Şili özel emeklilik programına son verecek mi?

  • Kubilay Atlay
  • 13 Haziran 2014
  •     

Not: 3H Blog'da ifade edilen görüşler, yazarların şahsi görüşleridir.

Türkiye’de sonu bucağı gelmeyen sosyal güvenlik, özel emeklilik şirketleri, devletin vatandaşlarına güvenmemesi ve onları geleceği planlayamayan zaman-miyobu bireyler olduğu düşüncesine ilişkin bir katkı olabileceği gerekçesiyle Remberto Latorre-Artus'un şu adresteki “Şili, özel emeklilik programına son verecek mi?” isimli yazısını çevirdim ve ilgilenenlere sunuyorum.


Şili özel emeklilik programına son verecek mi? 

Şili’nin sosyalist başkanı Michelle Bachelet ülkenin zorunlu bireysel emeklilik hesapları (IRA) üzerindeki 35 yıllık reformunu gözden geçirmek için bir komisyon oluşturdu. Bachelet, “30 yıl sonra bugün sistem kamu sisteminin bitiminden sonra verdiği sözü tutup tutmadığını tespit etmek görevimizdir” açıklamasını yaptı. 

Başkanlık kampanyası esnasında sistemi ve anayasayı değiştirme sözü vererek bireysel emeklilik hesaplarına karşı önyargısını ortaya koymuştu. Başkanlığının ilk döneminde (2006-2010) Dünya Bankası tarafından desteklenen üç “ayaklı” sistem ile programa alternatif oluşturmuş ve Arjantin, Bolivya, Macaristan ve Polonya’daki gibi kamusal mülkiyetin (veya orta malının) trajedisinin tohumlarını attı. 
Şili’deki sistemi kısaca anlatmak gerekirse, vatandaşların sosyal güvenlik için ödedikleri vergiler doğrudan onların hesaplarına aktarılıyor, çalıştıkları sürece bileşik faizle büyüyor. Bu zorunlu bir tasarruf zira bu katkılar mecburi, ancak devlet buradan bir kuruş bile almıyor, onun yerine para vatandaş tarafından özgürce seçilen ancak devletçe regüle edilen Emeklilik Fonu Yöneticisine (PFA) gidiyor. Sistemin başarısına katkıda bulunan şeylerden birisi bireylerin her ay ve birkaç tıkla yaptıkları paranın nereye gideceğinin tercihi. Bu durum PFA’lar arasında rekabete ve getiri oranını maksimize etme inisiyatifine yol açıyor. 30 yıldan uzun süredir Şili’deki sistem çalışanlara enflasyondan ortalamada %9 daha fazla getiri sağlamış durumda. 
Buna rağmen Bachelet PFA’ların, devletin çalışanlardan topladığı vergilerden emeklilere maaş vereceği PAYGO sisteminin vereceği sözünü verdiğinden daha “adil” bir fayda sağlayıp sağlamayacağını tespit etmek istiyor. Başka bir deyişle, şimdiki sistemin aksine primler bir yatırım getirisi getirmeyecektir. 

Bachelet’in hedefi kurnazca ve samimi değil zira hükümetin verdiği sözlerin ekseriyeti ortada olmayan fonlara dayanmaktadır; söz verilen maaşların verilmesi refah devletinin büyümesi sonucunu doğuracaktır. Ona kıyasla hiçbir özel anlaşma müşterileri zarar görmeden amaçlananın aksine büyümez. 

Başka bir deyişle, özel güven fonlarına dayalı bir sistemin adilliğini, saadet zincirine dayalı zorlama sistemi mukayese edemezsiniz. Gerçek mesele önceden hangi sistemin daha fazla riskli olduğunun belirlenmesidir. Basitçe, verilen sözler nasıl tutulacaktır? Daha önce başka yazılarımda da belirttiğim gibi, PAYGO sisteminin saadet zinciri yapısı yeni nesillere hiç imzalamadıkları bir sosyal sözleşme ile daha fazla yük getirmektedir ve büyük ihtimalle bugün sözü verilen paranın yarın orada olmayacağını göstermektedir. 

Komisyonun “uzman” danışmanları arasında geniş seçim yelpazesi ise tanınan ve sınırlandırılmamış politik müdahaleye cevaz verebilecek olan London School of Economics’ten (LSE) Nicholas Barr var. Bir diğer üye ise Polonya’nın özel emeklilik fonlarının en büyük karşıtlarından ve bu fonların %502sinin kamulaştırılmasının en büyük destekçilerinden Varşova Ekonomi Üniversitesinden Leokadia Oreziak. Ekonomist Marek Tatala’ya göre Oreziak şimdi de bu fonların tamamının kamulaştırılması, özel fonların yokedilmesi ve kaynağı meçhul PAYGO sistemine geçilmesini savunuyor.
Komisyonun maharetle oluşturacağı politika önerilerinin amaçlarını tartışmak niyetinde değilim. Ancak ilk bakışta bu akademik elitin hükümet yetkililerinin özel sektördekilerden daha hünerli oldukları yönündeki romantik bakış açısından mustarip olduğu görünüyor (fazlası burada). Bu davranışsal asimetri piyasanın insanlar kendi çıkarları için hareket etmelerinden dolayı başarısız olduğunu ve devlet sektöründeki diğerkâm insanlarca bu hatanın düzeltilebileceğini iddia etmektedir. Devletin başarısızlığı akla hiç getirilmemektedir. 

Hâlbuki kamu emekliliğinin hali pür melâli devlet başarısızlığının apaçık kanıtıdır ve politikacıların, genelde, ahlaksız şekilde kendi çıkarları için hareket edeceğini göstermektedir. Bu durumda sormamız gereken sorular şunlar: 1) Hangi başarısızlık daha büyük zarar verir, piyasanınki mi, devletinki mi ve 2) Nasıl düzenlemeler istenen sonuçların alınmasında daha başarılı olacaktır – az sayıda insan tarafından planlanan mı, yoksa müşteriler ve onları mutlu ederlerse para kazanacak girişimciler mi? 

Bu karşılaştırmalı analizde devlet emekliliği hep kaybedecektir, zira kâr-zarar sistemince sınırlandırılmamaktadır bu yüzden de daha verimsiz olmaya mahkûmdur. Birçok BBP [1] ülkesinde emeklilik fonlarının tükenmesi büyük bir devlet başarısızlığıdır ve Şili’nin kapısında beliren tehlike budur. Bolivya ve Arjantin’deki trajediler insanların romantizmden kurtulup emekliliğin nasıl işlediğini anlamalarını sağlamalıydı, ama belli ki olan bu değil. 
Emeklilik programlarının ikinci ayağının eriyen fonları hükümetlerin risksiz bir çözüm öneremediklerinin sapasağlam kanıtı. Eğer Bechelet komisyona normatif bir görev vermek istiyorsa Şili’nin hangi riski almaya istekli olacağını araştırmaları emrini versin: Bireylerin kendileri için değerlendirmede bulunup özgürce hareket edebilecekleri bir sistem mi, yoksa özgür bireysel hareket alanı bırakmayan bir sistem mi...
IRA’ların sistemi piyasa performansına, bireysel tercihe ve sorumluluğa dayanır. Bu, toplumun baş edebileceği bir risk taşımaktadır. Merkezi Bismarkyan anında ödeme sistemi ise zorlamaya ve siyasi performansa dayanmaktadır. 

Aslında mevcut sistemin varlıkların sadece var olan PFA’lar arasında değil daha geniş finansal araçlar arasında da daha serbestçe hareket edebilmesi için nasıl geliştirilebileceğini araştırmamız gerekir. Örneğin PFA’lar için yasal sınırlandırmaları kaldırmak oligopolleri elimine edecek ve daha büyük rekabete yol açacak, yönetim giderlerini azaltacak, bireysel tercihi genişletecek ve “batmak için çok büyük” olma tehlikesini bertaraf edecektir. 
Daha başka bir reform gerekmemektedir Bayan Başkan.

Yine de komisyon kuvvetle muhtemelen zorlayıcı bir PAYGO (vergilerden emekli maaşı ver) sisteminin verimlilik artışı ile sürdürülebilir olacağını gösteren istatistikleri ortaya dökecektir. Bu sadece kâğıt üzerinde çalışmaktadır çünkü genç işçiler verimlilik artışı olsun olmasın kendilerine empoze edilen yüksek vergi yükünü kabul etmeyeceklerdir. Mamafih komisyon gerekli uzman görüşünü verecek ve fonlama sistemini değiştirmek için yeşil ışık yakacaktır. 

Ancak yanılgı içine düşülmesin, rakamlar teorik olarak doğru olsa ve PAYGO sisteminin gelir oranı PFA’ların hepsinin toplamına denk olsa ve onu geçse bile BBP kulübü ülkelerinin yarattığı ikinci ayak sisteminin Avrupa çapında genişleyen trajedisi devlet tarafından kontrol edilen sistemin teorik üstünlüğünü alt etmektedir. Uygulama siyasetçilerin er ya da geç bu vergi gelirlerini harcayacağını bize göstermektedir. Sonuçta bireylerin mülkiyet haklarının olmadığı herhangi bir sistemin sürdürülebilirliğini ispata yeltenen bütün istatistiksel çabalar beyhudedir. 
Her iki sistemin risklerini değerlendirirken şunun göz önünde bulundurulması gerekmektedir: eğer bir PFA fonları tırtıklamaya niyetlenirse müşteriler “oylarıyla” onu piyasanın dışına iteceklerdir. Ama aynını devletler yapmaya kalkarsa, ki halihazırda olan budur, bireylerin hareket alanı bulunmamaktadır ve gelecek için birikimleri yok olmaktadır. 

“Çalışanlardan toplanan vergilerden emekli maaşı ödeme” sisteminin uzun vadeli sürdürülebilirliğini ispatlamaya yönelecek daha başka ekonomik analizler ve istatistiki manevralar, zaman ayırdığınıza değmeyecektir. 


[1] “Bu Başkasının Problemi” anlamına gelen kısaltma bugün yapılan sistemin sonraki nesillere aktardığı probleme refere ediyor (çn) 


© 2013 3H Hareketi. Powered by Akıl Ofisi