Kürtaj hakkı liberteryenizmin mantıksal gereğidir

  • Gökçe Seven
  • 18 Şubat 2014
  •     

Not: 3H Blog'da ifade edilen görüşler, yazarların şahsi görüşleridir.

Bu çevirinin orijinali http://www.wendymcelroy.com/news.php?extend.4835 adresinde yayınlanmıştır.

Yazar: Wendy McElroy

Bir kadının kürtaj olma hakkını kabul etmemek demek liberteryenizmin dayanak noktasını inkar etmek demektir. Liberteryenizm ekseriyetle "the non-initiation of force" (güç kullanmaya öncülük etmeme) olarak ifade edilir; fakat güç kullanmaya öncülük etmek neden yanlış olsun ki?

Cevap, daha esas bir ilkenin altında yatıyor.

17.yy İngiltere'sinin Levellers'leri bu ilkeye "öz-mülk sahipliği" derken ilk Amerikan anarşist Josiah Warren bundan "bireyin hakimiyeti" diye bahsetti. 19. yy Amerikan kölelik karşıtları ise "öz- sahiplik" kavramını her insanın sadece insan olmasının doğal gereği olarak bedeni üzerinde sahip olduğu yetki olarak tanımladı. Şiddete ön ayak olmanın neden yanlış olduğu sorusunun cevabı şudur: Çünkü şiddete maruz kalan olan insanın öz-sahipliği ihlal edilmiş olur. Barış yanlısı olan her insanın kendi bedeni üzerindeki yasal yetkisi bireysel insan hakkını oluşturur.

Daha az teorik terimlerle ifade etmek gerekirse: derimin altında ne varsa o benimdir. Mümkün olan en temel ve varoluşçu anlamda benimdir. Eğer bedenim de benim değilse o halde yeryüzündeki hiçbir şey bana ait olamaz. Eğer atardamarlarıma akan kanın üzerinde hakkım bulunduğu iddia edemezsem, o halde emek vererek tasarladığım sandalye veya yetiştirdiğim domates üzerinde de mülkiyet hakkım olamaz. Nasıl olsun ki? Akciğerlerimden çıkan nefes bana ait değilken emeğimin ürünü olan mahsüller neden bana ait olsun?

Bedenim üzerinde hak sahibi olan kişi olarak onun üzerinde hakimiyet kurmakta tek söz sahibi kişi benim. Eğer bir cenin varlığını benim yediğim besin ve atan nabzım vasıtasıyla sürdürüyorsa, o halde onu korumayı ve onun varlığını sürdürmesini reddetme hakkına sahibim demektir. O ceninin gelişmesini durdurma hakkına sahibim. Cenine bir başka insanın bedensel fonksiyonlarını tüketme hakkını vermek demek tek beden üzerinde iki farklı hak iddiasını güçlendirmektir. Birinin bir başkasının bedeni üzerinde mülkiyet hakkı sahibi olması anlamını karşılayan sözcük 'kölelik'tir ve bu da liberteryenizmin anti-tezidir.

Kürtaj hakkının reddedilmesi liberteryenizmin başka anahtar kavramlarını da yok eder. Bireysel insan hakları "menfaatlerin doğal uyumu" (natual harmony of interests) fikrine dayanır. Bu, tüm insanların birbirilerine karşı iyiliksever şekilde hareket ettiği veya istekleri konusunda asla ihtilafa düşmedikleri manasına gelmez. Bu, benim kendi öz-sahiplik haklarımı veya birinci sınıf haklarımı ifa etmemin sizin muadil haklarınızı ifa etmenizi ihlal etmediği manasına gelir. Benim Allah’a inanma hakkım ile sizin ateist olma hakkınız arasında bir ihtilaf yoktur. Benim ifade özgürlüğüm sizin ifade özgürlüğünüzü ortadan kaldırmaz. Eğer bu tür haklar kendi arasında çelişseydi, o zaman evrensel olamazlardı; herkes tarafından eşitçe sahiplenilemezlerdi. Bir ceninin hak sahibi bağımsız bir birey olduğunu varsaymak, hamile kadının bedeni üzerindeki haklarını ifa edebilmesi ile açıkça çelişiyor. Bu varsayım, "menfaatlerin doğal uyumu" (natural harmony of interests) teorisini bertaraf ederek mantıksal bir yanlışlık haline geliyor. Aynı zamanda bireysel haklara sahip bir ceninin varsayımı, ceninin sadece bağımsız bir cenin olduğu için insan haklarını ilerini sürüp süremeyeceği sorusunu da beraberinde getiriyor. Sonuçta ceninin bir şekilde canlı ve potansiyel bir insan olduğu inkar edilemez. Ve fakat; 'potansiyel' lik hali, 'hakikat'lik hali değildir; farazi bir olasılık halidir. Bir insan olmanın zaruri gereği, bizzat kendi başına ve diğerlerinden ayrı olarak bir mevcudiyete sahip olmaktır. Doğum anına kadar da cenin ayrı bir mevcudiyette değildir. Cenin fiziken kadının bedeni içersinde ve kadının solunum ve dolaşım sistemine bağlı olduğu müddetçe insan hakkı iddiasında bulunamaz; bir insan değildir. Doğumda, cenin biyolojk olarak ayrı ve özerk hale gelmiştir; insan haklarının tümüne haizdir. Buna rağmen dışarıdan yardım olmaksızın hayatta kalamaz; bununla birlikte, bu gerçek onun haiz olduğu insan hakların etkilemez. Bebek, insanların herhangi bir yardımına çaresizce muhtaçtır.

Bazen ceninin bağımsızlığına sebep olduğu için kadının cenine karşı sorumlulukları olduğu söylenir. Sorumluluk kelimesini kullanabileceğiniz iki anlam vardır. İlki; bir başka insana karşı olan yasal yükümlülüğünüzün kabulüdür. Bu, kürtajı yasaklamayı tercih edecek olanların kullandığı anlamdır. Ve tartışma tekrar şu soruyu doğuruyor: Cenin, kendisine karşı sorumlulukların vuku bulacağı bir canlı mıdır? Kesin olan şudur ki cenin ile hamile kadın arasında bu manada sözleşme yapamayacağından; ceninin de hakkında talepte bulunacağı bir sözleşme söz konusu değildir

Sorumluluk kelimesinin diğer anlamı hareketlerinizin sonucu olan belirli olayları kabul etmenizdir. Dolayısıyla olaylarla uğraşırken onların sonucu olarak zaman ve ahlaki sorumluk yükünü kabul edersiniz. Bir kadın kürtaj masrafını karşılamak için şahsi parasını kullandığında hamileliğinden ileri gelecek olan tüm sorumluluklarla yüklüdür. Kürtaja karşı olanların "sorumluluk" kelimesini birbirinden ne kadar uyumsuz ve tutarsız anlamlarda kullandığına dikkat edin. Bu, tecavüz sonucu olan gebeliklerle nasıl başa çıktıklarını da ifşa ediyor. Kadın, seçme şansının olmadığı hiçbir olaydan sorumlu tutulamaz. Mevcut durumda cenin hala bir insan ve kürtaj hala bir cinayet ise ve kadının sorumluluğun artık bir önemi yoksa sorumluluk meselesi neden dillendiriliyor ki?

Bununla birlikte sorumluluğun sonucunun olduğu bir anlam vardır ki o da ahlaki sorumluluktur. İnsan hayatına değer verdiğiniz ölçüde insan hayatının potansiyelliğine de değer vermelisiniz. Hamilelik süreci ilerledikçe ve cenin açısından potansiyellik aktüelliğe doğru evrildikçe ceninin korunan ahlaki değeri de artar. Bu tutuma katılıyorum ve uzun dönem hamileliğini sonlandırmanın peşinde olan herkesle kuvvetli bir şekilde tartışırım. Ama herhangi bir kadının kürtaj yoluyla kendi bedenini kontrolünü önlemek için cebri veya yasayı yöntem olarak kullanmam.

Kürtaj karşıtı tutumun feci neticeleri vardır ve liberteryenizm ile uyumsuzdur. Kürtaj karşıtları olan kimseler bunlarla uğraşmaktan hiç hoşlanmasalar da argümanlarının temeli "ama bir yasa olmalı" olduğu müddetçe şu soru tamamen akla yatkın olacaktır: Nasıl bir yasa?

Eğer cenin bağımsız bir insansa, o halde kürtaj net bir şekilde birinci dereceden taammüden işlenmiş cinayettir ve bu suç türü için öngörülen hangi cezalar varsa o cezaların konusu olmalıdır. Kürtaj yaptıran kadın ve doktorlar cezai sorumluluk altında olabilirler ve belki de ölüm cezası da buna dahildir. Kürtaj karşıtları, bazen tarihte kürtajın bu tür bir cezaya konu olmadığını, gelecekte de konu olacağını varsaymanın gereksiz olduğunu belirterek konu hakkındaki sözlerinden dönüverirler. Buna firar denir. Bu tartışma ahlak teorisi ve adalet teorisi ile ilgilidir; tarih ile değil. Eğer kürtaj taammüden cinayet ise o zaman yapacakları şey bu cinayet için öngörülen hafif cezalar yoluyla bizi rahatlatmak yerine bu cezaları kınamak olmalı.

Sonuç olarak; kürtaj karşıtı tutum güçsüzdür, kendi içinde çelişkilerle doludur ve tehlikeli bir şekilde yanlıştır; çünkü "hak" kelimesini kavramın anlamının aldığı çerçeveyi inkar eden ve kendisiyle çelişen bir tarzda kullanmaktadır. Sahip olduğunuz "öz-sahiplik" (self- ownership) deriniz ile başlar. Net bir şekilde "derimin altındaki her şey beni oluşturur; ve işte bu benim iznim olmadan kimsenin geçemeyeceği çizgidir" diyemiyorsanız o halde insan hakları ve liberteryenizm için hiçbir temel yoktur.


© 2013 3H Hareketi. Powered by Akıl Ofisi