ODTÜ'deki olaylar ve "haklı olmanın dayanılmaz hafifliği"

  • Barış Ertürk
  • 29 Aralık 2015
  •     

Not: 3H Blog'da ifade edilen görüşler, yazarların şahsi görüşleridir.

Türkiye'de sol, bilhassa sol örgütlerin üniversite yapılanmaları hiçbir zaman evrensel anlamda çoğulcu, çeşitlikçi, tahammül sınırı yüksek bir niteliğe kavuşmadı. "Sürü" halinde dolaşmanın verdiği özgüvenle, çoğu zaman güçlerini "doğru"yu dayatma aracı olarak kullanmaya çalıştılar. Şu ana kadar da olayların başından itibaren üniversitedeki sol örgütler tarafından en çok kullanılan argüman olan, "mescidlerde namaz kılan öğrencilerin IŞİD yanlısı olduğu ve namaz öncesi/sonrası IŞİD propagandası yapıldığı" iddiasının içini dolduracak mantıklı bir önermeye ya da argümana rastlamadım. Bu iddialar doğru olsa bile buna karşı tutumlarının ahlaki ya da etik olup olmadığı ayrı bir tartışma konusu.

Yalnız bu olayda kaçırılmaması gereken bir nokta daha olduğunu düşünüyorum. İktidar partisi üyelerinin ve havuz medyasının evrensel hukuk ilkelerine işlerine geldiği zaman sımsıkı sarılmasına hayran kalmamak (!) elde değil. İktidarın bütün unsurları, Türk siyasetinde gelenekselleşen merkez sağ pragmatizminin bir sonucu olarak, çıkarlarıyla kesiştiği anda evrensel hukuk ilkelerini -genel politik ve sosyal amaçlarını/faaliyetlerini "unuturcasına"- ironik bir şekilde savunmaya başlıyorlar. Kendilerine has politikaları savunurken herhangi bir argümantasyon, temellendirme üretemeyen yapılar günlerce ve gecelerce evrensel hukuka referansla olayları değerlendiriyorlar ve bu tür konuların gündemden düşmemesi için adeta çırpınıyorlar.

ODTÜ'deki saldırıyı gerçekleştirenler tabii ki kınanmalıdır, ancak ülkenin geleceğinde asıl tehdit de gözden kaçırılmamalıdır. Zira sol görüşleri radikal düzeyde savunan üniversite öğrencileri azınlıktadır ve ODTÜ'deki olaylar kontrol altına alınamazsa dahi kolluk kuvvetlerinin desteğiyle olaylar çok kolay bir şekilde "çözülebilir".

Burada beni en çok korkutan şey, bilhassa son 10 yıl içinde "Anadolu'nun bağrından kopmuş sıradan insanın" üniversiteye gitmesiyle, sosyalleşmesiyle başlayan süreçle birlikte bu insanların "apolitik pragmatist muhafazakar" bir kuşak oluşturması ve AKP'nin pragmatist sağ siyasetinin ve söyleminin sokakta hakim kılınmasıdır.

Bu tanımla şunu kastetiyorum: Evden işe, işten eve ya da okuldan eve evden okula giden, sekülarizmin "nimetlerini" kendi hayatında içselleştirmiş lakin kızlı erkekli evlerde kalınmasının engellenmesi gibi girişimlere, internet yasaklarına, ülkedeki "cami enflasyonuna", alkol konusundaki regülasyonlara karşı çıkmayan, daha doğrusu bu meselelere hayatının bir parçası olmadığı için "ilgisiz", zorunlu din derslerini, öğrencilerin imam hatip okullarına mahkum edilmesini "eski tahakkümü kırdığı ve zamanında çok daha kötüleri onlara yapıldığı için" meşru gören, ibadetlerini özgürce yapmak için "direndikleri" ODTÜ'de 20'ye yakın mescid ve cami varken diğer dini unsurlara dair bir yapı olmamasını dert etmeyen, yürütmenin yasama ve yargıya müdahalesini ve bu unsurların bütünleşmesini gerektiğinde belli durumlarda meşru gören bir kitle.

Bu kitle, politik olarak kendini AKP'li olarak tanımlasın ya da tanımlamasın, AKP'nin bireysel özgürlükleri kısıtlayan, evrensel hukuka karşı politikalarının devamı için doğal bir taban ve "teminat" oluşturabilir.

Şunu da not olarak düşeyim, böyle bir kitlenin oluşmasını "tehdit" olarak değerlendirmem; bu kitlenin bastırılması, kısıtlanması veya herhangi bir hukuksuz yöntemle sosyal hayatın dışarısında bırakılmasını meşru gördüğüm ya da desteklediğim anlamına gelmiyor. Kitleyi bu yüzden "apolitik" olarak değerlendirdim. Bahsettiğim kitle bir erkeğin bir kızla evlilik ya da akrabalık bağı olmadan birlikte yaşamasını desteklemeyen, bundan rahatsız ancak bununla ilgili herhangi bir yaptırım ya da düzenleme yapılmasa da bunu çok sorun etmeyecek, "umursamayacak" insanlar.

Herhangi bir yerde herhangi bir kitlenin ibadet etmesi engelleniyorsa, bu sorun tabii ki gerekirse güç kullanılarak çözülmelidir. Zaten bu olayda da 200-300 "solcunun" gerekirse polis zoruyla bastırılması çok zor olmayacaktır. Ancak "haklı olmanın dayanılmaz hafifliği"nin verdiği "hazla" adeta şov yapan iktidar unsurlarına karşı çok dikkatli olmak gerekir.

Zira bu olaya son derece "hassas" yaklaşan Erdoğan'ın, bakanların, havuz medyasının, "sokaktaki insanın" mesele aynı ilkeler üzerinden başka kesimlerin evrensel özgürlüklerine geldiğinde aynı hassasiyeti göstermeyeceği çok açık.

ODTÜ'de "evrensel özgürlükler adına" öğrencilere su sıkan TOMA'lar, "evrensel özgürlükler adına" büyük bir zevkle biber gazı tabancasının tetiğini çeken polisler, "evrensel özgürlükler adına" göreve davet edilen savcılar, aynı ilkeleri başka kesimler adına uygulamak için orada olmayacak.

Çünkü karşı karşıya olduğumuz zihniyete göre, evrensel özgürlüklere göre muamele için önce bunu "hak etmemiz gerekiyor". Şayet "darbeci, paralel, tek parti zihniyeti savunucusu, ahlaksız, fitneci, anarşist" iseniz, talep ettiğiniz evrensel özgürlüklere şu an ulaşılamıyor; dilerseniz sinyal sesinden sonra mesajınızı bırakabilirsiniz.


© 2013 3H Hareketi. Powered by Akıl Ofisi