Japon yeni mağdurları ve İrfan Bektaş Yıldırım

  • Muhammed Tuna
  • 11 Mart 2015
  •     

Not: 3H Blog'da ifade edilen görüşler, yazarların şahsi görüşleridir.

Bundan dört yıl kadar önce 3H üyelerinden Soner, ‘’Ekonomik Beklentiler ve Ruh Sağlığımız’’ konulu bir televizyon programına katılmıştı. Program Türkiye’de ekonomik politikaların vatandaşın ruh sağlığını kötü yönde etkilediği üzerine bir konsensüse varmak niyetiyle tasarlanmıştı. Hem diğer katılımcıların söyledikleri hem de program moderatörünün yönelttiği sorular herkesin psikolojisinin bozulduğu üzerineydi. Hatta moderatörün programa ‘’Hocam sizce gerçekten deliriyor muyuz? Ne yapmalıyız?’’ sorusuyla başlaması da gerçekten delirmiş olan bir toplum varmış ve bunları ıslah etmemiz gerekiyormuş hissini veriyordu. Evet, belki gerçekten de deliriyorduk ama bunun sebebi ekonomi değildi henüz. O zamanlar Türkiye ekonomisi daha liberal ve gerçekten kötüye gitmeyen bir vaziyetteydi ama stüdyoda bu fikri savunan tek kişi Soner’di. Savaş meydanında etrafı düşmanlarla çevrilmiş elinde bir kılıç ve bir kalkanla kalan son kişi gibi direniyordu. Argümanlarını global verilerle açıklamaya çalışıyor, temel iktisadi bilgileri hatırlatmak zorunda kalıyor, 10 yıl önceki veriler ile o günkü verileri kıyaslıyor ve durumun daha iyi olduğunu anlatıyordu ama programdakiler kendi ezberlerini bozmak istemiyorlardı. 

Katılımcılardan biri de döviz mağdurlarını temsil etmek üzere programa katılmış bir adamdı. Döviz mağdurlarının hikayesini kısaca hatırlatmak isterim; birkaç yıl önce döviz kuruyla kredi alma moda olmuştu. Japon yeni daha düşük faizliydi ve cazip geliyordu; insanlar da yen üzerinden kredi aldılar. 2008 krizinden sonra yendeki aşırı değerlenme sonucu insanlar kredi taksitlerini ödeyemedi ve kendilerine “dövizzede” demeye başladılar. İşte bu dövizzedeleri temsil eden bir katılımcı da o programdaydı ve sürekli mağduriyetlerini anlatarak devletin bu işe bir el atması gerektiğini ve borçlarını kapatması gerektiğini söylüyordu. Çünkü psikolojileri her geçen gün bozuluyordu ve onun için bu programa katılmıştı. 

Program böyle devam ederken İrfan Bektaş Yıldırım diye biri telefon bağlantısı ile programa katıldı. Kendisinin de Japon yeni mağduru olduğunu söylüyordu ama bunu oradaki adamdan biraz farklı ifade ediyordu. ‘’Ben de Japon yeni mağduruyum, yen üzerinden konut sahibi olmak istedim ama olamadım ve borçlandım. Benim yaptığım bir salaklıktı ve kabul edin siz de salaklık yaptınız. Salaklığımızı devletin tolere etmesini beklemiyorum, çünkü devletin görevi bu değil.’’ diye konuşuyordu. Soner ise o esnada büyük bir şaşkınlıkla ve bulunduğu savaşta bir müttefik edinmiş gibi olanları izliyordu.

İrfan Bektaş Yıldırım’ı yayından aldılar. 

Programda mağdur olan bey de aslında İrfan Bey’i tanıdığını ve onun başka bir şey söylemek istediğini iddia ediyordu ama gerçekte İrfan Bektaş Yıldırım diye biri yoktu, çünkü İrfan Bektaş Yıldırım trolllemek için programa katılmış başka bir 3H üyesiydi. Evet, programı trollledi ama söylediklerinde haklıydı. 

Ekonomik olarak aldığımız risklerde zarar ettiğimiz zaman devletin başkalarının vergileriyle bizi kurtarması gibi bir görevi yok. Nasıl ki aldığımız riskte kâr edince birinin gelip ‘’sen çok kâr ettin birazını bana ver’’ deme hakkı yoksa bizim de zarar edince ‘’zarar ettim, devlet başkalarının parasıyla gelip beni kurtarsın’’ deme hakkımız yok. Yani bu tür bir durumda kârı paylaşmayıp zararı paylaşmak takdir edersiniz ki çok adil bir beklenti değil.

Devletin bedava hizmet verdiği ve sağladığı paranın gökten geliyormuş gibi algılanması, ne yazık ki epey yaygın ve büyük bir yanılgı. O para gökten gelmiyor, sizin cebinizden çıkıyor benden söylemesi. İşte bunun için devletin başkalarının aldığı riskler sonucu uğradıkları zararı diğer vatandaşların paralarıyla tolere etmek gibi bir görevi yok derken İrfan Bektaş Yıldırım haklıydı. 


© 2013 3H Hareketi. Powered by Akıl Ofisi