Özgür bir ses: Ahmet Samim

  • Mustafa Aslan
  • 09 Nisan 2014
  •     

Not: 3H Blog'da ifade edilen görüşler, yazarların şahsi görüşleridir.

“Kardeşim Şevket,

...

İttihat ve Terakki Cemiyeti idamıma hükmetmiş, idam olunacağım. Bunu nîm resmî (yarı resmi) bir surette tebliğ eylediler. Haberiniz olsun. Yalnız, arkadaşlardan bir şey rica ediyorum. Bana Hasan Fehmi’ye yaptıkları gibi mükellef (özenli, gösterişli) bir cenaze alayı tertip etmesinler. Demirciköyü’nde bir bayır tepesinde küçük ve garip bir köy kabristanı vardır. İstiyorum ki beni oraya defnetsinler. O mezarlığın kenarında gençliğimin en tatlı birkaç saati şiir ve hülyasını geçirdim, fikrimin o küçük mezarlıkta olduğu kadar hiçbir yerde o kadar derin bir sükun ve istiğraka daldığını bilemem. Mezarlığın bulunduğu tepeden bütün kırlar, tarlalar, etrafın uzakta birer küçük ve yeşil demete benzeyen koruları, ormanları… ve nihayet ta ilerde Karadeniz’in kâh rakid ve kebud (durgun ve mavi), kâh beyaz ve mütehevvir (coşkulu) sathı bipâyân (sonsuz) görülür. Cenazemin de orada kalmasını rica ediyorum.

Emin olun ki, kalbimde hiçbir korku duymuyorum. Bana dindarâne bir tevekkül geldi ve ölmeye razı, hazırım. Yalnız ne zaman olacağını bilmiyorum.

Yakında inşallah görüşür ve tafsilatıyla anlatırım. Gözlerini öperim.

...”

Yukarıdaki satırlar, Eminönü’nde vurularak öldürülmesinden önce Ahmet Samim tarafından bir mektupta yazılıyor. [i] II. Meşrutiyet’in bu muhalif sesini ilk kez geçtiğimiz aylarda, Sunay Akın’ın bir programında duymuştum. Hakkında biraz okudum ve her okuduğum metin daha fazla meraklandırdı beni. [ii] Sadece 26 yıl duyurabildiği hür sesi ise baştan aşağı büyüledi.

Ahmet Samim, Prens Sabahattin’in fikirlerinden etkilenerek Ahrar Fırkası’nı kuranlardandı. Ahrar Fırkası’nın ideolojik temelleri ferdiyetçilik, teşebbüs-i şahsi ve adem-I merkeziyet olmak üzere, liberal değerlerdi. İttihat ve Terakki’ye karşı daha demokrat ve kozmopolit bir alternatif olarak kurulmuştu ve II. Meşrutiyet’in muhalif basını tarafından destek görüyordu.

Samim, hayatı boyunca birçok gazete yayınladı ve birçoğunda da çalıştı. Güçlü ve sivri bir dili vardı. Halit Ziya Uşaklıgil, onun gibi yazarlar hakkında “Türkçeye taze bir can veren” tanımını kullanmıştı. Samim öldürüldüğünde yanında olan ve yanlarındaki fırına kendini son anda atarak hayatta kalan Fazıl Ahmet Aykaç, Ahmet Samim’In keskin bir zekaya, alaycı bir tavra ve haksızlığa isyan duygularına sahip olduğunu söylüyordu.

Her zaman Osmanlı toplumunda eksik olduğundan şikayet ettiği medeni cesaret, Ahmet Samim’in hayatının tek bir kurşunla bitmesine sebep oldu. Hasan Fehmi’yle başlayan ve uzun zaman devam edecek olan “kurşunla sansür” geleneğinin bir kurbanı da o oldu.

Ahmet Samim’in hikayesi hüzünlü bir hikaye, ama hüzünlü olduğundan daha fazla ilham verici. O, baskı rejimleri arasında seçim yapmak zorunda hissetmeyi ve bugünün görece daha müferreh baskı rejimini, eskisini düşünerek yeğlemeyi reddetmiş özgür bir yazar.

Gazete köşelerinin özgürlük fikrini yaymak yerine iktidarı hoşnut etmekle meşgul yazarlarla dolu olduğu dönemlerde, “Kalbimde hiçbir korku duymuyorum.” diyebilmiş insanları hatırlamanın öneminin çok büyük olduğuna inanıyorum. Bundan yüz yıl önce susturulmuş Ahmet Samim’in sesini yeniden yükseltmenin borcunu üzerimde hissediyorum.

 

[i] Tarık Zafer Tunaya, Hürriyetin İlanı, Dördüncü Bölüm Notları

[ii] Hakkında yazılmış en ayrıntılı çalışma ve bu yazının da kaynakçası için bkz: Mehmet Hastaş, Ahmet Samim


© 2013 3H Hareketi. Powered by Akıl Ofisi