Yolsuzluk operasyonu mu darbe girişimi mi?

  • Faruk Saim Akhan
  • 22 Aralık 2013
  •     

Not: 3H Blog'da ifade edilen görüşler, yazarların şahsi görüşleridir.

Dört bakan ve oğullarını da zanlı olarak içeren yolsuzluk operasyonu pek çok farklı algılamayı da ortaya serdi. Bu yazıda hükümetin bakışını ele alacağım. Sonraki yazıda gündemin diğer taraflarıyla devam edeceğim.

Hükümet cenahında operasyonun ihtiva ettiği ağır ithamlardan ziyade arkasında kimin olduğu temel sorun gibi görünüyor. Hatta başbakan birinci ağızdan bu operasyonun hükümete karşı bir komplo olduğunu iddia etti. Anayasaya aykırılık pahasına adli kolluk yönetmeliğini değiştirerek soruşturmaları hükümetin iktidar alanına dahil ederek kuvvetler ayrılığını fiilen bitirdi.

Yolsuzluk suçlamasıyla karşı karşıya kalan bakanlar koltuklarından durduğu gibi yolsuzlukla suçlanan iç işleri bakanı kendisini suçlayan soruşturmayı yürüten emniyet görevlilerini, kanunlar emretmemesine rağmen -zira adli kolluk sadece cuymhuriyet başsavcısına bilgi vermek zorundadır- kendisine bilgi vermedikleri gerekçesiyle görevden aldı. İşin hukuki boyutu bir yana hükümet sadece bu icraatıyla bile suçu zımnen kabul etmiş oldu.

Hükümetin iddia ettiği uluslararası güçler/cemaat komplosu tezini doğru kabul etsek bile cevaplanması gereken, olayın komplo olmasının hükümeti sorumluluğundan kurtarmadığı sorular mevcut.


1. Yolsuzluk soruşturmasının şekline ve arkasında bulunduğu iddia edilen odakların varlığına eleştiri getiren ve seçilmiş hükümeti/siyaseti savunma iddiasında bir hükümet taraftarları grubunun cevaplaması gereken: Hükümete karşı yolsuzluk soruşturması nasıl yürütülecektir? Yani seçilmiş hükümetin yolsuzluklarını soruşturmanın "darbe girşimi"ne çıkmayan bir yolu var mıdır?

2. Operasyonun arkasında gayrımeşru odakların varlığı kabul edilse bile bu, yolsuzluk suçlamalarını yalanlayamayan AKP hükümetinin kabul ettiği yozlaşmasına bir bahane midir?

3. Şayet bu yolsuzluk iddiaları bilenen bakanlarla sınırlıysa AKP neden 4 bakan için tüm meşruiyetini riske atmaktadır? Yok yolsuzluğa daha fazla bulaşılmışlık durumu varsa adli kolluğu iç işlerine bağlamak "sivil darbe" veya "hukuk dışına çıkmak" değil midir?

4. Halk Bankasının gerçekleştirdiği iddia edilen başarıları genel müdürünün evinden çıktığı iddia edilen 4.7 milyon doları mazur gösterir mi?

5. Görevden alınan emniyet görevlilerinin hepsi mi görevi kötüye kullanmıştır? 100 kadar emniyet müdür/yardımcısının aynı anda görevi kötüye kullanabileceği bir hiyerarşi düzenine iktidar partisi atamalarla nasıl ortam hazırlanmıştır? Bu atamaların sorumlusu seçilmiş kimdir? Görevden almaların gerekçesi görevi kötüye kullanma değilse hangi suçlamalara istinaden bu görevden almalar gerçekleşmiştir? Hangi hukuk kanalıyla hangi soruşturmalar yürütülmektedir ki bu kadar ciddi bir tasfiye yapılabilmektedir? Bu tasfiyede fişlemeler kullanılmış mıdır?

6. Son yapılan adli kolluk yönetmeliğindeki değişiklikle hükümetin hukuk dışına çıkması halinde kendi kendini soruşturmasını sağlamak demokrasiye ne katkı sağlamıştır? Hukuksuzluklarının yargılanamayacak olması AKP hükümetini kamuoyu nezdinde beraat ettirir mi?

Bu soruların cevabını hükümet seçilmiş olarak vermek durumundadır. Operasyonun arkasında bizzat şeytan dahi bulunsa bu soruların cevabını vermeyen bir hükümet meşru alan dışına çıkmıştır.


Hesap verebilirlik sandıktan sandığa olan bir demokrasi aracı değildir. Liberal demokraside seçilen hükümet hukuk sınıları içinde kalmak kaydıyla iktidarı devralır. Rutin dışına çıkmayı rutin haline getirmek uzun vadede hepimize kaybettirecektir.

AKP hükümetinin an itibariyle mevcut krizi temizlenme aracı olarak görmek ve yapısında yuvalanan yozlaşmış parçalarını tasfiye etmekten başka şansı yoktur. Aksi halde bu yozlaşmış yapı daha büyük sorunlar üretecek ve orta vadede çok daha büyük skandallarla uğraşmak durumunda kalacaktır. Kuvvetler ayrılığı ilkesiyle bu kadar pervasız oynamanın bedelini ise siyaseten çok ağır ödeyeceklerinden kimsenin şüphesi olmasa gerektir.


© 2013 3H Hareketi. Powered by Akıl Ofisi