Veganizm: Liberteryen Bir Savunu

  • Mustafa Aslan
  • 29 Ağustos 2014
  •     

Not: 3H Blog'da ifade edilen görüşler, yazarların şahsi görüşleridir.

Hayvan hakları hakkında okuma yapmaya iki sene kadar önce karar verdim. Vejetaryen bir iş arkadaşımla öğle yemeklerinde hayvan haklarını ve et yemeyi konuşuyorduk, ben de o esnada tabağımdaki tavuğu doğruyor oluyordum. Bir süre sonra kendimi Mephisto’dan elimde Gary Francione’ın Hayvan Haklarına Giriş kitabıyla çıkarken buldum.

Francione sözkonusu kitapta, hayvan haklarını garanti altına aldığı iddia edilen ve birçok ülkede kullanılan insanca muamele ilkesinin hayvanlara tam olarak hiçbir fayda sağlamadığını açıklıyor. Çözüm olarak, hayvanların mülkiyet olarak kabul edilmesine son verilmesini öneriyor. Kitap, hayatı boyunca yediği etin bir canlının ölmüş bedeni olduğunu asla düşünmemiş benim gibi biri için oldukça çarpıcıydı, iki ay sonra et yemeyi ve büyük ölçüde hayvansal ürünleri bırakmamın da ön ayağı oldu.

Gezi Direnişi’nde tanıştığım vegan ve vejetaryenlerin toplantılarına fırsat buldukça katıldım. Ne var ki duyduklarım tamamiyle anti-kapitalizm üzerinden şekillenen veganizm savunularıydı. (Bir ara oturup kapitalizm kelimesinden ne anladığınızı konuşalım?) Şaşırtıcı bir şekilde, veganların içinde liberteryenlere, liberteryenlerin içinde de veganlara rastlamak mümkün değil gibi. Şaşırtıcı diyorum, çünkü veganizmi sağlam bir teorik temele oturtabilecek tek düşünce sistemi liberteryenizm ve içinde barındırdığı saldırmazlık prensibi.

Çok kısaca özetlemek gerekirse, saldırmazlık aksiyomu (non-aggression principle), ötekiyle zora dayalı bir ilişki kurulmasını reddeden bir ilke. Liberteryenler arasında prensiple ilgili tartışmalar olsa da, temelde zorunlu olmayan her türlü şiddeti reddediyor.

Bu noktada öteki kavramında kafa karışıklığı yaşıyoruz. Bu kavramla söylenen şeyin diğer insanlar olduğu, hiçbir rasyonel açıklaması olmadığı halde baştan kabul ediliyor. Francione kitabında bu önkabulu tartışmaya açıyor. Yaşamakta ve acı çekmemekte çıkarı olan bir hayvanın, insandan tam olarak ne farkı olduğu sorusunu soruyor.

Bir hayvanın insandan farkının ne olduğu sorusuna verilen cevaplar genellikle bilinç ve sözleşme yapamama üzerinden şekilleniyor. Ama saldırmazlık prensibinin sözleşme yapma yetisi olmayan bebekler, bunaklar ve akıl hastaları için de geçerli olduğu düşünüldüğünde, bunun tatmin edici bir cevap olmadığı ortada.

Genellikle ikinci cevap olarak hayvanların zaten birbirini öldürdüğü ve bunun normal bir şey olduğu söyleniyor. Bu cevap da, saldırmazlık aksiyomunun, insanların birbirlerini asla öldürmedikleri varsayımı üzerinden yola çıktığını iddia etmiş oluyor. Oysa tarih boyunca milyonlarca insan, başka milyonlarca insanı öldürmüş olsa da, aksiyom bununla ilgilenmiyor.

Saldırmazlık prensibi, hayvanları da etik bir koruma altına alıyor. Bu prensibi kabul etmiş bir liberteryenin de, öteki ile zora dayalı bir ilişkiyi ve mecburi olmayan şiddeti meşrulaştırması düşünülemez. Ötekinin kim olduğunun bir önemi var mı?


© 2013 3H Hareketi. Powered by Akıl Ofisi