Sınırları aşmak

  • Ahmet Altundal
  • 28 Aralık 2014
  •     

Not: 3H Blog'da ifade edilen görüşler, yazarların şahsi görüşleridir.

Theo Angelopoulos'un Leyleğin Geciken Adımı filminde bir sahne vardır: Yunanlı asker, Türk sınırından içeriye doğru ayağını uzatır ama yere basmaz. Bu esnada da Türk askeri ona doğru nişan alır. Yunanlı askerin ayağını yere basmasıyla ölümü bir olacaktır. Bu unutulmaz sahne, ölüm ve hayat arasındaki sınırla, dünyaya çizdiğimiz yapay sınırlar arasında bir paralellik kurarak, bütün bunların anlam(sızlığ)ını gözler önüne sermektedir. 

Yıllar önce Lübnan'a gitmek üzere Suriye sınırından geçmiştim. Öncesinde sınırları geçmenin nasıl bir duygu olduğu merakıyla bir heyecan içerisindeydim. Antakya'dan sınırı aştıktan sonra yaşadığım en çarpıcı his, hiçbir his yaşamadığım gerçeğinin bende bıraktığı şaşkınlıktı. Sınırı aştıktan on dakika sonra da yaşadığımız aynı dünyaydı: Taşlar aynı taşlardı ve dağ aynı dağ idi. Ve gökyüzü her gün gördüğümüz gökyüzünden başka bir şey değildi. Sınırların anlamsız olduğunu önceden de düşünüyordum, ancak yaşadığım hissizliğin bende bıraktığı etki, bu fikrimi daha da kökleştirdi. Sınırları kutsallaştıranlara hiçbir anlam verememeye başladım. Neden bu kadar büyük bir suçtu sınırları aşmak? İçinde bulunduğumuz dünyanın, bu bize ait büyük toprak parçasının bir yerinden öbürüne ayak basıyorduk sadece.

Başka bir toprak parçasına ayak basıp, geçimini sağlamaktan başka bir derdi olmayan Uluderelilerin "pasaporta ısınmamıştı içleri". En büyük suçları, otoritenin "bahşettiği" bazı kağıtlara sahip olmamaktı. İnsan yapımı sınırları aştıkları için gözyaşları daha kurumadan "terörist" ilan edildiler. Ne de olsa "onlar zaten kaçakçıydı". Ve bu yüzden ölü bedenleri devletten pek itibar göremedi. Kendilerine ödenen tazminat, "sus payı" işlevi gördü. "Tatsızlık yaşamamak" için daha fazla bu konuyu deşmeye gerek yoktu. Kibir sahibi Yüce Devlet'imiz mağdurlardan özür dilemediği gibi, konu hakkında takipsizlik kararı bile verilmişti. 

Ancak vicdanlarımız Uludere'yi takip edecek ve bir gün bizim devletimiz de mağdurların önünde diz çökerek özür dilemeyi öğrenecek. Tarih susmaz: Bütün geçmişi müteselsil nisyanlardan oluşan Türkiye Cumhuriyeti'nde başka meselelerde de şahit olduğumuz gibi Roboski'deki gerçekler de bir gün bizi özgürleştirecek.


© 2013 3H Hareketi. Powered by Akıl Ofisi