Kolektif hazımsızlık

  • Öner Yiğit
  • 22 Nisan 2014
  •     

Not: 3H Blog'da ifade edilen görüşler, yazarların şahsi görüşleridir.

Liberal Gençlik Kongresi’nin (LGK 2012) afişlerini İstanbul Üniversitesi Merkez Kampüsü'ne asmaya karar vermiştik. Eski koordinatörümüz Mustafa Aslan ile birlikte hukuk-siyasal-iktisat fakültelerinde boş bulduğumuz panolara her koridora ikişer tane afiş asacaktık. Kimseden korkumuz yoktu. Bahane arıyorduk aslında, ‘İstanbul Üniversitesi’nde sadece Komünistler, İslamcılar, ülkücüler yok; ‘Biz’ de varız’ demek için. Mustafa’yla koridorlarda boş panoları tespit edip LGK afişlerini asmaya başlamıştık. Bu arada kendimizi hazırlamışız, kolektiflerle muhatap olma ihtimalimiz yüksekti çünkü. Sonuçta “kutsal” mücadeleleri gereği, içinde liberalizm geçen afişler astığımız için bize karışabilirlerdi. Büyük bir motivasyonla afişleri Beyazıt Yerleşkesi’ne asıyoruz, öğrencilerden ilgi de var, afişleri inceliyor, not alıyorlar. (Ne de olsa kırmızı, siyah, sarı renkli amatör orak-çekiç afişleri mide bulandırmaya başlamış; mavi, turkuaz renkli afişlerin “marjinal” kabul edildiği bir okul.  Belli ki LGK afişleri üniversitelilerin dikkatini çekmişti.)  Sona doğru elimizde bir iki tane afiş kalmış ancak bantımız bitmişti. Panolarda, daha önceki afişlerden kalma kullanılmış ancak iş gören bantlarla kalan afişleri astık. (Bu arada Mustafa, ilginç bir nokta yakalamıştı. F. A. Hayek’in ‘kendiliğinden doğan düzen’ teorisini hatırlamış ve panoya yapıştırılmış, kullanılmış bantların fonksiyonlarının bitmiş gözükmesine rağmen öngörülemeyen bir şekilde, farklı zamanlarda başka kişilerin [biz oluyoruz] afişlerinin asılmasına da yaradı. Ayaküstü teori-pratik çakışması anı yaşamıştık.)

Kolektiflerle şaşırtıcı bir şekilde asarken herhangi bir münakaşamız olmamıştı. Doğrusu, “Hayret kolektifler, nihayet başka fikirlere saygıyı öğrenmiş, okulu babalarının çiftliği görmekten vazgeçmiş ve eski faşist tavırları terk etmişler.” diye de düşünmedik değil. Sıra astığımız afişleri kontrol etmeye gelmişti. Hukuk fakültesi girişinden girip İktisat Fakültesi kapısından çıkacaktık. Afişleri astığımız panolara yöneldik ve kolektiflerin, astığımız afişlerin üstüne kendi afişlerini astıklarını gördük. (Üstelik aynı panoya ikişer tane), bazı afişlerimizi çöpe atmışlar, artık jakoben beyinliler nasıl bir öfkeye kapılmışlarsa afişi yırtarken yarısı panoda asılı kalmış. Biz de paçavraları söküp panoya asılan diğer aynı paçavranın üstüne astık. Çift dikiş yaptık yani. Yukarıda komünistler için ettiğim hayrete bu kez hayret ettim. Çünkü ben “malımı” biliyordum, neden bunların başka fikirlere saygıyı öğrendiklerini düşünmüştüm ki. Ben de Mustafa da sinirlenmiş durumdayız. Biri bu yapılan şerefsizliği sahiplense de karşımıza alıp konuşsak derdindeyiz. Beklenildiği üzere kimse çıkmadı. Hâlbuki onların anladığı dilden konuşmayacaktık, “devrimci şiddet” uygulamayacaktık, zaten iki kişiydik, liberallik rasyonellik gerektirir, dayak yemeye de niyetimiz yoktu. Belki ‘medeni olmak’ üzerine komünistler için bir giriş ders veririz dedik ama o da olmadı, kimseyi karşımızda bulamadık. Afişleri birer birer yeniden astık. Sonrası malum, yine çıkarmışlardı.

***

Dün bizim iki yıl önce yaşadığımız bu olayın bir benzerini bu kez de Ankara Üniversitesi’nden bir arkadaşımız yaşamış. 3H Hareketi’nin il il gezerek düzenlediği “Özgürlük Yolu” seminerlerinin bu haftaki durağı Ankara’ydı. Bu panelin afişlerini –dekanlıktan onay alarak-  asmak istemiş ancak bilindik manzarayla karşılaşmış. Bizim afişleri alçakça çıkarmışlardı, karşı karşıya gelmeye yüzleri yoktu ancak neyse ki bu sefer arkadaşın yanına gidip açık açık “3H'ye dair ve liberal hiçbir şey bu okulda afiş olarak, etkinlik olarak bulunamaz.” denilmiş. Eklemeyi de unutmamış: “Diyaloğa kapalıyım.” O afişler bir daha asılmayacakmış, “Asarsam ne olur” demiş arkadaş da, beyni Deniz Gezmiş’in “kahramanlıkları”nı dinlemekle sulanan bu yoldaş, “devrimci şiddet” uygulanacağını belirtmiş.

 ***

Böylelikle gece gündüz YÖK’ün kaldırılması, üniversitelerin özgürleşmesi için eylem düzenleyen, ses tellerini kaybedercesine polisin okula girmesini istemediklerini iddia eden bu tiplerin, özgürlükten ne anladıklarını da görmek zor olmuyor. İnsanın temel hak ve hürriyetlerini, insana, fikirlere saygıyı, ahlakı ve entelektüel mücadeleyi konu alan bir “Özgürlük Yolu” paneli de komünistler için düzenlemek gerekiyor. “Beyazıt Faşizme mezar olacak.” diye diye ses tellerini kaybettiler, hâlbuki asıl faşizm, kendi zihinlerine işlemiş, haberleri yok. Henüz farklı fikirlere saygıyı öğrenemeyen, kendi düşüncelerini sorgulama ihtiyacı hissetmeyen bu insanlar, entelektüel mücadelede neden hala geride kaldıklarını anlama erişkinliğinde değiller. Hala bilindik eski retorikleri tekrarlamakla meşguller. Okulları özgürleştirmekten meğerse kastettikleri, okulu kendi çiftlikleri haline getirmekmiş. Ve bu çiftliklerde tıpkı Orwell’ın “Hayvanlar Çiftliği”ndeki “Koca Reis” rolünü oynamakmış.

Twitter: @bironerimvar


© 2013 3H Hareketi. Powered by Akıl Ofisi