Yunanistan'daki krizin sebepleri ve sonuçları üzerine - 1

  • Kubilay Atlay
  • 14 Şubat 2014
  •     

Not: 3H Blog'da ifade edilen görüşler, yazarların şahsi görüşleridir.

Askerlik yaptığım yer ifade hürriyetinin sızmasının çok mümkün olmadığı bir yerdi. İçeriye giren gazeteler hep bir koro halinde haberler veriyorlardı ve televizyonda hep aynı kadının klibi dönüyordu. Klipteki kadının görüntüsü o kadar çok filtrelenmişti ki şebeke suyundan daha temizdi. Askerde bize askerliği zor eylemek için liseden itibaren aldığı eğitimin hakkını vermeye çalışan teğmen bir gün “Biz olmasaydık bu Yunanlılar gelirdi, karşınızda ben olmazdım, bir Yunanlı teğmen olurdu” diye kendi kafasınca bir felaket senaryosunu bize dayatıyordu ki, yanımda duran arkadaşım kulağıma eğilip “belki o daha insanca davranırdı” dedi. Yunanlılardan korkutmaya çalıştığı askerleri yeterince korkutamadığı bir an geldi ve bu korkunç insanları görmüş olan birisi varsa onlar da anlatsınlar Yunanlıların nasıl olduğunu diye düşünmüş olacak ki “Aranızda Yunanistan’a gitmiş olan var mı?” diye sordu. Ben ve yanımdaki mühendis çocuk el kaldırdık. “Anlatın bakalım Yunanlıları” diyince ben “Yemekleri güzel, muhabbetleri güzel. Atatürk takıntıları olmasa şeker gibi adamlar hepsi” dedim. Daha teğmen bana nasıl bir tokat atacağına karar veremeden yanımdaki arkadaşım “Kızları çok güzel, Böyle Türk kızları gibiler ama bir de Slav ırkı karışmış” dedi. Askerlerin ilgisini bizim teğmenin kafasındaki hayali Yunanlı teğmenden ziyade bu “Slav ırkı karışmış Yunan kızları” çekti tabi. Ben bir de “Fahişeleri çok hüzünlü komtanım müsaadenizle bir anımı anlatayım” deyince konu “vatanımızı dört bir koldan ele geçirmeye çalışan dış mihraklar”dan çıkıp başka konulara doğru geçti. Askerlerin “teğmen bir saat konuşacak ayakta dikilmekten anamız ağlayacak” diye düşündüğü öğleden sonra “Kısa dönemlerde ne hikâyeler var ya la” şekline büründü.

Sabah akşam “hain Yunanlı” propagandasının yapılmaya çalışıldığı bu birliğin kütüphanesinde hasbelkader Petros Markaris’in Komiser Haritos’u ile tanıştık. Tabii ki benim elimden bitirdikten sonra alınan ve muhtemelen raporlanarak ceza alan bu kitabı benden başka okuyan olamadı. Ancak bu kitap Yunanistan ile Türkiye arasında, bilhassa da günlük hayata ilişkin ne çok benzerlik olduğunu anlamamın kapısını açtı. (Komser Haritos’un karısı, kızını isteyen doktor ile evlendirmeye çok razıyken söylediği laf kulaklarımdan gitmez: “Doktorlar memur tabi çok para kazanamazlar ama akıllı bir doktor pekâlâ iyi bir gelire sahip olabilir” – Bu lafın çok benzerlerini buralarda da duymaz mıydık eskiden?)

İki kısa Yunanistan ziyaretim, Yunanlı yazarların Türkçeye çevrilmiş edebi eserlerinden edindiğim izlenim, akademik çalışmalarımda sıklıkla denk geldiğim tehcir, kovma, mübadele hikayelerimin üstüne Yunanistan sınırına yakın yaptığım askerlik de eklenince bu ülkeye ilgim arttı. Hak ve hakikat arayışımızın bir yan yolu olarak komşumuzda neler nasıl gidiyor, onlara da bir bakalım istiyorum.

Bu bize benzer – benzemez komşumuz, Yunanistan, şimdi tatsız bir krizin içinde. Birkaç yıldır baş aşağı giden bir ekonomisi var. Tarihi geçmiş konserveleri yedikleri, ekonomik sebeplerle intiharların arttığı duyuluyor. Hatta bir dönem 2009’dan bu yana yeni HIV kapmış hastaların yarısının aylık 700 Euro ödemeyi alabilmek için kendilerine bu virüsü bulaştırdıkları bile iddia edilmişti. Sonra Dünya Sağlık Örgütü (WHO) bunu yalanladı. Yine de WHO’ya göre hırsızlık ve cinayetler iki katına çıkmış, halkın ’i maddi sıkıntılar nedeniyle son 2 yıldır hiç doktora veya dişçiye gitmemiş, intiharlar toplamda %65 artmış.

Ve henüz ajanslara düşen bir haber: Yunanistan’da 2013 Kasım sonu itibariyle işsizlik %28 olmuş. 25 yaşın altındaki işsizlik oranı %61’i aşmış durumda!

Yunan Hazinesi ise pratikte batmış bir halde. Yüz milyar eurolarla ölçülen yardıma rağmen toparlanabilmiş değil. Gelir gider dengesine ulaşması yakın veya uzak gelecekte mümkün görünmüyor. Yunan hükümetine borç verenler paralarını gayya kuyusuna atmakla benzer bir iş yapıyorlar.

Ülkemizde ise haberlerde Yunanistan son birkaç yıldır hep aynı manşetlerle haber oluyor: “Grev”. Yunan halkı milli gelirlerinin birkaç katına ulaşmış borcu ödemek için çırpınan Yunan hükümetlerine dünyayı dar ediyorlar. Gösteriler, grevler, protestolar gırla gidiyor. Bu arada tabi ki Almanya başta olmak üzere ekonomik disiplinlerini sağlayan ve Yunanistan’daki ekonomik yardım havuzuna para koyan ülkelerin medyası ve halklarının gözünde de itibarları azalıyor. Ortalama emekli maaşları Almanya ile yarışan Yunanistan’da tüm emekliler ve memurlar yılda 13 maaş alıyorlar. Bu 13. maaşın kaldırılmasını çok sert protesto ettiler. Emekli olma yaşı da Almanya’ya nispeten düşük, çalışılan süreler de. Öğleden sonra açık devlet dairesi veya banka bulmak mümkün değil. Onu bırakın, bir çok mağaza bile kapanıyor. Yunanistan’da tatil yapan insanların aklında “güzel bir tatil oldu” imajından ziyade “bizi pek de sevmeyen yengemizin evinde zorla 5 gün kalmış gibiyiz” imajı yerleşik durumda. Havanın gece 10’da ancak karardığı bir yaz akşamı saat 5’te Akropolis’e gitmek istediğimi söylediğimde benimle dalga geçmişlerdi: “Sabah gitmeliydin! Orada sadece kuşlar vardır bu saatte, ne yapacaksın onlarla birlikte ötecek misin?” diye. Alman turistlere de “Bu saatte çalışan kuş beyinlidir” imasını yapmış olmalılar ki Almanya’da yapılan seçimlerde Yunanistan’a yapılan maddi yardım çokça tartışıldı ve tartışılacak. Alman vergi mükellefleri paralarıyla rezil olmaya bir son vermek niyetinde olabilirler.

Ülkemizde hakim sol entelektüel kesim her zamanki körlüğü üzerlerinde, meseleyi “Yunanistan’daki emekçi halkın kam emici kapitalistlerin uşağı zalim hükümete karşı direnişi” zannediyor. Bir örnek olarak, Yunanistan’da grev yapan 17 bahçıvanın bahçesi olmayan bir hastanede istihdam edildiği, yani aslında hiç çalışmadıkları, hiç üretmedikleri, bir şekilde devletten var olmayan parasını aldıklarını, grev denen şeyin gücünün üretimden geldiği ve grevin ancak kapitalist bir sistemde üretim yapan insanlarca yapılmasının mümkün olduğunu, sosyalist rejimlerde grevin sonucunun işini kaybedip başka iş bulamama, sürgün veya ölüm olacağını kendilerine anlatamayız sanırım.

Birkaç yazıyla Yunanistan’daki ekonomik sorunun bugününe, nedenine ve çözümüne odaklanalım. İlginç bir şekilde bizde de olan ve son zamanlarda yeni yeni kurtulmakta olduğumuz hastalıklara yolumuz düşecek. Doktorların maaşlarından ziyade “akıllarını kullanırlarsa edinecekleri gelir” ile övüldükleri, Akropolis’i görmek isteyen turistlerin gerisin geri gönderildiği, hüzünlü orospularının HIV taşıdıkları için tutuklandıkları (!) ve bize çok benzeyen bu ülkeye biraz yakından bakalım.

Hem hak ve hakikat arayışımıza da yardımcı olur. 


© 2013 3H Hareketi. Powered by Akıl Ofisi