Hukukun ve özgürlüğün demokrasiyle imtihanı

  • Muhammed Tuna
  • 26 Aralık 2013
  •     

Not: 3H Blog'da ifade edilen görüşler, yazarların şahsi görüşleridir.

Demokrasiyi, halkın yönetimi veya yönetimin halka karşı sorumlu olması olarak tanımlarsak üç aşağı beş yukarı doğru bir tanım yapmış oluruz. Son zamanlarda yaşanan hukuksuzluklar, yolsuzluk, devletin şeffaflığının azalması, vb. olayların karşısında, gerek iktidarın almış olduğu tavır gerekse fanatiklerinin almış oldukları tavır genel olarak demokrasinin arkasına sığınmak yönünde. Yapılmış olan adli kolluk düzenlemesi -ki hukuk devleti ilkesini benimsemiş herhangi birinin her şeyi göze alarak bunun karşısında durması gerekir-, emniyet müdürlüklerinde ki basın mensuplarının ihraç edilmesi, savcının soruşturma başlatmasına engel olunması gibi ilkel ve artık dünyada şaşkınlıkla karşılanan olayların yaşanmasında sığınılan ve bunu meşrulaştırmaya çalışılan tek yol demokrasi. Haliyle demokrasiye bu kadar sığınan ve her reaksiyonunda ‘’milli iradenin önüne geçilmesi’’, ‘’sandıkta hesaplaşalım’’ gibi konuyla hiç alakası olmayan bir tavır alarak, yapılanların yanlış olduğunu savunan herkese darbeci muamelesi yapılması elbette şaşırılacak bir duruş değil. Hatta gülünç.

Herkesçe bilinen bir şey vardır; demokrasiyi ve özgürlükleri ancak hukukla korursunuz. Demokratik bir seçimle iktidara gelmiş olan ve demokrasiye aşırı derecede saygı gösterdiğini belirten bir iktidar partisinin hukuka bu denli saygısızlaşması ve hukuku itibarsızlaştırması açıkcası demokrasiye de bir saygı göstermediği düşüncesini doğuruyor. Samimiyetsiz bir demokrasi savunusuyla demokrasinin kalkanı olan hukuku ayaklar altına alır şekilde keyfileşmesi, bu iktidarın hukuk kadar demokrasiyi de önemsemediğini gösterir.

İktidarlar meşruiyetini anayasaya bağlı kaldıkları müddetçe koruyabilirler. Anayasa, bireysel hak ve özgürlüklerin korunması için devletin sınırlandırılmasını ifade eder. Diğer bir tanımla, keyfi iktidarın antitezi olarak devletin hukukla sınırlanmasıdır. Yapmış olduğumuz bu tanımlarla hukukun ve özgürlüğün devlet yapısı için şart olduğunu ve varlığını sürdürmesi için hukuka ve özgürlüğe bağlı kalması gerektiğini görüyoruz. Demokrasi ise bu şartlarla kurulmuş olan devletin başına gelecek olan yönetici kadrosunu halkın seçmesidir. Demokrasiyi, hukuk ve özgürlüğün yanında ikincil bir değer olarak yorumlamayı tercih ediyorum. Yargı bağımsızlığını ihlal ederek demokrasinin gereğini de gerçekleştiremezsiniz. Devletin ele geçirilmesi teorileriyle ve bundan doğan iktidarı elde tutma kaygısıyla verilecek reaksiyon hukukun çiğnenmesi olamaz. Tam tersine hukukun önünü açıp, hukuka yüklediğimiz demokrasi koruyuculuğu görevini gerçekleştirmesini sağlamak evladır.

Anayasacılığı Loughlin şöyle ifade ediyor: "Anayasacılık, bir sınırlı devlet teorisidir ve esas olarak modern anayasaların hangi normları içermeleri gerektiğiyle ilgilidir. Onun temel ilkeleri yargının bağımsızlığı, kuvvetler ayrılığı, bireysel haklara saygı ve anayasal normların koruyucusu olarak yargının rolüdür." Bu tanıma dayanarak anayasacılık, iktidarın yapamayacağı şeyler olmasını, keyfi ve baskıcı yönetimden kaçınmayı gerektirmektedir. Böylelikle insan hakları birinci şarta, hukukun üstünlüğü ise ikinci şarta denk düşer. İktidarın sınırlanması için ise en pratik yöntem kuvvetler ayrılığıdır. İktidar büyük bir güçtür. Ve devletin 3 temel erki olan yasama, yürütme ve yargı erklerini tek bir erkte yani yürütmede birleştirirsek zaten sınırlı devletten söz edemeyeceğimiz gibi siyasi iktidarın gücüne de güç katmış oluruz.

Kuvvetler ayrılığını ihlal eden, hukukun üstünlüğünü göz ardı eden, anayasanın ruhunun gerektirdiği sınırlı devlet kaidesini çiğneyen bir iktidarın, meşruiyeti için ikincil gereklililik olarak tanımladığımız demokrasiyi esas kabul edip, her yaptığı fiili demokrasi bahanesiyle meşrulaştırmaya çalışması demokrasiyi önemsizleştirir, meşruiyetini zedeler.



© 2013 3H Hareketi. Powered by Akıl Ofisi