Makyaj akarken

  • Soner Bastiat
  • 29 Temmuz 2015
  •     

Not: 3H Blog'da ifade edilen görüşler, yazarların şahsi görüşleridir.

AKP'nin barış konusunda oldukça ağır adımlar attığını, silahların susmasının (ateşkesin) geçici birtakım çözümlerden ibaret olduğunu, derin yapıların bu sükunet ortamını ilk fırsatta bozmak için imkan kolladığını, oyalamanın daha devam edemeyeceğini defalarca söylemiştim. "Barışa Bak!" türündeki sloganlar ve kampanyaları zamanında kısmen desteklemiş olsam da, esasında bu tür iyi niyetli girişimlerin, iktidarların arzu ettiği zaman kazanma/oyalama süreçlerini yeniden üretebilmesine hizmet edebileceği uyarısında bulunmuştum, zira öyle de oldu.

Barışa sadece bakılmasından korkuyordum, sükunet döneminin suistimallere ve komplolara çok açık olduğu gün gibi ortadayken, o günlerde hükümeti daha net ve hızlı adımlar atması için zorlaması gerekenler, sadece "Barışa Bak!" treninin fotoğraflarını paylaşarak, trene yönelen ulusalcı/milliyetçi ilkel tepkilere kendilerince ağızlarının payını vererek rahatlıyor ve barışa hizmet ettiklerini düşünüyorlardı.

Gelir çarkları savaş ve çatışma ortamlarından beslenen yapıların ve insanların varolduğu bu coğrafyada bu kadar top çevirirseniz, bir gün birilerinin o topu sizden kapması ve pozisyonu gole çevirmesi kaçınılmazdır. Bu tehlikeye dikkat çekmeye çalışanlar "çözüm süreci"ne karşı olmakla itham edildi.

Bu kadar kritik bir süreçte, zaman kaybetmeden somut adımların belirlenip, belirli bir çerçeve halinde ve hızla hayata geçirilmesi gerekiyordu. AKP pek çok siyasal ve sosyal problemde kalıcı/evrensel hukuk normlarına bağlı çözümler yerine geçici-idare edici/makyajlı "Türk-işi" durumlar yaratmayı alışkanlık haline getirdiğinden, bu sorunu da öyle ele aldı. Müzakereler başlattı, Öcalan'a açıklamalar yaptırarak ateşkesi sağladı. Tamam bunların hepsi güzel de mesela Kürtlerin, devlet okullarında kendi anadillerinde eğitim almaları için daha kaç yıl beklemeleri gerekiyordu? Örgütün elindeki en büyük argümanlardan birisi buyken, "özel okullarda Kürtçe öğrenebilirsiniz" şeklinde pembe çözümlerle oyalama tüm hızıyla devam etti. Aynı AKP, halkın büyük bir kesiminin çok daha fazla tepki gösterebileceği and içme törenlerini yasaklarken elini oldukça çabuk tutmayı biliyordu. Bunun dışında da AKP milli iradeyi dilinden düşürmüyor, fakat seçim barajını bir türlü indirmeye yanaşmıyordu. Anadilde eğitim, yerinden yönetim, siyasal partiler kanunu veya koruculuk gibi mevzular AKP’ye göre değildi. Onlara göre, TRT-Şeş’te Erdoğan’ın ne kadar süper bir lider olduğunu Kürtçe dinlemek zaten büyük bir demokratik atılımdı.

Son olarak, barış konusunda samimi olanlar Demirtaş'ın bu topraklar için bir umut taşıdığını görmeli ve "PKK-Demirtaş aynı işte kardeşim!" basitliğine kaçmadan, daha serinkanlı düşünmeye gayret etmeli. Erdoğan'ı "muhafazakarlarla Kürtleri biraraya getirebilecek yegane lider" olarak tanımlayanlar, Demirtaş'ın da "beyaz Türklerle Kürtleri ortak bir noktada buluşturabilecek yegane kişi" olduğunu idrak edebilmeli. Samimi olarak soruyorum: bugün Demirtaş'ın siyaset sahnesinden çekilmesi kimin ne işine yarar? Savaşın hanesine ekstra puanlar yazılır o kadar... Barışa gerçekten bakanlar, Demirtaş’a da iyi bakmalılar. Herkes bilmelidir ki, Kürtler ancak ve ancak meşru siyaset kanalları içerisinde kendilerini daha çok gösterme imkanı buldukça aşırılıklar törpülenecek, mecliste daha çok sandalyeye kavuştukça karşılıklı güven ortamı zamanla daha iyi tesis edilecektir. Bundan rahatsız olanlar türlü oyunlarla bunun önüne geçmeye çalışsa da, uzun vadede varacağımız nihai yol bundan ibarettir.

Bir gün bu topraklarda elbet sular durulacak. Hakikat er ya da geç galip gelecek ve herkes eşit vatandaş sayılacak. Tabii bunun insanoğlu Mars’a yerleşmeye başlamadan önce gerçekleşmesi daha anlamlı olacaktır.


© 2013 3H Hareketi. Powered by Akıl Ofisi