Nasıl bir liberal düşünce?

  • Ahmet Altundal
  • 01 Kasım 2014
  •     

Not: 3H Blog'da ifade edilen görüşler, yazarların şahsi görüşleridir.

Doğruluk nedir? Kuşkusuz bu sorunun doğru bir cevabını vermek zor gibi görünüyor. Felsefe tarihinde halihazırda verili mantıksal ilkelere dayanarak doğru önermeler ortaya çıkabileceğini düşünen de olmuştur, doğruluğu yargının nesnesiyle uyumunda arayanlar da... 

Mutlak rasyonalizm, yalın aklımıza dayanarak önerme düzeyinde bilgiler oluşturabileceğimizi öngörür. Ne var ki, tecrübeden soyutlanmış bir akla onay veren merciin sağlam temelleri olduğu kuşkuludur. Özünde katı rasyonalizmin yaptığı, kendisi bir senaryo yazıp, ardından kâtilin uşak olduğunu bize yeni bir bilgi gibi sunmaktan başka bir şey değildir.

Maalesef liberal / liberteryen camiada da fikirleri soyut akla havale etmek yaygın rastlanan bir durum ve bu bütün yanılgıların kaynağı olabiliyor. Düşünme yönteminde görülen bu sıkıntı, sadece ve sadece mantıksal tutarlılık kaygısı, pratikteki dünyaya karşı savaş açmakla sonuçlanabiliyor. Doğruluğu tartışılmaz bir genel ilkeden neredeyse bütün mantıksal sonuçların çorap söküğü gibi türetilebildiği gibi bir yanılsama oluşabiliyor. 

Liberal camiada rasyonalizmin cezbediciliği sebepsiz değil elbette: Teorik olarak tıkandığımız yerde soyut akıl, tutarsızlık ihtimalimizi ortadan kaldırıyor ve bu da fikirlerimize destek arayışına bir anlamda cevap veriyor. Ardından konforlu bir zihinle, teorilerimizi mutlu mesut savunarak hayatımıza kaldığı yerden devam edebiliyor, haklı olduğumuzu hissedebiliyor ve ateşli bir şekilde inancımızı dışa vurabiliyoruz. 

Gözardı edilen şu: Rothbard ve Ayn Rand gibi filozofların ateşle savunduğu rasyonalist fikirlerin hiçbir temeli yok. Aklın yapısında a priori olarak bilginin var olduğu hiçbir zaman gösterilemedi. Tam tersine insanın doğal yapısına atfedilen her şey bir kurgunun sonucuydu. Belki "özdeşlik ilkesi" gibi düşünmenin başlangıç noktasını oluşturan ve herkesin üzerinde uzlaştığı bir unsurun a priori varlığı inandırıcı olabilir; gelgelelim bilginin aracısız olarak akıldan türetildiğine dair hiçbir inandırıcı kanıt ortaya konulmuş değil.

Bu düşünme sisteminin pratikteki en büyük tehlikesi şu: Dış dünyaya karşı inzivaya çekilmiş aklımıza sığınınca, korkarım ki, meşrulaştırmakta zorlanabileceğimiz hiçbir şey yoktur. Elbette bahsedilen şekilde düşünen herkesin tehlikeli fikirlere sahip olduğunu iddia etmiyorum; tehlikeli olan onların fikirleri değil, fikirlerini yürüttüğü şablonudur. 

Örneğin Rothbard'ın hayvan haklarıyla ilgili söyledikleri ilgi çekici. Özetle şöyle buyuruyor üstad: 

(1) Sadece haklarını talep edebilecek rasyonel kapasitede olanların hakları vardır.
(2) Hayvanların haklarını talep edebilecek bir rasyonel kapasitesi yoktur.
(3) O hâlde, hayvanların hakları yoktur.

Burada tartışmak istediğim hayvanların haklarının olup olmadığı değil, fikrin üretilmesini sağlayan mantık yapısı. Önermeler kendi içlerinde gayet tutarlı görünüyor. Bu söylenenlerin doğru olduğu anlamına gelir mi? Tutarlılık, doğruluk anlamına gelseydi, birbiriyle zıt şeyler söyleyen, ancak her biri kendi içlerinde tutarlı bir sürü insanın söylediklerinin hepsinin doğru olması gerekirdi. Birden fazla doğru olabilir mi?

Üçüncü önermenin doğru olduğunu iddia edebilmek için öncelikle (1)'in doğruluğunu göstermemiz gerekir. Bu bakımdan daha (1)'de takılı kalıyoruz. 

Kürtaj meselesinde liberteryenlerin ve birçok etik filozofunın da öne sürdüğü argümanların birçoğunda da aynı durum göze çarpıyor. Zor bir konu olduğu muhakkak; ne var ki, bu durum aceleci ve başından beri kabul ettiğimiz fikirleri doğrulamaya yönelik bir argümantasyonu meşrulaştırmaz. 

Kürtaj yanlısı en popüler argümanlardan birisinin şu olduğu söylenebilir:

(1) Sadece bireylerin hakları vardır.
(2) Cenin, birey değildir ve bu yüzden onun hakları yoktur. 
(3) O hâlde, kürtaj meşrudur.

Bu argümanın benzerini kürtaj yanlısı etik düşünürü Mary Anne Warren "biyolojik anlamda insan" ve "ahlaki anlamda insan" ayrımına gitmek suretiyle ileri sürmüş, "insan olmak" ve " hak sahibi olmak" arasındaki ilişkiyi kuramadığı gerekçesiyle Don Marquis tarafından da eleştirilmişti. *

Mevzubahis düşünme şablonu soru yağmuruna tutulmayı hak ediyor: a) Birey nedir? b) Neden sadece bireylerin hakları vardır? c) Birey olmanın getirdiği hangi niteliğin "hak sahibi olmak"la ilişkisi vardır?  

Bu soruların cevabı verilmedikçe, tartıştığımız konu hakkında söylenen her şey havada kalacaktır. Aklımız aynada kendine bakıp, ne kadar haklı olduğunu yine kendisine ifade edecektir sadece. 

Elbette haklarımızın temeli gibi bir konuda epistemolojik anlamda doğruluk beklenemez. Ancak etiğe ilişkin yargılarımızı yanlış bir epistemolojiye yasladığımızda, hiç kimsenin yararına olmayacak sonuçlar ortaya çıkabilir. Ve elbette fikirlerimizi ön kabullerden tamamen azade kılamayız. Ahlaki öncülleri, pratikte elde ettiğimiz faydayı esas alarak oluşturabiliriz. Bu bizi kesin bir sonuca göstermez kuşkusuz, ancak soyut aklın kendisini doğrulamasından daha ileri bir yere götüreceği muhakkaktır. Eylemin sonuçlarına değil, kendisine odaklanılan katı bir görev ahlakı tanımlayan Kant dahi, satır arasında  ahlakın sonuçsal olarak mutluluk getirdiği için değerli olduğunu dile getirmişti. Hakları temellendirmeye dair bir ön kabulde bulunacaksak dahi, bunu akılsal kurguları değil de, pratikte elde ettiğimiz mutluluğu esas alarak yapmak, liberaller için daha gerçekçi bir çözüm olmaz mı? 

"Fakat kime göre, neye göre?" demeden önce bir düşünün derim.


*

http://www.amber-hinds.com/wp-content/uploads/2012/01/warren-moralandlegalstatusofabortion.pdf
http://faculty.polytechnic.org/gfeldmeth/45.marquis.pdf
 


© 2013 3H Hareketi. Powered by Akıl Ofisi