Kim muhafazakâr kim değil?

  • Faruk Saim Akhan
  • 22 Ağustos 2014
  •     

Not: 3H Blog'da ifade edilen görüşler, yazarların şahsi görüşleridir.

Bekir Berat Özipek’in Muhafazakârlık kitabını bitirdiğimde aklımda beliren şey, buradaki muhafazakârlık kavramsallaştırmasının ekonomik özgürlükler açısından klasik liberalizmin kopyası olduğu, politik özgürlükler açısından da -belki bilerek- yüzeysel bırakıldığıydı.

Muhafazakârlığın ise “dindarlık” demek olmadığını bildiğimizi varsayıyorum. Her ne kadar aralarında doğru orantı ilişkisi varsa da bu dinin kendisinden değil, geleneğin çoğunlukla dini kuşatmasından kaynaklanmıştır.

Türkiye’de mevcut liberalizm networkünün büyük çoğunluğunu kapsayan bir yapının üyesi olarak muhafazakârlığın zayıf damarının üzerine çok gitmemeyi tercih etmişti Özipek. Liberal camianın önceki kuşağının neredeyse tamamının muhafazakâr bir geçmişe sahip olduğu düşünüldüğünde böyle bir yorum geliştirilmesi makul idi.

Ancak bir sıkıntımız var. Liberalizmin amiral gemisi, bu akademik yaklaşımla net olarak “muhafazakâr” olarak tanımlanmalıydı. Neden?

2002 öncesi iktidar ilişkileri konumuz değil zira hepimiz gayrımeşru iktidar odaklarıyla nasıl bir ilişkimiz olması gerektiğinde anlaşabiliriz. Asıl mesele meşru yöntemlerle iktdarı devralanlarla ilişkilerin niteliği.

Politik özgürlükler konusunda şüpheci ve sekter tavır, iktidar ile her zaman “iyi” ilişkileri tercih etmek, değişim talebini iktidarı aklına “inception” etme yoluyla kazanım haline getirme taktiğini benimsemeleri... En önemlisi de yaslanabileceği gelenekten başka birşeyi olmayan İslamcılık’a sonsuz güven. Hatta bu İslamcılık iktidarı kuşatmışken bile...

Kısa vadeli ve reaksiyoner tepkiler üzerinden kurumları etiketlemek çok makul gelmemekle birlikte bir süreklilikle karşı karşıyayız.

Gezi Parkı’nı hemen takip eden süreçte şöyle yazmıştım. Birey ve devlet karşı karşıya geldiğinde bireyden yana tutum almakta tereddüt eden bir liberalizm düşünemiyorum[1] Bu bireylerin taleplerinin haksız olması yahut zamansız, izansız olması bu söylediğimi değiştirmez.

Önce şunu anlamamız gerekiyor. İçinde silah olmayan hiçbir “iktidarda değişim talebi”,  “darbe” değildir. Tıpkı Tahrir’deki gibi. Tıpkı Gezi’deki gibi. Oluşan gerilimin tasfiyesi için kolluk güçlerinin güç kullanması durumu siyasilerin sonuçlarına katlanma şartıyla verebileceği bir karardır. Ancak, bir liberal, devletin yanına geçip oradan protesto hakkını kullanan insanlara had bildiriyorsa iş değişir. (Evet bir eylem sırasında birinin sizin yanınızda olması sizi onun o eylem dışındaki görüşlerine ortak yapmaz ama devletle saf tutmak sizi illiberal yapar.)

Burada yapmaya çalıştığım şey 2-3 reaksiyon üzerinden olayı kişiselleştirmek değil. Ancak şunu görmezden gelmek de mümkün değil. Zira “öz liberal” titriyle iktidarın sınırı aştığı anlarda iktidara meşruiyet devşirmek söz konusu olduğunda bu titrin kendisi sorgulanır. Örneğin soldan ve marksist teoriden nefret etmeniz sizi liberal yapmaz. Kemalizmle cengaverce savaşmanız da sizi liberal yapmaz. Ancak bu nefret ve mücadeleniz sırasında edindiğiniz bagajlar (solun siyasi özgürlüklerini küçümsemek, kemalistlerin vicdan ve ifade hürriyetlerini yok saymak gibi) sizi illiberal yapabilir. Bahsettiğim mesellerden anlaşılacağı üzere illiberal noktalara savrulma anları politik özgürlükler söz konusu olduğunda ortaya çıkıyor.

Bunun yanında başta da söylediğim gibi ekonomik özgürlükler söz konusu olduğunda görece daha “klasik liberal” tepkiler görüyoruz. Piyasa ekonomisi savunulan bir yazıyı okuduğumuzda anlaşamayacağımız bir nokta bulmak zor. Ancak örneğin iktidarın son Bank Asya operasyonuna ses duymadık. Çünkü mağdur iktidar tarafından mimlenmişti. 1998’in aksine, iktidar arkasına kitleleri almıştı bu tip bir mimleme yaparken. O gün politik özgürlükler adına ilkeli duruş gösteren yakın Türkiye tarihinin ilk nesil liberalleri bugün liberaller arasında tek uzlaşı konusu olarak kalan ekonomik özgürlüklerden bile taviz verebiliyorlardı.

Muhafazakâr ideolojinin iktidarla ilişkisi liberal düşünceye göre “daha samimi” diyebiliriz. Ancak burada karşı karşıya kaldığımız “daha samimi” olmaktan fazlası. Şiddetsiz eylem ile protesto hakkını kullanan bireylere “totaliter” diye hakaret ederken iktidarın koluna girmiş olduğunu pişkinlikle karşılayıp göğsünde yumuşatıp liberalizm101 tadında yazılarla muhazafakâr kitlelere öz liberal benim pozu keserken vole çekmek bu. Samimiyet falan açıklamaz. Ama çok şükür liberalizmin iyi stoperleri var. Top geçse adam geçmez cinsinden anarko kapitalistler. Çalım yemeyecek liberteryenler...

Konuya dönersek kişi üzerine odaklanmak değil, eski Türkiyenin liberallerinin Yeni Türkiye’de neden muhafazarlığa rücu ettiğini düşünmek gerekir. Ne de olsa eskiden Wikileaks olayını parti ile kutlayıp şeffaflık açısından devrim diye niteleyen ama yeni Türkiye’de iktidarın rüşvet işlerini ortaya seren sızıntıları kriminalize edip bir kitleye angaje eden liberalimiz de var.

Daha somut konuşmak gerekirse bir liberal ile muhafazakârı şu ölçülerle ayrıabiliriz.

Bir muhafazakâr[2];

  1. Bireyin mütavazı olmasını bekler.
  2. Toplumu oluşturan değer ve kurumlar bireyi tamamlar. Birey bunlarsız eksiktir.
  3. Bu kurumlardan “gelenek” öncelikle başvurulacak “rehber”dir.
  4. Muhafazakâr için bu değer ve kurumları koruma, toplumu bir aile gibi bir arada tutma kaygısı, zaman zaman onu paternalist bir devlet anlayışına götürür.”
  5. Otorite ve hiyerarşiye sempatiyle bakar.
  6. Bireyi koruyan gönüllü toplumsal kurumlara otoritenin saldırısını hoş görmez.

 

Bu son madde Yeni Türkiye’de muhafazakâr formasyona rücu eden eski liberallerin aşmak zorunda kaldığı sınırdı.

6. Bu noktada soru dindar kitleler muhalfetteyken liberal düşünceyi benimseyen ve Türkiye’de liberalizmin amiral gemiliğini üstlenen yapının tutumunun muhafazarlığa bile sığmaması. İktidarın çekim alanında güçlü olmanın haklı olmaya, güçlüye bağlı olmanın ilkelere bağlı olmaya tercih edilmesindeki ahlaki çıkmaz illiberal sıfatıyla açıklanamaz.

5. Maddeler için tersten gidersek, otorite ve hiyerarşiye karşı tutumu hiç değişmeyen bir kişiden bahsediyoruz. Kurumsal olarak da on yılda kitlelerin iktidara yedeklenmesiyle sınırsız meşruyiet devşiren bir yapı bu.

4. Paternalist devlet anlayışına dair en ufak bir eleştiri görmek mümkün değil. Zira iktidar olmanın (seçimle olduğu sürece) bireylerin ne yapacaklarına karışma hakkını verdiğini savunan liberallerden bahsediyoruz. Çoğunlukçuluğu liberal demokrasi diye yutmuyoruz tabii.

3. Yaslanacağı tek duvarı gelenek olan İslamcılığa hiçbir yapısal eleştiri getirmemiş bir kuşaktan bahsediyoruz.

2. Spontane gelişen Gezi sürecinde bireylerin tepkilerini, ortaya çıkan sosyal enerji yerine bir örgütlülüğe bağlamak, örgütlülüğün mutlaka kazanacağı öngörüsü üzerinden sol ve kemalist düşünceyi Gezinin hakimi ilan eden bir düşünce yapısı karşımızdaki.

1. Hepsinden önemlisi ilk 3 gününü desteklerini ilan ettikleri (alenen yalan söylediler, ahlaki çıkmazlar bu yazının konusu değil) Gezi protestolarında, iktidarın arkasına geçip sokaktaki insanlara had bildirme girişimlerine hep birlikte maruz kaldık.

Şimdi nasıl Yeni Türkiye nasıl yeni değilse liberal etiketlerini alınlarına yapıştıranlar muhafazakâr mı? Büyük oranda evet. Ama muhafazarlık saygın bir ideoloji olarak kendi içinde ahlaki tutarlılık gösterir. Bizdeki muhafazakârlara ancak bir çeşit devletçi-muhafazakâr diyebiliriz.

Muhafazakârlığın içinde bile tutarlılık geliştiremeyen reaksiyoner bir düşüncenin tecessüm ettiği kişiler liberal midir? Bunu sormayacağım bile.

 

 


© 2013 3H Hareketi. Powered by Akıl Ofisi