Merkezsizleştirilmiş ekonomiler ve devletlerin dijital nakitleri

  • Tarık Beyhan
  • 12 Haziran 2015
  •     

Not: 3H Blog'da ifade edilen görüşler, yazarların şahsi görüşleridir.

Geçtiğimiz yıl Bitcoin’in yasaklandığı Ekvator’da, Aralık 2014’te Elektronik Para Sistemi (Sistema de Dinero Electrónico) adıyla dünyanın devlet eliyle üretilen ilk dijital nakitinin barındırılacağı hesaplar açılmaya başlandı. 2015 yılının Şubat ayında ise bu para belli başlı bazı ticari işlemlerde kullanılmaya başlandı.

Zayıflayan para birimi ve bankacılık krizi nedeniyle 2000 yılından itibaren ABD Doları kullanmaya başlayan Ekvator, her ne kadar sadece şu anki sistemini desteklemek ve yoksulluğu azaltmak için bu elektronik para birimine geçtiğini iddia etse de bu pek inandırıcı gelmiyor. Dolar sayesinde düşük faiz ve enflasyon ile stabil bir ekonomi sağlamaya başlayan Ekvator hükümetinin niyeti kâr elde etmek olmasaydı, elektronik ödemeler üzerinde tekel kurmaya çalışmak yerine, özel sektörle rekabet ederek elektronik ödemelerin maliyetinin düşmesini ve bunun yoksullar için daha kullanışlı hale gelmesini sağlardı.

Fiziki para basmanın ve sürekli yenilemenin kendilerine yarattığı yıllık 3 milyon dolar civarı maliyetten kurtularak, senyorajdan elde edecekleri geliri artırmayı başaracakları bu sistemi kalıcı hale getirdiklerinde, dolar ile dönen ekonomilerinin yönünü tek merkezden yönetilen bir dijital nakite çevirmemeleri için hiçbir neden yok. 2015 yılının ortalarından itibaren bu para ile vergilerin de ödenebileceğini belirten Ekvator hükümeti, dijital paranın istenildiği zaman fiziksel paraya da dönüştürülebileceğini iddia ediyor. Bu vaadin de zamanında ABD’de altın standartının kaldırılması gibi zamanaşımına uğrayacağı kesin.

Ekvator örneği hayata geçen ilk örnek olsa da Yunanistan da bu çizgide ilerleyecek gibi gözüküyor. Syriza hükümetinin Maliye Bakanı Yanis Varoufakis, bakan olmasından yaklaşık 1 yıl önce, Euro’nun deflasyonist etkisine karşı dijital bir para birimi kullanmanın yararlı olacağını belirten bir blog yazısı yayınlamıştı (BITCOIN: A flawed currency blueprint with a potentially useful application for the Eurozone). İktidara gelirken ortaya atılan popülist ekonomi politikalarının gerçeklerin duvarına toslamasıyla geri adım atmaya başlayan Syriza hükümeti, hala ihtiyaç duyduğu yardım paketini alamayınca iki seçeneği kaldı: Ya hükümetin çatlamasını göze alıp Troykanın istediği kemer sıkma politikalarını uygulayacaklar, ya da Varoufakis’in 1 yıl önce savunduğu dijital para sistemine geçecekler. Varoufakis, 2 yıl sonra 1500 € karşılığı vergiyi ödemek için kullanılabilecek dijital paraların 1000 € karşılığında piyasaya sunulmasını, bu sayede likitideyi artırarak enflasyon yaratılmasını ve aynı zamanda toplanan Euro’lar ile dış borçların ödenmesini öneriyordu. Kısa vadede hükümeti kurtaracak bu çözüm ile uzun vadede Yunanların pek de refaha erişemeyeceği ortada.

En son örnek ise ABD’den geldi.  ABD St. Louis Merkez Bankası başkan yardımcısı David Andolfatto devlet destekli “Fedwire” adlı bir dijital paraya geçilmesi için tavsiyelerde bulunuyor. Peki dijital nakitler niye bu kadar gündeme girmeye başladı?

Merkez Bankaları dünyanın hemen her yerinde özerk olarak konumlandılarsa da her zaman politik bir enstrüman olarak kullanıldılar. Mübadele aracı olarak merkez bankalarının -aslında hükümetlerin- bastırdığı paraların kullanılması, iktidarların kısa vadeli politik manevralarını oldukça kolaylaştırdı. Fakat bu manevraların, bireylerin servetlerini tüketici etkisi bulunması nedeniyle, birçok laissez-faire yanlısı ekonomist on yıllardır paranın devletin kontrolünden çıkarılması gerektiğini savunuyor. Bunun için altın standartına geçilmesi en çok dillendirilen istekti. Altın standardı isteyenlere göre, altın gibi doğada az bulunan bir maden karşılığında para basılması, devletin senyoraj yoluyla gizli bir vergilendirme yapmasının önüne geçecek, insanların birikimlerine devletler el atamamış olacaktı. Fakat altın standartı uzun yıllardır devletler tarafından sıcak bakılan bir uygulama olmadı.

Altın ve gümüş sikkelerin ardından banknotların da politik etkiye kapalı olması nedeniyle, geçtiğimiz yüzyılda itibari para yaygınlaşmaya başladı. İtibari paralar sembolik miktarlarda karşılıklara -altın ya da altın karşılığı basılmış başka bir döviz gibi- sahip olsa da aslında değerini onu basan kurumun itibarından alıyor. Son olarak internetle birlikte ortaya başka bir itibari para türü olan dijital para (e-money) çıktı. Dijital para bugünkü bankacılık sektörünün temelini oluşturan para birimi. Büyük bölümünün basılı karşılığı olmayan dijital paralar, paranın fiziki bir araç olmasının gerekmediğini ispatlayan ilk örnekti. Fakat bu paralar da, tüm itibari paralar gibi bir güven mekanizmasına dayanıyorlar ve hala istismara açıklar.

Paranın devletle kurulan bir güven ilişkisi üzerinden kıymetlendirilmesinin sorunlara neden olduğunu, zira merkez bankalarının -yani devletin- sürekli para basarak bu güveni defalarca suiistimal ettiğini düşünen laissez-faire yanlısı programcılar internetin icadından beri bir çıkış yolu arıyorlardı. “Liberty Reserve” ve “E-gold” gibi girişimler politik manevralar için kıymeti düşürülemeyecek bir dijital nakit üretmeye çalıştı. Dijital para yerine dijital nakit kavramını kullanmalarının nedeni, nakit para gibi, kişiler arasında para aktarımının üçüncü bir kurum olmadan gerçekleşmesini sağlamaya çalışmalarıydı. Fakat 0 ve 1’lerden oluşan birer bilgisayar dosyası olan bu dijital nakitlerin kopyalanıp tekrar kullanılmasının önüne geçmek için birer dijital merkez bankası kurmuşlardı. Para miktarını yine bir merkezi otoritenin belirleyebildiği bu bağımsız dijital merkez bankalarına, devletin merkez bankalarına güvenildiği kadar güvenmek mümkün değildi. Bu nedenle bu sistemler başarısız oldu.

2009 yılına gelindiğinde ise tüm dünyayı şaşırtacak derecede iyi tasarlanmış bir para birimi ortaya çıktı: Bitcoin. Avusturya İktisat Okulu geleneğine bağlı, sıkı bir Mises hayranı olan Satoshi Nakamoto rumuzlu programcı Bitcoin’i neden yarattığını ve nasıl çalıştığını açıklarken nasıl bir değişimin önünü açtığının farkında gibi gözüküyordu.

Satoshi, Merkez bankalarının paranın değerini düşürmemek konusunda güvenilir olması gerekirken, tarih boyunca bunu suiistimal ettiklerinden yakınıyordu. Devletlerin sürekli para basarak insanlardan bir çeşit para vergisi almasını eleştiriyor, para arzının öngörülebilir şekilde ilerlemesi gerektiğini söylüyordu. Dijital yolla yapılan bir çeşit madencilik yoluyla para arzı sağlanan Bitcoin, toplamda 21 milyon adet çıkarılabilecekti ve ne sıklıkla ne kadar artacağı önceden belirlenmişti. Bununla birlikte, dijital paranın tekrar tekrar kopyalanıp kullanılmasını engellenmek için eski girişimlerdeki gibi merkezi bir sunucu kullanılmayacak, “blok zinciri” adı verilen, piyasadaki tüm Bitcoinlerin bilgisini tutan bir çeşit hesap defteri kripto edilerek Bitcoin ağında dolaştırılacaktı. Bu sayede iki kişi arasındaki bir para alışverişinde merkez bankalarına ya da herhangi bir üçüncü kişi ya da kuruma ihtiyaç duyulmayacaktı. Güvene ya da itibara değil, kriptolojiye dayanan bir para birimi vardı artık. Nakit gibi aracısız aktarımı yapılabilirdi.

Aynen de öyle oldu. Bitcoin bir çok kişiyi şaşırtacak şekilde hızlı şekilde kabullenildi ve kullanılmaya başlanıldı. Bugün dolaşımdaki Bitcoin’in karşılığı 3.5 milyar doları aştı. Bu da giderek büyüyen, devletlerin kontrol edemediği, vergilendiremediği bir alışveriş ağı yarattı. Bazı devletler Bitcoin ile vergi ödemelerinin yapılmasının bile önünü açarken, bir çok devlet Bitcoin kullanımını yasakladı. Fakat yasakları pratikte uygulayabilmek imkansıza yakın.

Devlet müdahalelerinden kaçınmaya çalışan dijital aktivistler, interneti tamamen devletlerin kontrolü dışına çıkarmayı amaçlıyor. Günümüzde bir ya da bir kaç sunucuya dağıtılmış şekilde hizmet veren web siteleri devletler tarafından rahatça kapatılabilirken, yeni geliştirilmeye başlanan MaidSafe ağına dahil olanlar kendi bilgisayarlarının depolama alanları karşılığında websitelerini kriptolanmış şekilde diğer kullanıcıların bilgisayarlarından yayınlayabiliyorlar. Sistemin düzgün işlemesi için her websitesinin yüzlerce farklı bilgisayara kopyalandığı bu sistem sayesinde, devletlerin bir websitesini kapatması ancak tüm interneti kapatmasıyla mümkün hale geliyor.

Fakat artık devletlerin tüm interneti kapatması da pek mümkün değil. Arap Baharı sırasında tüm internet erişimini kesen devletlere karşı aktivistler yeni bir çözüm geliştirdi: Kablosuz Mesh Ağları. Bir kaç farklı grup tarafından yürütülen kablosuz mesh ağları projeleri, basit bir yazılım yüklemesi ile insanların kullandıkları kablosuz cihazları birbirine bağlayarak var olan telekomünikasyon altyapılarını gereksiz hale getirmeyi amaçlıyor. Şimdilik dünyanın %5’ini kapsayan bu aktivist ağları, giderek yaygınlaşıyor.

Kısacası, devletlerin müdahale etmesi mümkün olmayan bir internet ağında, devletlerin müdahale etmesi mümkün olmayan web siteleri, devletlerin müdahale etmesi mümkün olmayan para birimleriyle alışveriş yapma imkanı vermek üzere. Tamamen merkezsizleştirilmiş bu ekonomiye karşı devletlerin elinde kalan tek koz ise satın alınan fiziki ürünlerin hala fiziki dünyada sevk edilecek olması. Sevkiyat sırasında yakalanacak ürünlerin vergilendirilmesi ve yüksek cezaların kesilmesi yoluyla sistemin işlemez hale getirilmeye çalışılması dışında yapılabilecek pek bir şey yok. Tamamen kontrol altında tutulan sınırlardan milyonlarca dolarlık kaçakçılık yapılırken, kayıt dışı ekonomi %30ların üstündeyken bu yolun da pek işlevsel olmadığı açık.

Bu nedenle, Ekvator, Yunanistan ve ABD’deki gelişmeler devletlerin yeterince büyümemiş dijital nakit piyasasını kontrol altına almak için, dijital nakit ile dijital parayı birleştiren, merkezsizleştirmeyi ortadan kaldıran, merkez bankalarının rolünü koruyan “politik paralar”ı piyasaya süreceği beklentisini yaratıyor.

Bakalım, yüksek vergi politikalarının işlemeyeceği, devletlerin ekonomideki rolünün zayıflayacağı bu sisteme karşı devletler ve devletlerin merkez bankaları direnebilecekler mi?


*Bu yazı ilk olarak 12-18 Nisan 2015 tarihli Bloomberg Businessweek Türkiye'de yayınlanmıştır.


© 2013 3H Hareketi. Powered by Akıl Ofisi