uzlaştığı negatif özgürlük tanımının ruhuna aykırıdır. 

İfade özgürlüğü, kullanılan ifadenin muhatabının bu ifadeden “incinmesi” ihtimalini de kapsar. Bu incinme öznel bir tanımdır. Haliyle esnetilebilir. Belki tersinden kurmak gerekir. Hiç kimsenin incinmeyeceği bir şeyi ifade edebilmek neden özgürlük olsun? Negatif özgürlük yorumu bu incinenlerin benim ifade özgürlüğüme müdahale edememesi demektir. Kimsenin incinmeyeceği bir ifadede bulunmak için özgürlüğe ihtiyaç duyulmaz. 

İfadenin konusu “din” veya “dini olan” ise bu esneklik sınır tanımaz. Yani İslam peygamberinin sarışın olduğunu, Arap veya Türk dışında bir etnisiteden geldiğini yahut ellerinin büyük / küçük olduğunu iddia etseniz bunlardan da incinebilir Müslümanlar. Hangi noktada bir ifadenin ofansif olduğu iddiası ifade özgürlüğünü sınırlandıracaktır? İtiraz sahiplerinin niceliğine göre mi ifade özgürlüğünü sınırlandıracağız? 

Ortaçağ kilisesinin hakimiyeti altındaki toplumda, insanların çoğunluğu dünya merkezli bir evrende yaşadığımıza inanıyordu. Üstelik bu dini bir inançtı. 

Galileo’nun Engizisyon Mahkemesinde yargılanmasını neden yadırgıyoruz? Bugün evrenin güneş merkezli olduğunu yani Galileo’nun haklı olduğunu bildiğimizden mi, yoksa engizisyon gibi bir düzenin ifade özgürlüğüne, bilimin ruhuna aykırı olduğunu düşündüğümüzden mi? İlk seçenek ise bugün çoğunluğun savunduğu doğruların 20 yıl sonra çürütülmeyeceğini nereden biliyoruz?

Kaldı ki İslam peygamberinin suretinin resmedilmesi bugünün tabusudur, ancak 3-4 yüzyıl önce peygamberin sureti defalarca resmedilmiş ve bildiğimiz bir kriz yaşanmamış. Yani 3-4 yüzyıl önce adiyattan olan bir fiil bugün tüm “İslam dünyası”nı ayağa kaldıracak bir “hakaret” oluveriyor. Şüphesiz karikatür olayı üzerinden yüzeysel değerlendirmeler bizi anlamlı bilgiye ulaştırmaz. Avrupa’da yaşadığı çevre, toplum ve değerlere entegre olamamış bir Müslüman kitle var. Bu kalıcı yabancılar içinden yaşadığı toplumu düşman belleyen ve radikal dini grupların tedrisatından geçip şiddete başvuranlar çıkması beklenebilir bir durumdur.

Ancak böyle bir katliam sonrası yaşanan tartışmalarda bu girişimi intikam diye kutsayanların, İslamofobi üzerinden meşrulaştıranların ve hatta ifade özgürlüğünün sınırlarını dini hassasiyetler üzerinden çizmeye kalkan “liberaller”in bulunması herhalde Türkiye’ye özgü bir durumdur.
Türkiye özeline gelirsek, ifade özgürlüğü tam da kahir ekseriyet olan dindarlar aleyhine ifade edilen fikirlerin özgürlüğü için gereklidir. Çünkü ilkel bir demokraside olması bekleneceği gibi güç çoğunluk olandadır, devlet erki elindedir. Kendi dünya görüşünü eğitimden medyaya kadar her yolla bireylere empoze etmektedir. Zaten adil olmayan bir fikir rekabeti varken, ifade özgürlüğünü pozitif özgürlük olarak kodlamak, özgürlüğün kendisini savunabilmek için sınırları kalınca çizmek, özgürlüğün içini boşaltmaktır. 

İfade özgürlüğü birilerini incitebilecek fikirlerin de ifade edilebilmesi için vardır. Hukukun üstünlüğü, temel hakların tartışılmazlığı, hukuk önünde eşitlik gibi değerlerle çevrelenip korunması gereken en önemli değerdir. Bugün Türkiye’de ifade özgürlüğünün sınırlarını tartışmak sürekli kendini yeniden üreten mağduriyet sisteminin apolojistliğinden fazlası değildir. Kendisine sahip olamadığımız bir özgürlüğün sınırlarını tartışarak bireyin hayatına günbegün tecavüz eden iktidarın ateşine odun taşımak en hafif ifadeyle “kullanışlı aptallık”tır. 

İktidar erkiyle özgürlük pazarlığı özgürlüğün sınırlarını tartışarak değil, iktidarın kendi meşruiyetini tartışarak yapılır. Bunu dahi anlayamamış “entelektüel”lerin savunusuna mecbur kalmış özgürlüklerden umudumuz  kalmasını iyimserliğimize bağlıyorum.


© 2013 3H Hareketi. Powered by Akıl Ofisi