Türkiye'de Ermeni olmak

  • Sibel Dolgun
  • 19 Ocak 2015
  •     

Not: 3H Blog'da ifade edilen görüşler, yazarların şahsi görüşleridir.

Sayat Tekir, İstanbul’da doğmuş ve büyümüş bir arkadaşımız. Sosyoloji bölümünden yüksek lisans mezunu olan Sayat, Türkiye ve Ermeni kimliği üzerine araştırmalar yapıyor. Aynı zamanda dinlemekten oldukça keyif aldığımız Nor Radyo’nun da kurucularından. Kendisiyle Türkiye’de Ermeni olmak ve Ermeni kültürü hakkında keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik. 


Merhaba Sayat, seni kısaca tanıyalım.

1984'te İstanbul da doğdum. Anadolu Üniversitesi İşletme Bölümü'nü bitirdim. Ardından Mimar Sinan Üniversitesi’nde sosyoloji üzerine yüksek lisans yaptım. Ayrıca Nor Radyo'nun genel yayın yönetmeniyim.

Sosyoloji yüksek lisansı yapmış biri olarak, çalışmalarını ağırlıklı olarak ne gibi konular üzerine yürütüyorsun?

Masterımda Türkiye - Ermenistan ilişkileri üzerinden kimlik ve ulus devlet konularını araştırdım. Ermeni kültürüne ilişkin olarak Ermeni Kültürü Dayanışma Derneği'nde yapılan çalışmalara katkıda bulunuyorum. Ermeni kültürüne ve diline ilişkin etkinlikler ve paneller düzenleniyor; ben de tüm bu işlerin mutfak kısmında arkadaşlarıma destek olmaya çalışıyorum.

İstanbullu bir Ermeni olmanın sıkıntıları ve varsa avantajları nelerdir? Ermenistan’a gidince İstanbul'dan gelmenin farklılıklarını yaşıyor musun? Orada yaşayan Ermenilerin sana bakışları nasıl oluyor?

Azınlık olunca her yerde azınlık oluyorsun. İstanbul’da da azınlık oluyorsun, Ermenistan’da da azınlık oluyorsun. İlk başta şunu söylemek gerekirse bu gün İstanbul’da yaşayan çoğu Ermeni'nin Ermenistan ile bağları yok. Hepsi zaten Anadolu Ermenisi. Bir şekilde soykırımdan kurtulan insanlar. İstanbul’da Ermeni olmanın elbette çeşitli sıkıntıları var. İlk başta insanlar sana büyük bir ön yargı ile bakıyorlar. Hrant Dink’in öldürülmesinden sonra kısmen bir duyarlılık olduğu ortadaysa da, ön yargılar hâlâ devam ediyor. Örneğin çocukluk dönemimizde “Ermeni” kelimesi küfür olarak kullanılıyordu. Ben ilk öğretimi ve lise öğrenimimi bu sebeple Ermeni okullarında yaptım. Farklı etnik gruplarla yoğun olarak, dershaneye gittiğim zamanlarda birlikte olmuştum. Orası karma bir ortam olduğu için dışlamaları ve ön yargıları fazlasıyla yaşadım. Aynı şekilde büyük annemi görmeye gittiğim zaman bazı çocuklar tarafından çokça rahatsız edilirdim, çoğu zaman sadece Ermeni olduğum için küfürlere maruz kalırdım. Aslında çocuk benden küçüktü, dövebilirdim yani. (Gülüyor). Ancak bize sürekli haklı olsan dahi susmayı, tepkisiz kalmayı öğrettikleri için bir şey yapamıyorduk. Avantajları ise özellikle Hrant Dink’in öldürülmesinden sonra demokrat çevrelerden insanların zaten kötü olmayan yaklaşımları daha da ılımlı hale geldi. Öncesinde pek bir avantajını göremedim açıkçası. Ermeni muhasebecilerin ve doktorların çok daha güvenilir olduğunu söylerler. Bu sebeple daha çok tercih edilirler ama ne muhasebeciyim ne de doktorum. (Gülüyor). Bu sebeple pek bir avantajını görmedim. Bizler devlet politikaları sebebiyle yaşadığımız topraklara yabancılaştırıldık. Bu gün Ermeni deyince dışarıdaki insanlar “Ermenistan’dan mı göç ettiniz?” diyor. Oysa bizler yüzyıllardır bu topraklarda yaşıyoruz.

Ermenistan’a gittiğimde oradaki Ermeniler tarafından fazla ötekileştirilmedim ama elbette ötekileştirenler de oldu. Bunun temel sebebi Türkiye’de yaşıyor olmam, Türkçe konuşuyor olmamdı. Ama dediğim gibi çok az insan, genelde çok ırkçı-faşist insanlardı bu insanlar. Ermenistan’a gidince dışarıdan geldiğini hemen fark ederler. Giyiminden kuşamından anlarlar, konuştuğun dilden anlarlar. Biz Batı Ermenice konuşuyorken, orada Doğu Ermenicesi konuşulur. Hatta oldukça merak  ediyorlar buradaki yaşantımızı. "Sıkıntı çekiyor musunuz?", "Size ayrımcılıkla yaklaşıyorlar mı?" gibi sorular soruyorlar.

Peki Sayat, Ermeni halkının Türk milletinden talebi ve beklentisi nedir?

Sadece tarihsel konularla ilgili meselelerde politik sorumluluğu almak. Çünkü gerisi devletler arası bir meseledir. Sonuçta geçmişte yaşanan katliamlarla ilgili bugünkü insanların bir kabahati yok. Sadece soykırımı inkar eden partilerin parlametoya taşınmaması gibi politik bir sorumluluk var. Ermeniler içinde oldukça azınlıkta bulunan sağ partiler dışında kimsenin tazminat veya toprak gibi bir talebi yok. Bu azınlığın sesini medya daha çok taşıyor gündeme tabi. Savaş isteyenlerin sesi, barış isteyenlerden hep daha çok çıkar. Şunu unutmamak gerekir ki, tarihle yüzleşebilmek ciddi bir farkındalık yaratır.

Sen aynı zamanda Toplum Gönüllüleri Vakfı’nca (TOG) yapılan Yaşayan Kütüphane Projesi’nde de gönüllüsün. Bize biraz bu projeden ve yaşadığın ilginç anılardan bahseder misin?

"Yaşayan Kütüphane" ilk olarak Avrupa’da gerçekleştirilen, Türkiye’de de TOG tarafından uygulanan bir proje. Kişilerin toplumdaki farklı etnik kimlik, cinsel yönelim, dini inanç, mesleklere karşı önyargılarını yıkmak amacıyla yapılıyor. Bu özelliklere sahip kişiler kitap oluyor. Ön yargıları olan insanlar da okuyucu oluyor ve bu kimselerle birebir belli bir zaman dilinde konuşup sohbet ediyorlar. Bu kütüphanede sessiz olunmuyor aksine susulmaması gerekiyor.(Gülüyor) Bu projede başından beri varım ve hep çok heyecanlandırır beni. Çünkü bir şeyleri bireylerle birebir konuşmak, sorulara cevap olmak çok değerli. Bana gelen soruların büyük kısmı Ermeni soykırımıyla ilgili. Ermeni soykırımı var mıdır? Yok mudur? Çok az dil, yaşayış, kültür sorusu geldi. Bunun temel sebebi medya elbette. Hrant Dink soruları da sıklaştı özellikle 2007’den sonra. Bir keresinde bir grup gelmişti ve içlerinden biri benimle göz teması bile kurmadı. Hatta siz “şunu şunu yaptınız.” gibi zaman zaman hakaret içeren söylemlerde bulundu. Değişim ve ön yargıların kırılması benim için çok önemli, ki zaten projenin de amacı bu.


Bu röportajı okuyan Ermeni kültürünü, yaşayışını merak eden kişilere söylemek veya tavsiye etmek istediğin bir şeyler var mı?

Bahsettiğim dernekte zaman zaman kültür günleri ve çeşitli etkinlikler yapıyoruz. Yemeklerimiz ve müziklerimiz güzeldir elbette. (Gülüyor) Müzik olarak da çok fazla ortak yapıtlarımız var. Ezgilerimiz de çok benziyor. Hatta bazı öyle şarkılar var ki Ermeniceden Kürtçeye, oradan da Türkçeye geçiyor. Yine Türkçe eser veren Ermeni sanatçılar da var. Ermenice ağıtlar çok sevilir. Neden ağıt derseniz... Müziğin içinde hep yaşanmışlıklar vardır, yaşanan acıların sonucudur bu diyebilirim. 1915 tarihi Ermeniler için kültürel bir erozyondur aynı zamanda. Çokça bilgin, sanatçı, aydın öldürüldü. Bu sebeple bugün bir yenilenme çok zor, çünkü temelleri zayıf. Kalan önemli Ermeni edebiyatçılar arasında ise Migirdic Margosyan ve Hagop Mıntzuri var, ki ikisi de Anadolu kökenlidir.


© 2013 3H Hareketi. Powered by Akıl Ofisi