Kürtaj ve mülkiyet

  • Ahmet Altundal
  • 01 Haziran 2015
  •     

Not: 3H Blog'da ifade edilen görüşler, yazarların şahsi görüşleridir.

(Bu çevirinin orijinali http://www.libertariansforlife.org/library/rightbeg.html adresinde yayınlanmıştır)

Yazar: Dr. Edwin Vieira, Jr.

Kürtaj Tartışmasında Kullanılan “Kadının Bedeni Üzerinde Mutlak Tasarruf Hakkı Vardır” Yargısı, Neden Sadece Kendini Doğrulayan Bir Varsayımdan İbarettir?

Bazıları kürtajın meşru olduğunu iddia ediyor, çünkü onlara göre (i) kadınların doğum kontrol yöntemlerini kullanma hakkı vardır, (ii) kadınların bedeni, onların özel mülküdür ve bu yüzden elbette onun üzerinde tasarruf hakkı vardır. Ancak bu öne sürülenlerin hiçbiri kürtaj yanlılarını desteklemiyor. 

Birinci olarak şunu söyleyebiliriz: Kadınlar üç ayrı yolla gebeliğin veya bir çocuk dünyaya getirmenin önünü kesebilirler: (i) Cinsel ilişkiden uzak durarak, (ii) korunma yöntemlerini kullanarak, (iii) kürtaja başvurarak. (Ayrıca bebeğini doğum sonrasında imha ederek bu amaçları gerçekleştirebilirler, ancak kürtaj yanlılarının çok az bir kısmı bunu desteklemektedir) 

Cinsel ilişkiden uzak durmanın ve korunma yöntemleri kullanmanın bir  hak olduğundan kimsenin şüphesi yoktur. Ancak burada tartıştığımız mesele “kürtaj hakkı”dır. Kürtajın meşru olduğu, zira bir kadının doğum kontrol yöntemlerini kullanmaya hakkı olduğu iddiası, totolojik bir mantığın sonucudur. Bu argüman bizlere sadece şunu söylemektedir: “Bir kadının kürtaj hakkı vardır, çünkü vardır”. Bu bir argüman değildir, yalnızca bir fiat önermedir. * Fiat önermeler, iddiayı temellendirme tek başına yetersizdir.  

İkincisi, kadının vücudu onun özel mülküyse dahi, ki hiçbir liberteryen bunu inkar edemez, doğmamış çocuğun aynı zamanda kadının mülkü olup olmadığı sorusu yine cevapsız kalmaktadır.

Doğmamış bir çocuk, biyolojik olarak, karaciğer, kalp veya diğer organlara benzer bir şekilde bedenin bir parçası değildir. Doğmamış çocuk, annesiyle özel bir simbiyotik ilişki içerisinde olan, ayrı bir varlıktır fakat onun bir parçası değildir. Bu yüzden doğum öncesi çocuklar, annelerinin özel mülkü değildir.

Doğmamış çocuklar, kuşkusuz ki, annelerinin bedeni içinde yaşamaktadırlar. Ne var ki, bir varlık sadece bir özel mülkün içinde veya üstünde olduğu gerekçesiyle mülk sahibinin mülkü haline gelmez. (Başkasının mülküne izinsiz giren bir kişi bile, mülk sahibinin mülkü haline gelmez. Bundan dolayı bir mülke izinsiz giren kişiye, mülk sahibinin istediği tasarrufta bulunacağı iddiası geçersizdir.) Doğmamış çocuğun doğana kadar annenin bedeninde yaşama hakkı veya ayrıcalığı olup olmadığı sorusu hâlâ cevaplanmayı beklemektedir. Eğer böyle bir hak varsa, onun kadının istediği zaman ortadan kaldıracağı bir özel mülk olduğundan bahsedilemez.

Bir kadın, bedeni içerisindeki çocuğu tahliye etmek, yani doğmamış bir çocuğu imha etmek için gereken fiziksel güce elbette sahiptir ve bu anlamda çocuk, daima böyle bir fiziksel bir gücün tahakkümü altındadır. Buna istinaden, çocukların metaforik ve fiziksel anlamda annesinin mülkü olduğu söylenebilir. Ancak burada tartıştığımız, doğmamış çocukların ahlaki ve hukuki anlamda kadının mülkü olup olmadığıdır, sorun budur: Annenin sahip olduğu fiziksel gücü mutlak anlamda kullanması, haklı veya adil bir eylem midir? (Kâtil, kurbanı üzerinde her zaman fiziksel güce sahiptir. Bu durum kurbanı metaforik olarak, kâtilin fiziksel anlamda bir “mülk”ü yapabilir, ancak buradan hareketle cinayet ahlaken meşrulaştırılamaz. Mülk üzerindeki geçici unsurlar, bahsi geçen hakkın kapsamına girmez; en azından bu konuda liberteryenlerin fikri bu şekildedir) 

Bundan ötürüdür ki, kürtaj üzerine yürütülen bu ahlaki tartışmada, bir kadının doğmamış çocuk üzerindeki fiziksel gücünün varlığı, çocuğun kadının mülkü olduğu fikrini temellendirmeye yönelik, kendi başına anlamlı bir argüman üretmez.

Sonuç olarak, kadının bedeni üzerinde tasarruf hakkı olduğu gerekçesiyle kürtajı meşru kılan bu argüman bir noktayı kaçırmaktadır: Bir kadının belirli bir eylemi, bir başka bedene ve hayata, yani doğmamış bir çocuğa zarar vermeye yöneldiği zaman, bu eylemin ne gibi bir meşru zemini olacaktır? Bütün insanların kendi bedeni üzerinde tasarruf hakkı vardır, ancak bu durum kişinin bedenini kullanarak, bir başkasının bedenine saldırıda bulunmayı meşrulaştırmaz. O halde, bu noktada sadece kadının mülkiyet hakkından bahsetmek yeterli değildir. Üzerine düşünülmesi gerekenler şunlardır: (i) Doğmamış çocuğun kendi haklarına sahip bir birey, anneden bağımsız bir varlık olup olmadığı, eğer bir bireyse, (ii) annenin karşısında hangi haklara sahip olduğu. Eğer çocuk bir birey değilse veya hakları olmayan bir bireyse, (mantığın bir gereği olarak) o halde kadının mülküdür. Ancak çocuk haklara sahip bir bireyse, (mantığın bir gereği olarak) taşıdığı bu haklar, onu kadının mülkü olmaktan çıkarır. Doğmamış çocukların statüsüne dair bu iki soru cevaplanmadığı takdirde, kadınların “mülkiyet hakkı” kürtajı destekleyici rasyonel bir argüman oluşturmaz, aksine bu sayede rasyonaliteden uzaklaşılmış olunur.

* (ç.n. Fiat önermeler, temellendirilmediği halde, kendini bir hakikat gibi sunan, ancak sadece varsayımlara dayanan ifadelerden oluşur.)


© 2013 3H Hareketi. Powered by Akıl Ofisi